milliyet.JPG (12830 bytes)

TÜRBAN DOSYASI - 9

Tesettür hâlâ istismar konusu...

Türbanla ilgili istismarın büyük bir çatışmaya neden olması ihtimali benim kâbusum. İleriki nesillerin bu gülünç iç savaşı nasıl karşılayacaklarını düşünün.

PROF. DR. İLBER ORTAYLI Milliyet için yazdı

Tesettür, Türkiye'de son 20 yılın sorunu oldu; daha doğrusu ürkülen bir soru... 1940'ların ve 1950'lerin Türkiyesi'nde çarşaf cehaletin ve kadın esaretinin; başörtüsü ise fakirliğin sembolü gibi görülürdü. 27 Mayıs 1960 rejiminin ilk günlerinde ilerici kadın dernekleri çarşafı çıkarın, pardösü giyin kampanyalarına başladı. Bu tıpkı Semra Özal'ın imam nikâhını belediye nikahına tahvil eylemi gibi bir müddet sürdü. 1970'lerde ise tesettür bir fakirlik ve cehalet simgesi olmaktan çıktı; toplumun bir kesimindeki kadınların ve erkeklerin çekindiği bir karşı devrimin sahnelenmesi olarak görülmeye başlandı.

KADINLAR ARASI ÇATIŞMA

Üniversite gençleri, iktisaden yükselen muhafazakâr sınıfların kadınları bazen şık modellerle tesettüre giriyordu. 1980 başından itibaren İran devriminin kadınları zorla tesettüre sokması üzerine bu gerilim adamakıllı arttı. Artık kadınlar arası çatışma, toplumun her safhasına yayılıyordu. Çatışmacıların birbirine en acımasız olanları gene kadınlarımızdı. Karşılıklı hakaret ve küçümseme; henüz kadın hakları için mücadele veren, kadının ailede ve toplumda ezildiği, yer yer dışlandığı, maço söylemli bir toplumun genel yapısıyla çelişecek tavırlardı. Bu toplumda kadınların birbirine karşı daha sevecen ve saygılı olmaları gerekir. Kadının kıyafeti hassas bir konudur ve erkeklerin bu alanda yüksek sesli şarkı söylemesini doğru bulmuyorum. Tabii bu eleştirim tesettüre karşı beyler kadar; kendileri tesettürlü hanımlarımızla aynı cenderede olmayan sözde, İslamcı gençler için de geçerlidir. "Başınızı açmayın derse girmeyin" diye tesettürlü arkadaşlarına baskı yapıp, kendileri derse de, imtihana da giren âdemleri kastediyorum. Kanımca kendilerine bir nimet olarak gelen yükseköğrenim hakkını ve toplumda edineceği yeri bu nedenle kaybeden ve yarışmada kulvarı otomatikman başı açık kızlara terk edenlerin inadını da pek anlamıyorum.

ÜSLUBA DİKKAT EDELİM

Tesettür hakikaten birçok insanın elinde istismar konusu olmaya devam ediyor. Oysa istismarın devamı ve hele hele büyük bir çatışmanın nedeni olma ihtimali benim kâbusum. İleriki Türk nesillerinin dünya tarihinde görülmemiş gülünç bir iç savaşı nasıl karşılayacaklarını ve birbirleri için ne diyeceklerini düşününüz. Bu nedenle de bu konularda üsluba dikkat edilmesini, bütün ayrıntıların gözlenmesini, bilmeden tartışmaya girilmemesini tercih ediyorum. Tarhan Erdem Bey'in araştırmasını gerekli buluyorum; ancak bazı sorular üzerinde itirazım var. Türk halkının gelenekçiliğini ve hatta fakirliğini; bazı halde ise günün hayhuyu içinde saça ve giyime fazla dikkat edememekten dolayı kullanılan başörtüsü ile tesettürü aynı kefeye koyamayız.

Tesettürlüler ve başı açıklar arasındaki tarafsız kitleyi (?) saha araştırmasında tespit edemeyeceğimize göre; hiç şüphesiz zıt fikirli ve tavırlılara türban hakkında soru sorup yüzdeyi almak pek bir şey ifade etmiyor. Şeker hastaları ile et yemezlere; birbirlerine yasak gıdaların lezzetini sorup nasıl ortalama alabiliriz ki? Galiba kaba gözlemden ayrıntılı gözleme geçme yöntemine devam etmeliyiz ve kompartımanların kendi hayatları içindeki çelişkilerini tespit ederek anlamalıyız. Öyle düşünüyorum ki, kadınlarımız bu konuda şefkatli bir üslup sahibi değildir. Bu noksanı toplumun ödemesini hiç istemiyorum.

BEŞİKTAŞ KONVOYU

Pazar günü Beşiktaşlılar hak ettikleri şampiyonluğu kutluyorlardı. Doğrusu ben de seyrettim ve katıldım. İki kilometrelik bayrağın altında siyah beyaz renklerle giyinen tesettürlü kızlarımız da öbür genç kızlar kadar serbestçe bağırıp çağırıyor, şampiyonluğu kutluyorlardı. Onlarca, belki yüzlerce tesettürlü hanım geçti. Benim kuşağımın birçok genç kızına göre, toplum hayatıyla daha çok bütünleştikleri açıktı. Hiç şüphe yok, türbanı devlet ve bürokrasinin yüksek katlarında tartışmak ayrı bir keyfiyettir. Acaba tesettürlüler rejimi değiştirmek için böyle bir ifade biçimi mi seçiyorlar? Böyle olanlar da vardır. Tesettürü tamamen kişisel bir tercih olarak seçenler de... Bazı halde en çılgın modacıların tesettür üzerinde yeni yorumlar getirdiğini görüyoruz. Konuyu anlamakta güçlük çekiyorum. Anladığını iddia edenlerin de birçok şeyi anlayıp bildiğinden şüphem var. Her sesini yükselten gerçekten berrak bir mantık sahibi değildir. Gözleyelim. Kendi kendimize düşünelim. Yüksek sesle düşünelim ama lütfen bağırmadan. En önemlisi dikkatli bir üslup geliştirmeye dikkat edelim.


