Taha Kıvanç
'Türban dosyası'
Her gazeteyi takip edemediğim için bazılarında çıkan tepkileri topluca okuduğumda
şaşırdım: Milliyet'in birkaç gündür sürdürdüğü 'türban dosyası'na tepki gösterenler
de varmış meğer... Oysa, Milliyet'in yaptığı, çoktandır unutulmuş türden 'iyi'
bir gazetecilik örneği... 'Gazete' dediğin, toplumda varolan sorunları deşer, çözüme
katkıda bulunur...
Milliyet'in 'başörtüsü' ile ilgisi 23 Nisan krizi ile başladı. Yayın yönetmeni
Mehmet Yılmaz, 23 Nisan günü çıkan "Türbanlı kadın sadece evinde mi oturmalı?"
başlıklı yazısında, TBMM başkanının bayram dâvetine 'eşi başörtülü olduğu için'
icabet edilmemesini garip karşıladığını belirtiyor ve şu keskin hüküm cümlelerini
yazmaktan çekinmiyordu:
"Bunun açık bir bölücülük ve ayrımcılık olduğunu düşünüyorum. / Şu ya
da bu nedenle türban takan kadınların toplumsal yaşamdan tümüyle dışlanmalarına yönelik,
açık bir ayrımcılık! / Gerçek bir cumhuriyetçinin, kadınların toplumsal yaşamdan
dışlanmaları sonucunu doğuracak herhangi bir eylemin içinde olmaması gerekiyor. /
Laik cumhuriyeti korumanın yolu bu değil."
Nasıl, önemli tespitler değil mi? Mehmet Yılmaz'ın 'türban' konusunu bir diziye dönüştürme
fikrine, yazısının doğurduğu tepki ortamı yüzünden ulaştığını biliyorum.
Ertesi gün (24 Nisan) çıkan "Kafanızın içindeki duvarları yıkın artık!"
başlıklı yazısında, bazılarının, kendisini "Yaklaşan tehlikeyi görmemek"
ile suçladığını aktardı.
Yılmaz'ın yılmayacağı, ikinci yazısını bitirirken yazdıklarından belliydi:
"Türkiye bu sorunu aşmak zorunda. Sorunu aşabilmek için de önce gerçekle yüzleşmek
gerekir. Hoşumuza gitse de, gitmese de Türkiye'de türban takan milyonlarca kadın var.
Hoşumuza gitse de, gitmese de Türkiye'de başını şu ya da bu örtüyle örtmek
istemeyen milyonlarca kadın da var.. / Önemli olan kimsenin kimseye kendi yaşam anlayışını
dikte etmeye çalışmamasıdır. / Kafalarımızın içindeki duvarları yıkmazsak, 18,
19 ve 20. yüzyılları kaybettiğimiz gibi 21. yüzyılı da kaybedeceğiz."
Şu anda tanıklık ettiğimiz pek çok gelişme gibi, Milliyet'in halen süren 'türban
dosyası' da, 'saçma' 23 Nisan krizinin 'hayırlı' sonuçlarından biri... Elde bir
'sorun' var ise, akıllı insanların yapması gereken, 'sorunu' bütün boyutlarıyla
anlamaya çalışmaktır. Milliyet'in yaptığı da bu. Gazete, Tarhan Erdem'e, zahmetli
ve herhalde masraflı bir kamuoyu araştırması hazırlatmış, sonra da konunun taraflarıyla
bir dizi görüşme gerçekleştirmiş. Görüşlerine başvurulan kişilere baktığımda,
seçimin temsil yönünden isabetli olduğu fark ediliyor...
Keşke, her gazete, konulara bu görüş açıklığıyla yaklaşsa... Türkiye'de her dört
haneden üçünde başını örten bir kadın yaşadığını, başını örtenlerin ezici
çoğunluğunun bunu 'başörtüsü' ve 'eşarp', çok azının ise 'türban' diye adlandırdığını,
başörtmenin yaşla, gelir ve eğitim düzeyiyle ilgisi bulunduğunu, son seçimlerde
oyunu CHP'ye verdiğini söyleyen her üç kadından birinin başörtü kullandığını
dizinin ilk günü öğrendik...
Dizi, ikinci gününde de önemli sonuçlarla çıktı karşımıza: Halkın yüzde 70'i,
"Sizce türban lâiklik karşıtlığının simgesi mi?" sorusuna "Hayır"
cevabını vermiş açıkça. Zaten, başlarını örten kadınların bunu neden yaptıklarını
anlamaya yönelik soruya, "İnançlarım gereği" (yüzde 63.4) diyenler ile
sebebin "Gelenek" olduğunu söyleyenlerin (19.2) cevapları 'simge' kaygısının
yersizliğine ışık tutuyor...
Ben asıl Milliyet'in araştırmasından çıkan sonuçları garipseyenleri anlamakta
zorlanıyorum. Sanki, Türkiye bir günde başörtülü kadınlarla dolmuş gibi bir tavır
almıyorlar mı, ne diyeceğimi şaşırıyorum. Oysa, yıllardan beri din ve inançlar üzerine
yapılmış bütün araştırmalar, Tarhan Erdem'in sonuçlarını destekler mahiyette...
TESEV'in, 1999 yılında, Prof. Binnaz Toprak ile Doç. Ali Çarkoğlu'na yaptırdığı
'Siyasi İslâm' araştırması sözgelimi; bulgularına baktığınızda Milliyet'te yayımlanan
anketle neredeyse birebir uyuşuyor. TESEV anketine katılanların yüzde 83.5'i, "Başörtüsü
beni rahatsız etmez" demiş, her dört kişiden üçü "Üniversitelerde başörtüsü
yasağı sona ermeli" görüşünü dile getirmişti. TESEV araştırmasının en çarpıcı
sonuçlarından biri de, "Devlet dairelerinde başörtülü kadınların çalışmasına
izin verilmeli mi?" sorusunun cevabıydı. Bu soruya, deneklerin yüzde 74.7'si
"Evet" cevabını vermişlerdi...
Yine 1999'da yapılan ANAR'ın 'değerler araştırması' ile Alman Konrad Adenauer Vakfı'nın
yaptırdığı 'gençler arasında dinî değerler araştırması' da benzer sonuçlara
ulaşmıştı. Her iki araştırmada, "Üniversitelerde başörtüsü yasağı sona
ermeli mi?" sorusu, deneklerin yüzde 64.3'ünden "Evet" cevabını aldı.
Konrad Adenauer Vakfı'nın başına iş gelmesi ile Türkiye'deki dinî eğilimleri
incelemeye değer bulması arasında bir ilişki bulunup bulunmadığını hâlâ merak
ederim...
Milliyet'in 'türban dosyası' bilinmeyeni ortaya koymuş değil, bilinenlerin bir tekrarı...
Ancak, bazı gerçeklerin sık sık tekrarlanmasında yarar var. Bakarsınız, dört yıl
önce "Olmaz" gibi görünen bir gelişmenin zamanı gelmiştir...
Mehmet Yılmaz'ın dediği doğru. "Kafalarımızın içindeki duvarları yıkmazsak,
18, 19 ve 20. yüzyılları kaybettiğimiz gibi 21. yüzyılı da kaybedeceğiz."
Arayış sürmeli...
yenisafak.com.tr