Melikşah Utku
Kıl olduk bu ankete
toplum olarak
İstatistik zor bir ilimdir. Akademik iktisatçılar istatistiklerden yorum çıkarırken
hayli zorlanır. Veriler arasındaki ilişkiler, onlarca teste tâbi tutulur, genel
trendden konjonktür ayıklanır, hata ve kabul edilebilirlik marjları belirlenir ve en
nihayet açıklanan sonuçlar da başka iktisatçılarca insafsızca eleştirilir.
Toplamı ifade ettiği farzedilen bir avuç örneklemeden yapılan durum sorgulaması
anlamına gelen anketler ise, istatistik ilminin hata marjı en yüksek, yoruma en açık
kısmıdır. Sözgelimi, bugün Devlet İstatistik Enstitüsü veya Merkez Bankası'nca
yapılan beklenti, üretim, verimlilik ve hatta hane halkı işgücü anketleri, bu
sebeple iktisatçılar tarafından her zaman ihtiyatla yorumlanır. Anket dediğimiz şey,
bir fotoğraf çekme çabasıdır. Fotoğrafın açısından, ışık ayarlarına ve hangi
lens, filtre ve filme çektiğinize kadar fotoğrafçı tarafından belirlenen hemen her
şey ortaya çıkacak olan fotoğrafı etkiler. Tabiatı icabı, zaman unsuru kaybolmuş,
geçmişten gelen dinamiklerin yansımadığı, sadece hakim olan atmosferi aksettiren bir
mahiyeti vardır anketlerin. En geniş çaplı anket olan seçimler bile, ülkenin sadece
o günkü ortamını yansıtmıyor mu? Düşünün kısa bir dönemin ruh hali, ülkenin 4
– 5 yıllık kaderini çiziyor. Temsili demokrasinin en büyük zaafı, anket gibi
eksisi çok bir yöntemi kullanmasından kaynaklanıyor.
Şimdi de ülkenin gündemine Milliyet gazetesinin yaptığı veya yaptırdığı türban
anketi oturdu. Yöntemini hiç sorgulamıyorum. Dediğim gibi anketler, metodolojik olarak
belli bir zaafı bünyelerinde barındırırlar. Mevcudu tahmin etmeye yararlar,
genellemeler yapmaya ve buradan hüküm çıkarmaya değil. Beni bu ankette asıl
rahatsız eden iki husus var. Bunlardan ilki, anket verileri üzerine yapılan
gazeteciliğin mahiyeti. Son 8 günlük Milliyet'i internetten bu vesileyle sil baştan
gözden geçirdim. Dosya için seçilen "Sadece yüzde 5 'türban' diyor..." ve
"Yüksek eğitimli 'Simge' diyor..." tipi manşetleri açıkçası ne tür bir
gazetecilik anlayışıyla yorumlamak gerektiğini bilemiyorum. Kimsenin niyetini bilemem
tabii, ancak bende gazetenin anket sonuçlarını açıklarken ciddi bir rahatsızlık
geçirdiği intibaı uyandı.
Bu rahatsızlık, anketi yorumlayanlarda da ortaya çıkıyor. Beni asıl rahatsız eden
de, yorumcuların bu rahatsızlığı. Sözgelimi, başı örtülülerin medeni durumunu
yansıtan grafiğin üstüne iliştirilmiş "Başımı eşimin isteğiyle
kapatıyorum demeseler de, evli kadınların başını yüksek oranda kapatması eş
isteğini doğruluyor!" yorumunu nasıl yorumlamalı? Hemen aşağıda 18 – 27 yaş
arasında baş kapatma oranının % 46,9 olduğu ve bekar kadınların da ağırlıklı
olarak bu kritere uyduğu barizken, yukarıdaki yorumu kim, nasıl yapabiliyor, merak
ediyorum doğrusu. Peki "Sosyal statü yükseldikçe kapanmayanların oranı hızla
yükseliyor!" ve "Başörtüsünde eğitim en belirleyici unsur"
yorumlarına ne demeli? Acaba bu yorumlardan, insanlar zenginleştikçe ve okudukça
başlarını açıyorlar sonucunu mu çıkarmalı, yoksa tam tersine, başı kapalı
çevrelerin ülkedeki yasaklar ve tabular yüzünden zenginleşemedikleri ve
okuyamadıkları sonucunu mu? Bırakınız tesettürü namaz kılan kaç erkek yüksek
maaşlı iş bulabiliyor bu ülkede? Kaç dindar işadamı ihalelere girebiliyor yeşil
sermaye damgası yemeden?
Bir de anket üzerine CNN'e çıkıp danışıklı döğüş yapan beyaz Türklerimiz var.
Bunlardan aklı evvel bir bayan profesör, sıkılmadan "Soruları yanlış
sormuşsunuz. Burası laik bir ülke. Eğer kara çarşaflıların her tarafa hücum
etmesinden yana mısınız diye sorsaydınız, türban yasağının kaldırılması lehine
cevap verenler bu kadar olmazdı" mealinde serzenişte bulunabiliyor. Hatta,
"Başını örtenlerin ancak mahdut bir kısmı namaz kılıyor. Demek ki, bu bir
inanç meselesi değil, siyasi bir simge" tipinden laflar üretebiliyor.
Benim türban anketinden anladığım şu:
"Türk insanının önemli bir kısmı şu yada bu sebeple başörtüsünü
hayatının bir parçası haline getirmiş. Sınırlarını nasıl çizerseniz çiziniz,
kamusal alanda bunu görmezden gelmeye çalışan yasaklar, insanımızın önemli bir
kesimini rahatsız ediyor. Başörtülü kesimler iş hayatından ve eğitimden uzak
kalıyor veya uzak kalmaları temin ediliyor. Buna rağmen, ortada türbancılık yapan
organize bir güç yok. Ve bir kısım aydınımız, başörtüsü aleyhtarlığını
ayartarak, bu aleyhtarlığı siyasi bir simge haline getiriyor, toplumda devamlı olarak
bir gerginlik atmosferi oluşturuyor."
Beyaz Türkler, saldırdıkça kaybediyor. Birisi, şunlara karşıda bir düşmanın
olmadığını ne zaman çıtlatacak?
yenisafak.com.tr