Sakarya Başörtüsü Platformu Hakkında


Sakarya Başörtüsü Platformu olarak bu hafta itibariyle 53. eylemimizi gerçekleştirdik. 1 yıldır, her Cumartesi saat 12.30’da Bulvar AKM önünde toplanarak, Tevhid-Adalet-Özgürlük için, Sakarya ve Türkiye tarihinden ve inşaAllah insanlık tarihinden izleri silinemeyecek bir eylemlilik içindeyiz. Bu zulüm düzeni varolduğu sürece de, biz mücadelemize devam etme niyetindeyiz.

İlk olarak şu soruya cevap verelim:Neden bir başörtüsü platformu kurma ve böyle bir eylemliliği Sakarya’da başlatma ihtiyacı hissettik?

Bu aslında, başörtüsüne yüklediğimiz anlam ve yasağı nasıl kavradığımızla da ilgili bir soru. Biz, başörtüsünü, salt bir fıkıh meselesi olarak hiçbir zaman ele almadık. Başörtüsü yasağını da, devlet kuruluşlarına ve okullara başörtülü girmenin engellenmesiyle sınırlandırmadık.

Başörtüsü bizim için Allah’ın emri ve inancımızın gereğidir. Bu bağlamda, başörtüsüne getirilen yasak, aynı zamanda İslam karşıtlığının da açık bir göstergesidir. Biz ise Müslümanlar olarak, dinimizi özgürce yaşamamıza engel olan bir düzende, Müslümanca yaşamak için inancımızı savunmak zorundayız.

Özellikle 28 Şubat ile başlayan süreçte, bu zorunluluk kendini daha çok hissettirdi. Milli Güvenlik Kurulu’nda alınan kararlarla, İslam, irtica adı altında öncelikli tehdit ilan edildi. Başörtüsü yasağı bu kararların en görünen ve vahşice uygulanan yüzü oldu. Bu süreçte binlerce öğrenci okullarından uzaklaştırıldı, atıldı. Binlerce memur sürüldü ya da işinden edildi. Mağduriyetlerin aileleri de etkilediği düşünüldüğünde, on binlerce ve hatta yüz binlerce insan zor günler geçirdi, geçiriyor...

Bu zor günlerde, Müslümanlar kitlesel ve istikrarlı bir direnişi, maalesef uzun soluklu sergileyemedi. Baskı ve zorbalık, bir süre sonra kitlede karamsarlığa ve yılgınlığa yol açtı. Bu süreçte, ciddi bir özeleştiri de yapılmadı. Yasağın kaynağındaki düzen sorununa eğilmeden, bir takım yüzeysel talepler gündeme taşındı. Sanıldı ki, bayraklar altında yapılan gösterilerle ve sisteme köklü bir eleştiri getirmeyen açıklamalarla, masumiyet ispatlanacak, yasak kalkacaktı. Tabi ki böyle bir şey mümkün değildi, olmadı da...

Sonrasında, umutsuzluk, çözümün yanlış yerlere havale edilmesine yol açtı. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), insanların gözünde, 28 Şubat’a verilecek bir cevaba dönüştü. Oysa seçim meydanlarında, AKP ve kurucu kadrosu hiçbir toplumsal sorun karşısında tavır almayacaklarının işaretini çok açık veriyordu. Fakat insanlar, 28 Şubat’taki gibi bir manzaranın tekrar yaşanmaması için, böyle bir siyasetin adım adım çözüme götüreceği inancını taşıyordu. Baskı ve yasaklara karşı yükselen tepkiyi oya dönüştüren AKP, tek başına hükümet oldu. Aradan günler, aylar, yıllar geçti... Fakat başörtüsü sorunu ne gündemden düştü ne de olumlu bir gelişme yaşandı. Sorun, eskisinden de kötüye gitmeye başladığında ise, insanlardaki umutsuzluk da birkaç kat daha derinleşti. Artık böyle bir düzende, hiçbir çözümün üretilemeyeceği düşüncesi yaygınlaşmaya başladı.

