TÜRBAN DOSYASI - 6
"AKP bizi temsil
etmiyor"
Zeynep,
Meryem ve Selin Boğaziçi'nde okuyor. Selin'in başının açık olması, bu üç genç
kızın dostluğuna asla gölge düşürmemiş...
İslamiyetin Türkiye'de en iyi şekilde yaşandığını düşünüyorlar. Kendilerini
temsil etmediği için AKP'ye oy vermemişler
BOĞAZİÇİ Üniversitesi'nin güney kampusunda Zeynep, Meryem ve Selin'le tanıştık.
Zeynep ve Meryem'in başı kapalı, Selin'in ise açık. Üçü de ekonomi öğrencisi.
Selin, Zeynep ve Meryem ile tanıştıktan sonra türbanlılara bakışının
değiştiğini anlattı... Zeynep ve Meryem ise iyi ahlaklı olduktan sonra açık ya da
kapalı olmanın önemsizliğini vurguladı... Üç arkadaş, türbanla ilgili
sorularımızı yanıtladı...
• AKP'lilerin eşleri farklı bir portre çiziyorlar. Emine Erdoğan ya da
Hayrünnisa Gül daha stilize bir tesettür uyguluyor gibi.
Z.: Her şeyin değiştiği gibi tesettürde de değişim var. İnsanların baş bağlama
şekilleri de değişiyor. Akım oluyor. Moda oluyor.
• Türk kültürüne özgü bir tesettür uygulaması mı bu?
Z.: Şunu kabul etmek lazım: Türkiye İslamiyetin en iyi yaşandığı yer.
• En iyiden neyi kastediyorsunuz?
Z.: İstediğiniz gibi yaşayabiliyorsunuz. Gerçi şartlar kısıtlamış olabilir.
Üniversitelere başörtüsüyle girilemiyor olabilir. Ama bir de şeriatla
yönetildiğini iddia eden ama İslamiyetin özüne aykırı şeylerin yapıldığı
ülkeler var. Türkiye'de İslamı doğru algılayan çok insan var.
• İslamiyeti doğru anlamak nedir?
Z.: İslamiyet barışçı bir dindir. Mesela ben dostluk kurarken başı açık, kapalı
diye ayrım yapmıyorum. Selin'in başı açık ama 3 yıldır can ciğer arkadaşım.
S.: Ben Zeynep'i ilk kayıt günü tanımıştım. O zaman aile olarak türbanlılara iyi
bakmıyorduk. Zeynep ile fikirlerim değişti ama halen AKP'ye sıcak bakmıyorum.
Z.: Ben de oyumu AKP'ye vermedim.
M.: Ben de ...
• Saadet Partisi'ne mi verdiniz?
Z.: Şu anda İslami görüşü temsil eden hiçbir partiye vermedim.
M.: Evet ben ve ailem de öyle.
Z.: Beni temsil etmiyorlar çünkü...
• Onlar kimi temsil ediyor peki?
Z.: Bana avantaj sağlayacak olabilirler ama benim için ekonomi gibi şeyler daha
önemli. Yani ülkeyi ne şekilde yönetecekleri...
• Sizin aileniz kapalı mı?
Z.: Annem kapalı.
M.: Kapalı. Annem de, babam da doktor.
• Aile çevrenizde açık olan var mı?
Z.: Annemin arkadaşları arasında açık olan çok. Baba tarafında kapalı çok az.
M.: Baba tarafında hiç yok. Anne tarafının yarısı kapalı.
• Kamuya açık yerlerde el ele tutuşan, öpüşen kapalı çiftler var.
Z.: Ben böyle bir şey yapmam.
S.: Geliri çok iyi olmayan semtlerde bu tarz şeylere rastlayabiliyorsunuz. AKP'nin
şöyle bir söylemi vardı: "Biz İslamın burjuva kesimine hitap ediyoruz." O
kesimde böyle bir şey olmuyor. Çünkü onlar bilinçli. Artı insanlar ekonomik çıkar
elde etmek için tesettürü kullanıyor.
