milliyet.JPG (12830 bytes)

TÜRBAN DOSYASI - 7

Tesettür modasında sınıfsallık var

fkb.jpg (37728 bytes)Barbarosoğlu: Yeni zenginler arasında ve varoşlarda, tesettürde kopuş ve bir markaya ait hissettirme takıntısı daha fazla. En çarpıcı iki örnek Erenköy ve Ümraniye... Erenköy eskiden beri tesettürlü ailelerin oturduğu bir semttir. Kadınlar frapan değildir. Tesettür modası o boyutlara vardı ki, Erenköy'ün tarzı adeta mazbutlaştı.

İslami kesimin çok okuduğu kadın yazarlardan Fatma Karabıyık Barbarosoğlu. İ.Ü Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünden mezun. "Modernleşme Sürecinde Moda ve Zihniyet İlişkisi" adlı teziyle sosyoloji doktoru oldu. Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2000 yılında "yılın hikâyecisi" seçildi. Çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. "İmaj ve Takva", "Kamusal Alanda Başörtülüler" adlı kitaplarının yanı sıra çok sayıda öykü kitabı var. Barbarosoğlu, tesettür ve kimlik değişimi üzerine sorularımızı yanıtladı.

Türkiye'de başörtülü kadınların 1970'den günümüze geçirdiği evrimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

1960 - 70'li yıllarda genelde İslami kesim, özelde de tesettürlü kadınlar, alt kamusal alanda, alternatif hayat tarzı oluşturmak üzere, modern hayat ile ilişkisini daha ziyade "karşı duruş" olarak ifade etmekteydi. Özal dönemi ile birlikte "karşı duruş" terk edildi. Her şeyin "İslamcasını" üretmeyi gaye edinen bir anlayış ile tüketim toplumuna eklemlenme süreci başladı. Refah Partisi, kadınları alt kamusallıklardan üst kamusal alana taşıdı. Kamusal alanın çatışmacı dilini iki ayrı cephede yaşadı kadınlar.

Kamusal alanda "çatışmacı bir dil" derken neyi kastediyorsunuz

Kamusal alanda varolmayı birincil mesele saymaya başlayınca, tesettürlü kadınlar hem erkeklerle, hem de hem de modern kadınlarla çatışmalı olan bir alanın içine girmiş oldu. Muhabbet dili yerini, polemik diline bıraktı. 1970'li yıllarda kıyafetler takvaya (Allah'a yakınlık) uygunluğu ya da uygun olmayışı açısından dini konulara vâkıf olanların eleştirisine maruz kalırken; bugün "modern olup / olmadığı" noktasından giyim konusuna vâkıf olanların eleştirisiyle karşılaşıyorlar.

Başörtülü kızların moda çizgilerine bürünmesiyle, tesettür ilkesinden koptukları yönünde eleştiriler var.

Bütün tesettürlü gençler için bu tespiti yapmamız haksızlık olur. 1970'li yılların alt kamusal alandaki giyim tarzı, 90'lı yıllarda kırılmaya uğradı. Bu doğrudan mekân kullanımıyla alakalı. Tesettürlü genç kızların ve kadınların giyimlerindeki pekçok değişikliği mekân kullanımıyla bağlantılı olarak açıklamak mümkün. Daha önce gidilmeyen mekânlara gidilmeye başlandıkça kıyafetlerde çeşitlenip hafifliyor.

Kadının kimliğini ifade ediş biçimiyle ilgili bir durumdan söz etmek mümkün mü?

Tesettür modasının sınıfsal bir boyutu var: Yeni zenginler arasında, ya da varoş bölgelerinde yaşayanlarda, tesettür ilkelerinde kopuş ve bir markaya ait olduğunu hissettirme takıntısı daha fazla. Bu konuda en çarpıcı iki örnek Erenköy ve Ümraniye'dir. Erenköy birkaç kuşak şehirli ve eskiden beri tesettürlü ailelerin oturduğu bir semttir. Sokaklarda çok frapan unsurlara rastlayamazsınız. Fakat o semte yeni taşınanlar kendini hemen belli eder. Tesettür modası ve tesettür defileleri o boyutlara vardı ki, Erenköy'ün tarzı adeta mazbutlaştı. Ümraniye ise hem tesettürlü üniversiteli kızlara sahip, hem overlokcu kızlara. Overlokcu kızların çoğu üniversiteli zannedilmek için, ya da aile baskısından dolayı başını kapatıyor. Dolayısıyla başındaki örtü ile vücud dili asla kaynaşmayan genç kızlar görüyoruz.

"İmaj ve Takva" isimli kitabınızda da belirtmişsiniz. Eğer, giyim, kişinin hangi dili kimlere karşı sunduğu ile yakından alakalıysa, başını örten fakat tesettür ilkelerine uyma konusunda hassas davranmayanlar, nasıl bir dil ve kimlik ortaya koyuyor?

Kararsız bir kimlik. Psikanalist Erik Ericson kimlik tarifinde, "Kimlik, bizim olmak istediğimiz ile dünyanın olmamıza izin verdiği şeyin buluşma noktasıdır." der. Genç bir kız düşünün. Modern, farklı, dikkat çekici oldukça, kamusal dünyanın dışında bir öte dünya bilincine de sahip olmak istediğini, hem kendilerine hem başkalarına göstermek istiyor. Bu durumda olmak istediği ile olabileceklerinin mesafesi açılıyor. Mesafe açıldıkça kimlik kararsızlığı artıyor.

Kamu alanlarında türbanı çıkartıp, evde ya da sokakta takarak çözüm üretenler var. Bu bir çözüm mü?

Kamu alanlarında açıp, dışarıda kapatanlar hayatta kalabilmek için bunu zaruriyetten yapıyor ve çok yoğun psikolojik çatışmalar yaşıyorlar. Bunun dışında hem öyle, hem böyle yarıdan örtülü baş, makyajlı yüz, body kıyafeti olanlar, tek tek bireyler olarak tahlil edilmesi gereken bir özelliğe sahipler. Yaptıklarının toplumsal boyutu yok. Hal böyle olunca kamu alanında açıp, sokakta kapatmayı çözüm hanesinde değerlendirmemiz mümkün değil. Ayrıca bu buzdağını görünen yüzü. Halbuki derinde çok daha önemli meseleler var. Konu başörtü meselesine kilitlenildikçe, başörtüsünün ontolojik bir duruş olarak kıymetli olan tarafı boşaltılıyor.

 

.: geri dön :.

© serzeniş