TÜRBAN DOSYASI - 4
'Yasak kalkmalı'
diyenler yüzde 75
Üniversite öğrencisi
kadınların yüzde 51.6'sı türban yasağını savunuyor... Başı örtülü
kadınların yüzde 88'i yasağın kaldırılması gerektiğini söylüyor.
ıı 18-27 yaş grubundakiler, üniversitede türban yasağının kaldırılması
gerektiğini en fazla savunan grup oldu.
ıı Eğitim düzeyi yükseldikçe türban yasağının kalkmaması gerektiğini
söyleyenlerin oranında artış görüldü.
ıı BBP'lilerin ve SP'lilerin yüzde 100'ü, AKP'lilerin yüzde 93'ü, MHP'lilerin yüzde
87'si 'Türban yasağı kalkmalı' dedi.
ıı CHP, DSP ve YTP seçmeninin büyük çoğunluğu, "devlet dairelerinde türban
yasağı olması gerektiğini" belirtti.
ıı 'Üniversitede türban yasağı kaldırılmalı' diyenlerin yüzde 21.5'i 'Devlet
dairelerinde türban olmasın' dedi.
ıı Deneklerin yüzde 62.6'sı devlet dairelerinde çalışan kadınların isterlerse
başlarını örtebilmesi gerektiğini söyledi.
Bu araştırmada, üniversitelerde türban yasağının kaldırılma isteği belirgin
biçimde ortaya çıkmıştır: Halkın dörtte üçü, üniversitelerde türban yasağı
konulmasının karşısındadır. Cinsiyet ve yaş farkı, bu isteğin oranını
(yaklaşık yüzde 75) değiştirmemektedir. Eğitim ve sosyal statü durumuna göre
yasağın kalkmasını isteyenlerin oranı farklılaşmaktadır. ilkokul mezunlarında
yasağın kalkmasını doğru bulanlar yüzde 81 iken, yüksekokul eğitimlilerde bu oran
yüzde 55'e inmektedir. Benzer farklılık, yüksek ve dar gelirlilerde de
görülmektedir.
Yasağı savunan deneklerin oranı, toplamda yüzde 25; yüksek eğitimlilerde yüzde
45'tir. Kamuoyu önderlerinin büyük çoğunluğu bu yüzde 45'in içindedir. Yüksekokul
mezunları arasında, yasağı isteyenler (yüzde 45) ile istemeyenlerin (yüzde 55)
sayılarının birbirine yakın bulunması, tartışmanın bugünkü yoğunluğuyla
süreceğine işaret etmektedir.
Bugün cevapları yayımlanmakta olan kamu hizmetlileriyle ilgili soru şuydu: "Size
hizmet veren bir memurun, kamu hizmetlisinin (hâkim, öğretmen, tapu müdürü, polis
vs.) siyasi olarak ne düşündüğünü belli edecek bir görünümde (rozet, işaret,
özel bir şapka, türban vs.) hizmet vermesi sizi rahatsız eder mi?" Bu sorunun
verileri ilk bakışta şaşırtıcı görülebilir:
TÜRBANLI MEMURA ONAY
Deneklerin yüzde 54'ü bu soruya "Rahatsız etmez" cevabını vermişlerdir.
Sanıyorum gerçekte, deneklerin büyük çoğunluğu bu soruyu, "Türbanlı bir
memurun hizmet vermesi sizi rahatsız eder mi?" diye algılamışlardır.
Gözlemlerimiz de bunu teyit etmektedir.
Aksi halde, sorunun tam anlaşıldığını kabul edersek, halkımızın yarısından
çoğunun, polis ve hakimlerin bile, siyasal eğilimlerini belli eden işaretle görev
yapmalarını doğru bulacakları gibi bir sonuçla karşılaşmış oluruz. Bu sonuç,
demokraside oldukça deneyimli halkımızın, diğer davranış ve anlayışıyla
çelişir. Sorunun "türbanla" sınırlı anlaşıldığı kabul edildiğinde,
deneklerin bu soruya da, anketin bütünüyle tutarlı cevaplar verdiği görülür. Dün
yayımlanan, "Türbanlı eşlerin resmi törenlere katılması, resmi törenlerin
kurallarına uyulması, rejimin zorlanması" gibi sorular karşısında toplam
denekler, 40 - 60 aralığında kalarak kümeleşmişlerdir. Şimdi ele aldığımız
soruya verilen cevaplar da benzer aralıklardadır: Bir tarafın oranı yüzde 55'e,
diğer tarafınki yüzde 45'e yakındır. Eğitim ve gelir düzeyine göre farklılaşma,
bu konuda da devam etmektedir. Türbanı laiklik karşıtlığının simgesi olarak
görenlerin önemli çoğunluğu (yüzde 76'sı), memurların türban takmasını,
"rahatsız edici" bulmuşlardır.
