milliyet.JPG (12830 bytes)

Mine Alpay Gün

Malûm Medyanın Depreşen Türban Merakı

Başörtülü kızlar coplanırken, yerlerde sürüklenirken, haber değeri sıfırlanmıştı 28 Şubat'tan sonra. Malûm medya onca örtü eylemini, gözaltıları görmezden gelmiş, tek cümle geçmemişti ekranlarda ve yazılı basında.

Oysa şimdi. Türban araştırmaları yayımlanıyor. Herkes pek bir itibar ediyor. Bu biraz da bizim toplumun güçlü olanla yanyana durmak arzusundan kaynaklanmakta. Birtakım şampiyon mu oldu, pekçok taraftar kendi takımının başarısızlığından ezilip, "güçlü olan kulübü tutuyordum" zaten diyebilmekte. Tıpkı yoksul yakının düğününde hep işimiz çıktığı, zengin akraba şölenini kaçırmadığımız gibi. İktidar “İslâmtrak" rengi dolayısı ile, basın kuruluşları birden türbanı hatırlayıveriyor. İktidara şirin görünme kokuları duyulsa da; araştırmanın sonuçlar enteresan.

Araştırmada inat derecesinde ısrar edilen "türban" sözcüğü Fransızca bir kelime.Başörtüsü ile türbanı güya aynı kefeye koymayarak, Anadolu'nun geleneksel örtüsüne bir sözümüz yok ama... Diye bir parantez açılıp, türbanın siyasal İslâm'ın simgesi oluşuna tahammül edemediklerini bildiriyorlar. Yanılgı mı yoksa kasıtlı mı üzerinde durdukları husus, türbanın son yıllarda sorun olduğu, siyasî İslâmla at başı gittiği, Refah Partisi'nin oyları gibi pıtıraklaştığı üzerinde yoğunlaşmaları.

Halbuki başörtüsü sorunu bu ülkede bir asırdır var. Modernleşmeye sevdalı Osmanlı aydınları içinde tesettür, hiç de itibar edilecek bir tarz değildi. Bu dayanağı hararetle bağrına basan Cumhuriyet döneminde; kalın konturlarla kamusal alan ile başıörtülüler arasında sınır çizildi. Tesettürün kalktığı ilk yıllarda kimi kentlerde gençler kemençe çalarak kutlamalar yaptılar. Kadın cinsinin cazip bedenini artık örtüsüz olarak görebileceklerdi. Elbette onlar azınlıkta kalsa da memnun olanlar dışında, halkın büyük çoğunluğu, ulema ve İslâmcı aydınlar hayli üzgündüler.

İslâmcılığın esamesinin okunmadığı çocukluğumda, yine ayrım büyüktü. Başıörtülü kadınlar, evlâtlarının düğünü bile olsa ordu evlerine giremiyorlardı. Gerçi bugün daha keskin yasaklar gelip, sakal ile de girmek listeye alındı ama. Örtü kısıtlamaları sadece bizim kuşağın ya da sonraki genç neslin sorunsalı değildi. Ne ki annelerimizin kuşağı, daha teslimiyetçi çıkmış, açmışlar başlarını, "kutsal devlet" buyruğuna kendi rızaları ile uymuşlar. Belki nenelerin kuşağı olan o ilk cumhuriyet nesli, mücadele vermiş tesettür giysilerini muhafaza etmişler. Ancak üçüncü, dördüncü kuşak, bireysel özgürlüğün, inançlarını yaşama konusunda kendi akılları dışında başka bir buyrultuya ihtiyaç duymayan kararlılığı ile örtüye tekrar dönüş yaptı. Tabii oldukça yoğun baskılar yaşadılar. Acılar çektiler. Ama gönül rahatlığı içindeler.

Başıörtülülerin, alan araştırmalarına girişi ile enteresan sonuçlar da çıktı. Baskıcıların yoğunluğu oldukça düşük oranlar olarak yansıdı. Zira halkın yüzde 75.5'i "Türban yasağının üniversitelerden kalkması" görüşünde. "Devlet dairelerinde isteyen başını örtmeli" diyenler de yüzde 62.6. Bu da gösteriyor ki, akla önce baskıcılar geliyor ama örtülüler fazla da yalnız değil. Halk çoğunluğu onlardan yana. Bu araştırma Anadolu'da yapılsa, eminim ki oran çok daha fazlalaşacaktır.

milligazete.com.tr


.: geri dön :.

© serzeniş