Hayrünnisa Gül, görüşlerini yazdı:

Herkes kendi yaşam tarzını seçebilmeli...

hnisa.jpg (10717 bytes)Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül'e, "Sizce başörtüsü sorununu ne çözer?" sorusunu yönelttik... İşte Gül'ün yanıtı: Yaşanan tüm problemlerin çözümünde olduğu gibi, burada da anahtar kelime bence yine sevgi. Sadece kendisine benzeyeni değil, farklı olanı da kuşatan; üstten himayeci değil, herkesi eşitleyen bir sevgi. Saygının eşlik ettiği, anlayışı, hoşgörüyü dayatmalardan uzak tutan bir sevgi. Her duygu gibi, sevginin de içinin boşaltılıp anlamını yitirdiği bir dönemde, toplum olarak sevgiyi birebir aramızda yeniden canlandırmalıyız.

ÖNYARGISIZ DAVRANMALI

Bu sadece başlangıç tabii ki, akabinde, her birimiz kendimizi diğerinin yerine koymalı, öyle anlamaya çalışmalıyız. Bu birbirimiz için beslediğimiz ön yargıları kırmak için de önemli bir adım bence. Farklı renk, inanış ve kimliklere sahip olsak da, aynı ülkenin, aynı toprakların insanlarıyız. Başörtülü veya başörtüsüz olmamız, asırlardır bu topraklarda ortak keder ve sevinçler, yani aynı kaderi paylaştığımız ve ortak bir geleceğe, el ele yürüdüğümüz gerçeğini değiştirmez. Bazı konularda farklı düşünüyor olmamız, birbirimizi sevmemize engel değil. Gelişmeyi, modernleşmeyi sadece şekil çerçevesinde anlayan dar kalıpları aşmak lazım. Kısacası başörtüsü konusunun, bireysel tercih meselesi olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Her insan kendi yaşam tarzını seçme hakkına sahip olmalıdır...


Doğramacı çözümü

dogramaci.jpg (9204 bytes)1984 yılında YÖK Başkanı olan İhsan Doğramacı, üniversitelerde başörtüsü takılmasını önlemek için daha modern bulduğu 'türban'ı önermişti...

1984'te ilk kez türban yasağını Yükseköğretim Kurumu (YÖK) deldi. Dönemin YÖK Başkanı İhsan Doğramacı başörtüsü yasağına "Başörtüsü değil ama isteyen türban taksın" diyerek çözüm üretti. Dönemin YÖK Başkanı Doğramacı, kız öğrencilerin türban takmalarının modern bir giyim biçimi olduğunu öne sürerken, yasağın kaldırılmasına ilişkin tartışmalar YÖK üyeleri Mustafa Ernam ve Muhsin Fer tarafından kamuoyunun gündemine taşındı. Yasağın kaldırılmasını isteyen üyelerin kamuoyunda şu yönde demeçleri çıkıyordu: "Dekanların masalarının önüne oturup ağlayan kız öğrenciler var. 'Hocam biz başımızı açmayız' diyorlar. Şimdi bir başörtüsü yüzünden bazı öğrencilerin okuma haklarını elinden alamayız."

ÜYELER KARŞIYDI

YÖK'ün başbakanlığın genelgesi uyarınca aldığı kılık kıyafete ilişkin bu kararı, bazı YÖK üyeleri tarafından da eleştirildi. Genelkurmay'ın üyeler Lütfü Sel, Nihat Özer, YÖK Başkan Vekili Tahsin Özgüç, Prof. Neşet Çağatay, Hayrettin Utkanlar ve eski bakan Kemal Cantürk başörtüsü yasağının kaldırılmasına karşı çıktı. YÖK tarafından başlatılan tartışmaların sonrasında Doğramacı ve çoğunluk üyelerinin de onayladığı "başörtüsü yerine türban takılması" çözümü bulundu. Doğramacı, basına şu açıklamayı yaptı: "Başörtü takılmasının önlenmesi için üniversitelere talimat verdik. Kız öğrencilerimiz modern anlamda türban takarlarsa buna izin veriyoruz. Bizim kararımızda da kız öğrencilerimiz isterlerse sınıfta modern giyim biçimi olan türban giyebilirler."

VAKKO'DAN ONAY YAZISI

Doğramacı, bu kararın en kısa süre içinde üniversitelere gönderileceğine ilişkin açıklamalarda bulunurken, yine o dönem basında çıkan haberler arasında öğrencilerin türban ve başörtüsü konusunu hocalara anlatamadıkları için Vakko gibi büyük mağazalardan 'Bu bir türbandır' yazısı alarak okul yöneticilerine verdiklerini belirtiliyor.

 

.: geri dön :.

© serzeniş