Biz ise başörtüsü platformu ile sorunlar karşısında çözümün, olmadık yerlere havale edilerek değil, ancak inisiyatifin doğrudan ele alınmasıyla geleceğini göstermeyi amaçladık. Sorunun, uzun sürecek ilkeli ve tutarlı bir mücadelenin sonunda, ancak Müslümanların sorumluluk almasıyla ortadan kalkacağına inandık.

Kendi yerelimizde kuracağımız platformla, yasağın devam ettiğini gündeme getirmeyi, başörtüsü yasağının kaynağını ifşa etmeyi, yasakçıların dünya genelinde aynı zulüm mantığına sahip olduğunu anlatmayı ve bu zulme sessiz kalmakla çözümün değil sorunun bir parçası haline gelineceğini göstermeyi amaçladık. Böylece, her Cumartesi saat 12.30’da Bulvar’da toplanmaya karar verdik.

Biz ilk eylemimizi yaptığımızda, Kocaeli’deki “Başörtüsüne Özgürlük” eylemleri 20. haftasına ulaşmıştı. Aynı gün ve aynı saatte, iki ilden birden yükselen sesin daha güçlü çıkacağını ümit ettik. Bu örneklik, başka illeri de harekete geçirebilir ve karamsarlığı dağıtarak, insanları yeniden direnmeye çağırabilirdi. Nitekim bugün Ankara’da kurulan İnanç Özgürlüğü platformu, 25 haftayı geride bıraktı. İzmir’de ise her ayın ilk haftası, aynı mesaj gündeme taşınıyor. Umudumuz, zaman içinde başka illerin de bu halkalara eklenmesidir.


Peki Sakarya Başörtüsü Platformu nasıl kuruldu?

Başörtüsü platformu düşüncesi, Sapanca, Geyve ve Adapazarı’ndan kardeşlerimizle ayda bir toplanarak yaptığımız istişarelerin sonucunda gelişti. Bu süreçte, neyi, nasıl yapabileceğimizi tartıştık ve sayıları artırmak için kendi mesajımızı eğip bükmenin değil, az da olsak Allah’ın ayetlerine hayatın içinde şahitlik edebilmenin önemli olduğuna karar verdik ve birlikte hareket ederek, kararımızı uygulamaya koyduk.

Bu süreçte, İslami hassasiyetlerinden emin olduğumuz farklı yapı ve platformlardaki kardeşlerimizle de görüşmelerimiz oldu tabi ki. Kimisi desteklemeyeceklerini belirttiler, kimisi ise destekleyeceklerini ama imza atarak sorumluluk almayacaklarını ifade ettiler. Sonuçta, bileşenlerini Sakarya Dayanışma Platformu, Sapanca Bilgi Eğitim Yardımlaşma Derneği ve Geyve Dayanışma İnisiyatifi’nin oluşturduğu, desteğin ise bu konuda hassasiyet taşıyan bir çok kardeşimizden geldiği Sakarya Başörtüsü Platformu kuruldu.

Bu noktada karşılaştığımız bir diğer soru da, neden sadece başörtüsü?

Bu soruyu doğru bulmadığımızı hemen ifade edelim. Çünkü, başörtüsü bizim için sadece bir örtünme biçimi anlamına gelmiyor. Başörtüsü, Allah’ın emri ve Müslüman kadının kimliği. Herhangi bir partiyi ya da grubu değil, bizatihi İslami kimliği temsil ediyor. Dolayısıyla başörtüsü yasağı da tek tek kişileri değil; İslam’ı ve İslami kimliği savunanları hedef alıyor. Yasağın muhatapları, sadece örtünen kadınlar değil; Türkiye’de yaşayan tüm Müslümanlar. İşte bu yüzden, başörtüsünü savunmak, İslami kimliğimizi, inancımızı, değerlerimizi ve ibadetimizi savunmakla eşdeğerdir. Yasakçı düzenin zulmüne ortak olmamaktır.