Özetlersem, halkımızın yarıdan biraz fazlası, memurların türbanlı olmasından
rahatsızlık duymayacağını, diğer yarısı rahatsız olacağını söylemektedir.
Çünkü, her iki kesimin de çoğunluğu, türbanı siyasal bir işaret saymamaktadır.
Bu çoğunluk için türban, saçları örten bir giysidir. İki tarafın azınlığı da
"türban"ı, siyasal bir simge sayarak takmakta ve kullanmaktadır.

Tesettür mayosu bana göre
değil!
Modern tesettürün temsilcilerinden birine ait bu sözler... Gerekçesi şu: "Eğer
suyu hissetmeyeceksem denize neden gireyim?"
Fatih'te bir tesettür mağazasının önünde rastladık ona. Çarşaf ve
pardösülülerin arasında daha "modern" bir görüntüsü vardı. İsmi
yayımlanmamak koşuluyla sorularımızı yanıtlamayı kabul etti.
Ne zamandır kapalısınız?
1989 yılından beri.
Son dönemde sizin gibi pantolon ve tunik giyenler çoğaldı. Ne diyorsunuz?
Eskiden kapalılara kıyafet yönünden önem verilmiyordu. Ama şimdi kapalıların da
giyebileceği kıyafet seçenekleri var. Daha modern şeyler dikilmeye başlandı. Eskiden
bu kadar yoktu. O yüzden tekdüze giyiniyordu insanlar.
Makyaj yapıyorsunuz. Tepki almıyor musunuz?
Bazı çevreler tabii tepki gösteriyor. Belki çok doğru değil. Ama insansınız,
istiyorsunuz. Doğru olmadığını kabul etsem de güzel görünmek istediğim için
yapıyorum.
Çarşaflılardan ya da daha klasik kapalılardan ne tür tepkiler alıyorsunuz?
Şimdi onların içerisinde de, kıyafet olarak çarşaflı olup da modern görüşe sahip
olan insanlar var. Bunlar zaten pek tepki göstermiyorlar. Ama bazıları tepki
gösteriyor. Doğrudan herhangi bir şeyle karşılaşmadım.
Denize girmeyi düşünüyor musunuz?
Sadece kadınların olduğu bir yer olursa.
ÖZEL PLAJA GİDİYORLAR
Var mı böyle yerler?
Sarıyer tarafında bir plaj var. Belli günler sadece kadınlara. Motorlarla
götürüyorlar.
Orada normal mayo mu giyiliyor?
Nasıl denize gittiğiniz zaman, kıyafetiyle giren de, mayosu bikinisiyle giren de varsa,
orada da her türlüsü var.
Bu tesettür mayoları için ne diyorsunuz?
Pek bana göre değil. Suyu hissetmedikten sonra denize girmenin pek bir anlamı yok.
'Örtünerek saygınlık
kazanmak istiyorlar'
Sosyolog Özdalga, "Tesettürü seçenler toplumda prestij kazanmak ve rutin
hayatlarını aşan bir amaçları olduğunu göstermek istiyor" diyor
Daha önce türbanlı öğrenciler üzerine çalışmaları bulunan, İsveç Araştırma
Enstitüsü'nde Proje Müdürü olarak Türkiye'nin sorunlarına yönelik geniş çaplı
tartışma toplantıları düzenleyen Prof. Dr. Elizabeth Özdalga, ODTÜ'de sosyoloji
dersleri veriyor. Özdalga, Türban Dosyası kapsamında sorularımızı yanıtladı:
Türkiye'deki türban sorunu, dini ilgilendiren bir özgürlük sorunu mu?
Türkiye'nin üst elitini de büyük ölçüde kapsayan, radikal laik kesim, tesettür
(türban) konusunu herkesten daha iyi bildiğini ve anladığını iddia ediyor. Onlara
göre başörtüsü, Siyasi İslam'ın, irticanın ifadesi. Halbuki, tesettürü seçen
kadınlar, bunu bir dini vecibe olarak görüyor. Engellendiği zaman da, dinsel
özgürlüklerinin zedelendiğini düşünüyorlar.