Z.: Diyorum size, erkek arkadaşı için kapanan var. Bu da bir nevi rant.
S.: İslamda gösteriş yasak. Mesela bilezik varsa insanlar özenmesin diye saklıyorsun.
Ama bunlar özellikle gösteriyor. Geçen gün güzel bir kadın gördüm. Başı kapalı
ama eteği o kadar dar ki, böyle bakakaldım. Orada ya bilinçsizlik var ya da çıkar...
Din ile kesinlikle uyumlu değil.
Z.: En önemli şey güzel ahlak. Namaz kılarsın, fitnecilik yapmazsın. Ahlakı perfect
(mükemmel) olmasa bile en azından o yolda gayretli olmalı insan...
Cinsellik evlilikten sonra...
Okula giderken mecburen şal ya da bere taktıklarını anlatan Meryem ve
Zeynep'e cinsellikle ilgili görüşlerini de sorduk...
• Gençler arasında cinsellik nasıl yaşanıyor?
Z.: Cinselliğin evlilik sonrası yaşanacak bir şey olduğunu düşünüyorum.
• Ya duygusal ilişki için ne düşünüyorsunuz?
Z.: Erkek arkadaşlarım var. Ama sevgilim yok.
M.: Benim de sevgilim yok. Ama karşıma doğru biri çıkarsa neden olmasın?
Eşler, siyasi şov unsuru
olmamalı
Türban konusunda toplumsal uzlaşmanın sağlanması gerektiğini söyleyen Nazife
Şişman, "Siyasiler eşlerini bir şov unsuru haline getirmemeli" diyor
Boğaziçi Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonomi Bölümü'nden
mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji'de "BM
Kadın Politikası" teziyle yüksek lisans eğitimini tamamlayan Nazife Şişman da
türban konusuyla ilgili görüşlerini şöyle aktardı.
Sizce türbanın siyasetteki yeri ne?
Dini vazifelerin kısıtlama olmaksızın uygulanabileceği bir toplumsal düzenlemeden
yanayım. Ama Türkiye'de başörtüsü aşırı bir siyasal kutuplaşmanın konusu haline
geldi. Öncelikle toplumsal uzlaşmanın sağlanması gerekiyor. Bu meseleyi siyasi bir
polemik olmaktan çıkarmak gerekiyor. Siyasiler, eşlerini bir şov unsuruna
dönüştürmeme konusunda hassas davranmalı.
Başbakan'ın da katıldığı MÜSİAD Genel Kurulu ayetle açıldığında, taleplerin
sınırı da direnenler açısından önem kazandı. Türbana direnenler, "Türbanı
savunanların asıl niyetleri başka" diyor.
Bir genel kurulun ayet okunarak açılmasının, şeriatın ayak sesleri olarak
yorumlanması, Türkiye'deki siyasilerin ve rejimin refleksleriyle alakalı. ABD
başkanının 'Tanrı' sözünü dilinden düşürmemesini, yeri geldiğinde İncil'den
pasajlar okumasını, fundamentalizme hamletmek hiç kimsenin aklına gelmez. Ama
Türkiye'de din, reddedilmeye çalışılan bir mirası çağrıştırdığı için, en
sıradan dini ritüeller bile tepkilere neden oluyor. Niyet meselesine gelince, toplumsal
hayatta niyetler değil, uygulamalar baz alınır.
Sizce türban sorununa en gerçekçi çözüm ne olabilir?
Bir kere kamusal alanın yasaklama ve tanımlamaya dayalı hiyerarşik yapıdan
kurtarılması gerek. Bu, bugünkü Türk toplumu için kısa dönemde başarılabilecek
bir husus gibi görünmüyor. Belli bir geçiş dönemi yaşanacağı kesin. Bence bu
geçiş döneminde, siyasilerden ziyade toplumsal kesimlerin çabaları belirleyici
olacak. Başörtülülerin sosyolojisi yapıldı, başörtüsü karşıtlığının
sosyolojisi de yapıldığında karşılıklı masaya oturulabilir diye düşünüyorum.