Başörtüsü yasağı, baskı rejiminin bu ülke halklarına dayattığı resmi ideolojinin kabul görmediğinin somut bir tezahürüdür. Yasağa karşı çıkmak ise, zulüm düzeninin reddedildiğini ortaya koymaktadır. Sorun sadece hak ve özgürlükler ya da inanç, düşünce ve eğitim özgürlüğü mücadelesi değildir. Bir din olan İslam ile devletin resmi ideolojisi Kemalizm arasındaki uyuşmazlık, başörtüsü yasağında kendini açığa vurmaktadır.

Başörtüsü eylemlerinde, ‘cunta rejimi’nin baskılarına yönelik eleştiriler yükseltilirken, ülkedeki diğer sosyal sorunlar da gündeme getirilmektedir. Çünkü sorunların temelinde, iktidarı, halk için değil halka karşı kullanan bir avuç mutlu azınlığın oluşturduğu militarist yapı ve onun temsil ettiği baskıcı yönetim biçimi yatmaktadır.

Türkiye’de milyonlarca insan açlık, işsizlik, sefalet, ahlaki yozlaşmışlık, dünyevileşme, bireycileşme gibi sorunlarla boğuşuyorsa, Kürt sorunu devam ediyorsa, haklıların değil, güçlülerin hukuku üstünse, “terörle mücadele” bahanesiyle tüm toplum tehdit ediliyorsa, düşünce ve ifade özgürlüğü kısıtlanıyorsa, insanlar hapishanelerde tecrit ediliyorsa, bu sorunlar başörtüsü sorunundan ayrı tartışılamaz.

Ayrıca terörist ABD’nin ve siyonist İsrail’in işbirliği içinde Ortadoğu coğrafyasını kana bulayarak korkunç bir vahşet uygulamasını, Afganistan ve Çeçenistan’da devam eden kirli işgalleri de başörtüsü yasağından ayrı düşünmek, doğru değil. Çünkü sömürgecilik anlayışının İslam’a ve Müslümanlara yönelik uygulamaları, her yerde aynıdır ve bu bağlamda başörtüsü yasağı, küreselleşen hegemonyanın çirkin yüzünü göstermektedir. Yasağa hayır demek ise, tüm bu haksızlıklara, işgallere ve katliamlara karşı çıkmakla aynı anlamdadır. Bu yüzden konuyu, sadece kamusal alanda başörtüsü takmayla sınırlandırarak tartışmak, zulümde sınır tanımayanların tuzaklarına gözü kapalı düşmektir.

Bugüne kadar neler yapıldı?

Başörtüsü Platformu olarak önceliğimiz her Cumartesi 12.30’da toplanıp, gündeme ilişkin basın açıklamamızı yapmaktı. Açıkçası başörtüsü yasağına ilişkin her hafta yeni bir boyut ortaya çıktığı için, bu konuda pek fazla konu sıkıntısı da çekmedik... Bu aynı zamanda, başörtüsü yasağının gündemin sanal değil gerçek sorunlarından biri olduğunu da gösteriyordu... Biz ise her Cumartesi, bu sorunu kendi bakış açımızla gündeme taşıdık.

Avrupa Birliği sürecinde özgürlükler gelişecek denirken AİHM kararıyla ikiyüzlülük ortaya çıktığında biz “Ne AB ne ulusalcı cephe: Tek çözüm İslami Mücadele” demek için meydanlardaydık. “Haydi kızlar okula” diyenlerin, başörtülü kızları nasıl kapılardan çevirdiğini anlattık. Ramazan ayında televizyon ekranlarından inancımızla alay edilmesini kınadık.

