Ece Temelkuran
Haz-rool! Türba-aan!
Fiyonk!
Belli ki türbanların çekilip aşağıya
alınamayacağına kanaat getirildi. Bundan böyle "modacılar" adlı
otoritelerden de görüş alınarak "çağdaş türbanlı nasıl olmalı?"
mevzuuna girişilecek! Buyurun "Ensede Fiyonk Yönetmenliği"ne!
"Ahsen Unakıtan'ın türbanı, altı aylık sürede belirgin bir şekilde değişerek
'modern bir çizgiye' oturdu. Türbanını günlük giysileriyle uyumlu renklerde takmaya
özen gösteren Unakıtan'ın yeni tarzına modacılar da tam not verdi. Modacılar Unakıtan'ın
modern tarz türbanının 'yeni türban biçimi' olduğunu belirttiler. Bu tarz türbanın
özellikle gençler arasında yaygın olduğu kaydedilirken bu türbanda eşarp, arkadan
fiyonk yapılabildiği gibi, özel bir iğneyle ensede birleştiriliyor."
Kabul edilebilir tarz!
Şu anda okumakta olduğunuz
cümleler, Hürriyet gazetesinin manşet üstünden dün verilen haberiydi. "Pratik
bakanın eşi formülü buldu" başlığıyla, çocuklar gibi şen verilen haberde
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın eşi Ahsen Hanım'ın "kabul edilebilir" tarzına
dikkat çekilerek övülüyor, başlarını eskisi gibi bağlamaya devam eden kabine hanımları
"Onlar eskisi gibi" denerek yani parmakla göstermek suretiyle ayıplanıyordu.
"Örnek öğrenci" ilan edilen Ahsen Hanım'ın piyano çalmak ve tenis oynamak
gibi "klas" özellikleri öne çıkarılarak dökümü yapılıyor, bununla
yetinmeyip "Bakınız 'bize' nasıl uyum sağladı" kabilinden "önce-sonra"
fotoğrafları verilerek "gösterdiği ilerleme" alkışlanıyordu. Bu nedir şimdi?
Beyaz Türk, bu işten "kurtulamayacağını" anlayınca "örnek türbanlıyı"
tespit etmeye mi girişti? Türban enseden fiyonk yapılınca mesele halledilmiş mi
olacak? Yoksa şimdi de sırada "ensede fiyonk yönetmeliği" mi var? Belli ki türbanların
çekilip aşağıya alınamayacağına kanaat getirildi ve bundan böyle kim olduğu da
belli olmayan "modacılar" adlı otoritelerden görüşler alınarak "çağdaş
türbanlı nasıl olmalı?" mevzuuna girişilecek!
"İyi türban modelini" anlatmak için takdire şayan gayretlere girişilen
haberde Ahsen Hanım'ın ne kadar "bizim gibi canım!" olduğunu söylemek için
çeşitli verilerden yararlanılırken Brigitte Bardot'ya benzetilmesi bir kenara, eskiden
"koyu solcu" olduğu da anlatılıyor.
Eski solcu Brigitte Bardot
Hani Brigitte'ten olmazsa
solculuktan hesabı! "Onu sevin" yani, "Onu kabul edin!". "Barış
olsun" logosuyla verilen haber, türbanla ilgili derin meseleyi "ensede fiyonk
yaparak" çözdüğünden dolayı içi rahatlamış olarak bitiyor. Yani aslında
sevinçler içinde şöyle diyor haber:
"Bakın, meğer ne kadar kolaymış bu meseleyi halletmek! Türbanı fiyonk yapalım,
enseden iğneleyelim gitsin!"
Ahsen Hanım'ın protokol esnasında eşine "aşkım" diyecek kadar tatlı ve hoş
bir kadın olması, hakikaten enteresan bir kişiliğe ve hikâyeye sahip olması bir
kenara yani. Uzak bir kenara... Bilhassa eski solculuğu niyeyse sayfanın en altına,
üç satıra!
Genellemenin insafsızlığı
Örtünmek, saklanmak, kadınla
erkeğin ayrı kurallara tabi tutulması abuk sabuk bir şeydir. Bunun ne Atatürkçülükle
ne de dinle ilgisi vardır: Kadınların başını örtmek zorunda olması başlı başına
saçmadır. Kafanın üzerinde ne var ki örtülüyor yani? Fakat işte insanlar bu
meseleye ölümcül bir kıymet veriyor diye tartışıyoruz. Konu saçma olunca tabii,
tartışmalar da saçmalaşıyor. Tarhan Erdem'in Milliyet için yaptığı ve doğru
okunduğunda sadece türban konusunda değil birçok toplumsal meseleyle ilgili çok önemli
veriler sağlayan araştırması günlerdir gazete ve televizyonlarda tartışılıyor.
Sayılar, sayılar, sayılar... Sayılar çoğaldıkça Nietzsche'nin bir cümlesi geliyor
insanın aklına:
"Bütün genellemeler insafsızdır!"
İnsanları istatistiğe dönüştürmede zaten bir eksiltme vardır. Bu eksiltme sırasında
ne Ahsen Hanım kadar rahat olmayan "açık" kadınlar konuşulabilir ne de
Ahsen Hanım gibi "eski solcu" bir kadının neden başını örtmek zorunda
kaldığı? Bu memlekette nice "açık" kadın vardır ki taassuptan kaskatı
kesilmiştir. Bu memlekette nice türbanlı kadın vardır ki sokakta erkeklerden laf
yememek için başını örtmüştür. Bu meseleleri diyorum yani, "enseden fiyonk
yapmak" pek mümkün değildir!
milliyet.com.tr