Türbanlı polis olur mu?
Albayrak, Hollanda'da şu sıralar "Türbanlı polis tarafsız olabilir mi?"
tartışmasının devam ettiğini belirterek, "O kadar liberaller ki, polis
üniformasına uygun başörtüsü üretmeyi düşünüyorlar" diyor.
'Dini kimlik anayasal hak'
Hollanda İşçi Partisi Milletvekili Nebahat Albayrak'la, Hollanda'da türban sorununu,
dini kimlikli ve laik okulların yapısını, İslam okullarını konuştuk.
Hollanda'da devlet dairelerinde siyasi ve dini sembolleri taşıyarak çalışmak
mümkün mü?
Bir devlet memuru boynunda kolaylıkla bir haç işareti taşıyabilir.
Devlet dairelerinde türbanlılar çalışabiliyor mu?
Çalışıyor. Hatta sayıları gitgide artıyor... Türban da anayasada korunan kişisel
hak ve özgürlükler alanına giriyor. Örneğin çalışan başörtülü bir avukat var.
'HOLLANDA LİBERAL'
Türbanlı avukat duruşmalara katılabiliyor mu?
Evet, katılabiliyor. Ancak, bu durum, Hollanda'da en çok tartışılan konulardan
birisi... "Tarafsızlığın korunması gereken işlerde başörtülü
çalışılabilir mi?" diye bir tartışma başladı. Ancak, henüz sonuçlanmış
değil. "Tarafsızlığını etkiliyorsa başörtüsüyle çalışılmasın"
diye bir görüş var. Örneğin, "Türbanlı polis olabilir mi?" tartışması
var. Polisin, bazı olaylarda "Başörtüsünden dolayı tarafsızlığını
koruması mümkün olmayabilir" deniliyor. Hollanda, bu konuda oldukça liberal.
Polis üniformasına uygun, hatta onun bir parçası olan bir başörtüsü üretilmesi
düşünülüyor. Ancak henüz bir sonuç alınmadı. Bu konudaki en somut tartışma ise
bir mahkemede oldu. Zabıt kâtibi için başvuran bir türbanlı kız işe alınmayınca
mahkemeye başvurdu. Açtığı davayı da kazandı.
Türbanlı yargıç olabilir mi?
Muhafazakâr partiler buna karşı. Örneğin ayrımcılıkla ilgili bir davada, bir
Müslümanın türbanlı bir yargıç karşısına çıkması halinde, "Yargının
tarafsızlığı ortadan kalkar" diyorlar. Her meslek dalında ayrı bir tartışma
var. Mesleğin etkilenip etkilenmediği gerçekçi bir şekilde ele alınıyor.
TÜRBANLI DERS
Okullarda derslere türbanlı olarak girmek mümkün mü?
Türbanlı girilebiliyor. Ancak, türbanla jimnastik dersine girilmek istenmesi üzerine
hocalardan, "Dersi ve öğrenciyi engelliyor" diye itiraz geldi. Bu itirazları
kabul edildi. Ancak Hollanda'da okulların belli özgürlükleri var. "Okul
yönetimleri ve veliler bu gibi sorunları konuşup çözüm bulsunlar" diye bir
anlayış var. Genel düzenleme yok.
Hollanda'da laik veya dini inançları olmayan birisi çocuğunu dini bir okula
gönderebilir mi?
Gönderebilir. Ama bu okulların kabul etmeme gibi bir hakları var.
Dini okullarla laik okullar arasında ciddi fark var mı?
Verilen eğitim bölgeden bölgeye değişiyor. Büyük şehirlerde fark kalmadı. Dini
okullar kapatılmamak için artık semtteki bütün çocukları kabul ediyor. Ama küçük
kasaba ve köylerde "Kimliğimize uymuyor" diyerek almayabiliyorlar. Bazı
semtlerde "Öğrencilerimizin yüzde 10'u farklı dinden olabilir" diye kota
koyanlar oluyor. İşçi Partisi olarak görüşümüz, "Bütün okullar bütün
çocukları almalıdır" yönünde. Ama "Kimliğimizle oynamayın" diye
Hırıstiyan Demokratlar itiraz ediyor.