Dinsel inanç, başörtü sorununun ana boyutudur. Bu problem çözülmedikçe
başörtüsü sorunu dini ilgilendiren bir özgürlük sorunu olmaya devam edecektir.
'YABANCI' MUAMELESİ
Türbanın Siyasal İslamı motive eden bir yanı yok mu?
Türkiye'de son otuz yıldır bir İslami hareket oluştu. Başörtüsü de bu hareketin
bir parçası. Ancak, İslami hareketler demokratik rejimi tehdit etmedi. MSP ve RP, laik
düzeni yıkma niyeti taşımadı. AKP için de aynı şey söz konusu. Fakat tesettüre
karşı olanlar Türkiye gerçeklerinden daha çok İran, Mısır, Pakistan ve
Cezayir'deki radikal grupları örnek gösteriyorlar. Referansları en radikal, en militan
hareketler... Türkiye'de bir şeriat devleti kurma niyetleri taşıyan gruplar hiçbir
zaman destek bulamadı. İslami radikalizmin zemini olmadığı halde, başörtüsünün
üzerine bu kadar sert gidilmesini anlamak mümkün değil.
Laik kesimlerin türbana karşı çıkışları size göre anlamlı değil mi?
Bence anlamlı değil. Tesettür, bir dinsel angajmanın ifadesi ama aynı zamanda,
tesettürü seçenler kendi çevrelerinde ve toplumda prestij ve saygınlık kazanmak,
rutin hayatlarını aşan bir amaçlarının olduğunu göstermek, yükselmek istiyorlar.
Türkiye'nin sosyal hareketliliği fazla. Sürekli alt tabakalardan, kırsaldan gelen yeni
kuşaklar, yeni orta sınıflar, elit kesimin çıkarlarını ve gücünü tehdit ediyor.
Bunların bir kısmı dinsel değerlere daha çok önem veriyor. Başörtü sorununun
altında Marksist anlamda bir sınıf mücadelesi yatıyor diye düşünüyorum.
Tesettür bir rejim tehdidiymiş gibi gösterilerek, yeni orta sınıfların güçleri
azaltılmak, bir "outsider," "yabancı" unsur muamelesi yapılarak
siyasi iktidardan uzak tutulmak isteniyor.
'Peruk takmak çözüm değil...'
Üniversitelerdeki türban yasağını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çözüm bekleyen en ivedi alan üniversiteler. Üniversite eğitiminden yoksun
bırakılan kız öğrencilerin sorununa en kısa zamanda bir çözüm getirmek lazım.
Çözüm de peruk veya değişik fantezi şapka modellerine göz yumarak değil,
özgürlük getirerek olmalı.
Türkiye'de kamuda hizmet verenler türbanlı çalışabilir mi?
Bence hiçbir sakıncası yok. Ama Türkiye'de bu sorun, o kadar derin izler bıraktı ve
belli kesimlerde o kadar güçlü tepkiler oluştu ki, bir çözüm ancak bir reform
şeklinde yani adım adım gerçekleşebilir.
Türbanlı resepsiyon krizlerine ne diyorsunuz?
Bu konuyu çok yadırgıyorum. Hükümet üyelerimiz ve milletvekillerimiz görevi
başında ama resmi resepsiyonlara eşleriyle birlikte katılamıyorlar. Tuhaf ve
yakışıkşız bir durum. Dışarıya karşı otoriter ve hiyerarşik bir Türkiye imaji
veriyor.
Devlet baskısı mı, aile baskısı mı?
Çocukların küçük yaşlarda ailesinin inançları ve tutumu doğrultusunda türban
takması bir baskı anlamına gelmiyor mu?
Evet, bu konuda topluma bir sorumluluk düşüyor. Böyle bir sorumluluğu ancak özgür
toplumlar yerine getirebilir. Aile baskısı mı kötü, devlet baskısı mı? Türkiye'de
devlet baskısının azalması lazım ki, toplumun gözetimi altında aile baskısı
azalabilsin. Kaldı ki, başörtü konusunda aile baskısı sadece örtmek yönünde
değil her zaman. Birçok üniversite öğrencisi tesettür giydikleri için ailelerinin
baskılarına da maruz kaldı.