Cumhurbaşkanlığı’nın başörtülülere karşı ayrımcılığındaki sınır tanımazlığı, peruğun da yasaklanmasıyla direnişi çözüm görmeyenlerin düştüğü acizliği, toplumsal mutabakat ile bir avuç zorbadan ümit beklemenin yanlışlığını, basında “türban” diyerek İslam’a yapılan hakaretleri, YÖK’ün yasağı her yere yaymasını, ÖSYM’nin başörtülü kızların başı açık fotoğraflarını almak için başlattığı kabin uygulamasını, karikatür krizini, Danıştay’ın başörtülü bir öğretmeni “kötü örnek” göstermesini, sonrasında Danıştay’a yapılan saldırının bahane edilerek Müslümanlara karşı yeni bir linç girişimin başlatılmak istenmesini, artan toplumsal şiddetin yasakların bir sonucu olduğunu, emekli askerlerin Müslümanlarla alay edercesine beyanatlar vermesini ve daha bir çok konuyu kendi durduğumuz yerden tavır almak, karşı koymak, düzenin hukuksuzluğunu ifşa etmek ve yasakçılara, İslami taleplerimizden asla vazgeçmeyeceğimizi duyurmak için elimizden gelen gayreti gösterdik.

Sakarya Başörtüsü Platformu olarak başka ortak platformlarda da yer aldık. Kimi zaman Sakarya Adalet Girişimi’nin terörist ABD ve siyonist İsrail’e karşı düzenlediği eylemlerde saf tuttuk, Peygamberimize saygı yürüyüşünde “Yolumuzun Resullerin yolu” olduğunu ve “Ağlayan değil direnen ümmet”i inşa etmek için mücadele verdiğimizi gösterdik...

Kimi zaman, ülkedeki egemen sınıfın kurumsallaştığı Genelkurmay’ın Şemdinli sonrasındaki muhtırasına ve hukuk düzeni üzerinde kurduğu baskılara karşı sesimizi yükselttik.

Sakarya TMK’ya Hayır Platformu’na katılarak, terörle mücadele bahanesiyle tüm muhalif hareketlerin susturulmak istenmesini protesto ettik.

Irak Kürdistan’ında esir tutulan Özgür-Der üyesi kardeşlerimiz için çağrıda bulunduk. Bugün itibariyle 60 gündür gözaltında tutulan kardeşlerimizin uğradığı haksızlık gündemimiz oldu ve kardeşlerimiz özgür bırakılana kadar da olmaya devam edecek.

Sakarya Başörtüsü Platformu olarak, tevhidi bir mücadeleyi, Kur’anın aydınlığında ve Peygamberimizin örnekliğinde sürdürmek niyetindeyiz. Biliyoruz ki, bu mücadele bizimle başlamadı ve bizimle de bitmeyecek inşaAllah.

Çocuklarımız, eylem alanlarında, abilerinin ve ablalarının şahitliğiyle birlikte öğreniyorlar hayatı. Zulmün, küfrün, fitne ve fesadın ne olduğunu ve bu zulüm düzeninin İslam ile nasıl ıslah edileceğini yaşayarak öğreniyorlar.

Bizler de öğreniyoruz bu süreçte... Dayanışma ve kardeşliğin sadece rahat zamanlarda ve cümlelerde kalmaması gerektiğini, tevhidi bir mücadelenin ancak ilkeli birlikteliklerle güçleneceğini, sayıların değil yapılanların önem kazandığını, herkesin susmayı tercih ettiği bir ortamda hakkı haykırmanın nasıl bir sorumluluk olduğunu, herkesin yerinde oturmayı seçtiği bir zamanda, meydanda durarak İslami kimliğini ve söylemini, yüzünü saklamadan savunmanın nasıl bir gereklilik olduğunu... yaşayarak öğreniyoruz.

Ve bize, 10 dakikalık bir açıklamayla yasağın ortadan kalkacağına inanıp inanmadığımızı soran kardeşlerimize hep İbrahim’in ateşine su taşıyan karınca misalini hatırlatıyoruz:

Zulmün yaktığı ateşe elimizden geldiği kadarıyla su taşımaya çalışıyoruz. Böylece en azından safımızı belli ediyoruz ve inanıyoruz ki, gayret bizdense başarı elbette Allah’tandır.

Ve son olarak sözü, Rabbimizin sözüyle tamamlıyoruz. Rabbimiz, Ali İmran suresinde buyuruyor ki:

“Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir.”