Hırıstiyan okulların müfredatı çok mu farklı?
Kimisinde din ön planda değil. Ama bütün dersleri Hıristiyanlıkla
irtibatlandıranlar da var.
Hollanda'nın sorunu türban değil, çarşaf
İlköğretimde türbanlı öğrenci ve öğretmen olabilir mi?
Olabilir. Ancak, anayasal bir hakkı kullanarak kurulan dini kimliği Hıristiyan olan bir
okul, başörtülü bir öğrenciyi almayabilir. Çünkü, her kurumun ve insanın kendi
kimliğini koruma hakkı var. İslam okulu da, "Benim okulumda başörtüsü
olmalı" diyebilir. 11 Eylül'den beri sosyal demokrat partiler özgürlükleri
korumaya çalışsa da halktan farklı bir talep var. Muhafazakâr partilerin büyümesi,
halkın bu eğilimini gösteriyor. "Biz fazla anlayışlı olduk. Kimliklerini
korumak herkesin hakkı ama bu durum topluma entegre olmalarını da engelliyor" diye
bir yaklaşım güçlendi. Konuya farklı bir tartışma da karıştı. Türbanla değil
çarşafla okula gitmek isteyen birkaç kadın söz konusu oldu. Onların isteğini
hiçbir parti kabul etmedi. "Yüz verdik, astar istiyorlar" gibi bir tepki
oluştu. İşçi Partisi de yüzün bile görülmediği bu çarşafa ve peçeye karşı
çıktı. Müslümanlar zaman zaman görülen çarşaf ve peçeyi de hak ve özgürlükler
kapsamına almak istiyorlar. Ancak Hollanda'da okullarda öğrenci ve öğretmenin
kimliğinin açık olması şartı aranıyor. "Maske takma yasağı" var.
Çarşafla okula gelinmesi konusu maske takma yasağı kapsamına alınarak reddedildi.
'Her şey belli bir yere
kadar'
Çamlıca tepesinde kahvelerini içmiş, fal bakıyorlardı. Masaya eğilmiş, belli ki
kalp atışlarını hızlandıran mevzulardan bahsediyorlardı. Bizi masalarına davet
edip sorularımızı yanıtlamayı kabul ettiler ama iki şartları vardı: Birincisi
teybimiz kapalı kalacak; ikincisi ise isimleri yayımlanmayacaktı.
İçlerinde güzelliğiyle dikkat çekeni, İmam Hatip Lisesi mezunu. Ünlü bir iç giyim
mağazasında çalışıyor. Bu mağazanın "açık" hanımlardan oluşan
müşterileri tarafından yadırganıyormuş, hatta bazıları "Güzelsin, niye
başını açmıyorsun?" diye soruyormuş. Yaşadıklarını gülümseyerek
anlatırken; bu tip şeylerin sorun olmadığını söylüyor. Kızlar Ümraniye'de
oturuyor.
Pantolon giyip makyaj yaptıkları için çevrelerindeki çarşaflılardan tepki
alıyorlarmış. Çarşaflıların, "pantolon giyen kadının erkeğe özendiğine ve
bunun haram olduğuna" inandıklarını anlatıyorlar. Bu tip şeylerden dolayı
onlar da çarşaflılara tepki gösteriyor: "İnançlarımız gereği örtündük ama
her şey belli bir yere kadar!"
'ÇEMBERİ AŞAMIYORUM'
Adının Canan olduğunu söyleyen ama görüntülenmek istemeyen arkadaşları ise iş
yaşamında önünün kesilmesinden dertli. "Muhasebeciyim, kapalı olduğum için
şirkette önümü açmıyorlar" diye yakınıyor. Bir Alman firmasına başvurmuş.
Şirkete gittiğinde, başörtülü olduğu için kendisine kötü davranıldığını
anlatıyor... "Kariyerimde atılım yapmak istiyorum ama kendi küçük çemberimi
aşamıyorum" diyor.