TÜRBAN DOSYASI - 7
Tesettür
modasında sınıfsallık var
Barbarosoğlu: Yeni zenginler
arasında ve varoşlarda, tesettürde kopuş ve bir markaya ait hissettirme takıntısı
daha fazla. En çarpıcı iki örnek Erenköy ve Ümraniye... Erenköy eskiden beri
tesettürlü ailelerin oturduğu bir semttir. Kadınlar frapan değildir. Tesettür
modası o boyutlara vardı ki, Erenköy'ün tarzı adeta mazbutlaştı.
İslami kesimin çok okuduğu kadın yazarlardan Fatma Karabıyık Barbarosoğlu. İ.Ü
Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünden mezun. "Modernleşme Sürecinde Moda ve
Zihniyet İlişkisi" adlı teziyle sosyoloji doktoru oldu. Türkiye Yazarlar Birliği
tarafından 2000 yılında "yılın hikâyecisi" seçildi. Çeşitli gazetelerde
köşe yazarlığı yaptı. "İmaj ve Takva", "Kamusal Alanda
Başörtülüler" adlı kitaplarının yanı sıra çok sayıda öykü kitabı var.
Barbarosoğlu, tesettür ve kimlik değişimi üzerine sorularımızı yanıtladı.
Türkiye'de başörtülü kadınların 1970'den günümüze geçirdiği evrimi
nasıl değerlendiriyorsunuz?
1960 - 70'li yıllarda genelde İslami kesim, özelde de tesettürlü kadınlar, alt
kamusal alanda, alternatif hayat tarzı oluşturmak üzere, modern hayat ile ilişkisini
daha ziyade "karşı duruş" olarak ifade etmekteydi. Özal dönemi ile birlikte
"karşı duruş" terk edildi. Her şeyin "İslamcasını" üretmeyi
gaye edinen bir anlayış ile tüketim toplumuna eklemlenme süreci başladı. Refah
Partisi, kadınları alt kamusallıklardan üst kamusal alana taşıdı. Kamusal alanın
çatışmacı dilini iki ayrı cephede yaşadı kadınlar.
Kamusal alanda "çatışmacı bir dil" derken neyi kastediyorsunuz
Kamusal alanda varolmayı birincil mesele saymaya başlayınca, tesettürlü kadınlar hem
erkeklerle, hem de hem de modern kadınlarla çatışmalı olan bir alanın içine girmiş
oldu. Muhabbet dili yerini, polemik diline bıraktı. 1970'li yıllarda kıyafetler
takvaya (Allah'a yakınlık) uygunluğu ya da uygun olmayışı açısından dini konulara
vâkıf olanların eleştirisine maruz kalırken; bugün "modern olup /
olmadığı" noktasından giyim konusuna vâkıf olanların eleştirisiyle
karşılaşıyorlar.
Başörtülü kızların moda çizgilerine bürünmesiyle, tesettür ilkesinden
koptukları yönünde eleştiriler var.
Bütün tesettürlü gençler için bu tespiti yapmamız haksızlık olur. 1970'li
yılların alt kamusal alandaki giyim tarzı, 90'lı yıllarda kırılmaya uğradı. Bu
doğrudan mekân kullanımıyla alakalı. Tesettürlü genç kızların ve kadınların
giyimlerindeki pekçok değişikliği mekân kullanımıyla bağlantılı olarak
açıklamak mümkün. Daha önce gidilmeyen mekânlara gidilmeye başlandıkça
kıyafetlerde çeşitlenip hafifliyor.
Kadının kimliğini ifade ediş biçimiyle ilgili bir durumdan söz etmek
mümkün mü?
Tesettür modasının sınıfsal bir boyutu var: Yeni zenginler arasında, ya da varoş
bölgelerinde yaşayanlarda, tesettür ilkelerinde kopuş ve bir markaya ait olduğunu
hissettirme takıntısı daha fazla. Bu konuda en çarpıcı iki örnek Erenköy ve
Ümraniye'dir. Erenköy birkaç kuşak şehirli ve eskiden beri tesettürlü ailelerin
oturduğu bir semttir. Sokaklarda çok frapan unsurlara rastlayamazsınız. Fakat o semte
yeni taşınanlar kendini hemen belli eder. Tesettür modası ve tesettür defileleri o
boyutlara vardı ki, Erenköy'ün tarzı adeta mazbutlaştı. Ümraniye ise hem
tesettürlü üniversiteli kızlara sahip, hem overlokcu kızlara. Overlokcu kızların
çoğu üniversiteli zannedilmek için, ya da aile baskısından dolayı başını
kapatıyor. Dolayısıyla başındaki örtü ile vücud dili asla kaynaşmayan genç
kızlar görüyoruz.
"İmaj ve Takva" isimli kitabınızda da belirtmişsiniz. Eğer, giyim,
kişinin hangi dili kimlere karşı sunduğu ile yakından alakalıysa, başını örten
fakat tesettür ilkelerine uyma konusunda hassas davranmayanlar, nasıl bir dil ve kimlik
ortaya koyuyor?
Kararsız bir kimlik. Psikanalist Erik Ericson kimlik tarifinde, "Kimlik, bizim olmak
istediğimiz ile dünyanın olmamıza izin verdiği şeyin buluşma noktasıdır."
der. Genç bir kız düşünün. Modern, farklı, dikkat çekici oldukça, kamusal
dünyanın dışında bir öte dünya bilincine de sahip olmak istediğini, hem
kendilerine hem başkalarına göstermek istiyor. Bu durumda olmak istediği ile
olabileceklerinin mesafesi açılıyor. Mesafe açıldıkça kimlik kararsızlığı
artıyor.
Kamu alanlarında türbanı çıkartıp, evde ya da sokakta takarak çözüm
üretenler var. Bu bir çözüm mü?
Kamu alanlarında açıp, dışarıda kapatanlar hayatta kalabilmek için bunu
zaruriyetten yapıyor ve çok yoğun psikolojik çatışmalar yaşıyorlar. Bunun
dışında hem öyle, hem böyle yarıdan örtülü baş, makyajlı yüz, body kıyafeti
olanlar, tek tek bireyler olarak tahlil edilmesi gereken bir özelliğe sahipler.
Yaptıklarının toplumsal boyutu yok. Hal böyle olunca kamu alanında açıp, sokakta
kapatmayı çözüm hanesinde değerlendirmemiz mümkün değil. Ayrıca bu buzdağını
görünen yüzü. Halbuki derinde çok daha önemli meseleler var. Konu başörtü
meselesine kilitlenildikçe, başörtüsünün ontolojik bir duruş olarak kıymetli olan
tarafı boşaltılıyor.