Mine Alpay Gün
Malûm Medyanın
Depreşen Türban Merakı
Başörtülü kızlar coplanırken, yerlerde sürüklenirken, haber değeri
sıfırlanmıştı 28 Şubat'tan sonra. Malûm medya onca örtü eylemini, gözaltıları
görmezden gelmiş, tek cümle geçmemişti ekranlarda ve yazılı basında.
Oysa şimdi. Türban araştırmaları yayımlanıyor. Herkes pek bir itibar ediyor. Bu
biraz da bizim toplumun güçlü olanla yanyana durmak arzusundan kaynaklanmakta.
Birtakım şampiyon mu oldu, pekçok taraftar kendi takımının başarısızlığından
ezilip, "güçlü olan kulübü tutuyordum" zaten diyebilmekte. Tıpkı yoksul
yakının düğününde hep işimiz çıktığı, zengin akraba şölenini
kaçırmadığımız gibi. İktidar “İslâmtrak" rengi dolayısı ile, basın
kuruluşları birden türbanı hatırlayıveriyor. İktidara şirin görünme kokuları
duyulsa da; araştırmanın sonuçlar enteresan.
Araştırmada inat derecesinde ısrar edilen "türban" sözcüğü Fransızca
bir kelime.Başörtüsü ile türbanı güya aynı kefeye koymayarak, Anadolu'nun
geleneksel örtüsüne bir sözümüz yok ama... Diye bir parantez açılıp, türbanın
siyasal İslâm'ın simgesi oluşuna tahammül edemediklerini bildiriyorlar. Yanılgı mı
yoksa kasıtlı mı üzerinde durdukları husus, türbanın son yıllarda sorun olduğu,
siyasî İslâmla at başı gittiği, Refah Partisi'nin oyları gibi pıtıraklaştığı
üzerinde yoğunlaşmaları.
Halbuki başörtüsü sorunu bu ülkede bir asırdır var. Modernleşmeye sevdalı
Osmanlı aydınları içinde tesettür, hiç de itibar edilecek bir tarz değildi. Bu
dayanağı hararetle bağrına basan Cumhuriyet döneminde; kalın konturlarla kamusal
alan ile başıörtülüler arasında sınır çizildi. Tesettürün kalktığı ilk
yıllarda kimi kentlerde gençler kemençe çalarak kutlamalar yaptılar. Kadın cinsinin
cazip bedenini artık örtüsüz olarak görebileceklerdi. Elbette onlar azınlıkta kalsa
da memnun olanlar dışında, halkın büyük çoğunluğu, ulema ve İslâmcı aydınlar
hayli üzgündüler.
İslâmcılığın esamesinin okunmadığı çocukluğumda, yine ayrım büyüktü.
Başıörtülü kadınlar, evlâtlarının düğünü bile olsa ordu evlerine
giremiyorlardı. Gerçi bugün daha keskin yasaklar gelip, sakal ile de girmek listeye
alındı ama. Örtü kısıtlamaları sadece bizim kuşağın ya da sonraki genç neslin
sorunsalı değildi. Ne ki annelerimizin kuşağı, daha teslimiyetçi çıkmış,
açmışlar başlarını, "kutsal devlet" buyruğuna kendi rızaları ile
uymuşlar. Belki nenelerin kuşağı olan o ilk cumhuriyet nesli, mücadele vermiş
tesettür giysilerini muhafaza etmişler. Ancak üçüncü, dördüncü kuşak, bireysel
özgürlüğün, inançlarını yaşama konusunda kendi akılları dışında başka bir
buyrultuya ihtiyaç duymayan kararlılığı ile örtüye tekrar dönüş yaptı. Tabii
oldukça yoğun baskılar yaşadılar. Acılar çektiler. Ama gönül rahatlığı
içindeler.
Başıörtülülerin, alan araştırmalarına girişi ile enteresan sonuçlar da çıktı.
Baskıcıların yoğunluğu oldukça düşük oranlar olarak yansıdı. Zira halkın
yüzde 75.5'i "Türban yasağının üniversitelerden kalkması" görüşünde.
"Devlet dairelerinde isteyen başını örtmeli" diyenler de yüzde 62.6. Bu da
gösteriyor ki, akla önce baskıcılar geliyor ama örtülüler fazla da yalnız değil.
Halk çoğunluğu onlardan yana. Bu araştırma Anadolu'da yapılsa, eminim ki oran çok
daha fazlalaşacaktır.
milligazete.com.tr