milliyet.JPG (12830 bytes)

TÜRBAN DOSYASI - 2

Yüksek eğitimli 'SİMGE' diyor...

simge.jpg (8142 bytes)Halkın yüzde 22'si türban için 'Laiklik karşıtlığının simgesidir' derken, bu oran yüksekokul mezunlarında yüzde 38'e çıkıyor

• Yüzde 19.2 "Türban laiklik karşıtlığının simgesidir" kanısında...

• Örtüsü için türban diyenlerin yüzde 81.8'i "Türban simge değildir" dedi...

• İlkokul mezunlarının sadece yüzde 14.4'ü türbanı simge olarak görüyor.

• Türban, eğitim düzeyi yüksek olanlar için sorun. Düşük olan için değil.

• Gelir düzeyi yükseldikçe, türbanı simge olarak görenlerin oranı artıyor...

• 18-27 yaş arası başı kapalıların yüzde 7.7'si ailesinin isteğiyle örtünmüş...

• Bekârların yüzde 17.1'i ailesinin isteğiyle başını kapattığını söylemektedir.

• Başını kapatanların yüzde 46.5'i "Seçim olsa yine AKP'ye oy veririm" demiştir.

• AKP'ye oy vereceklerin yüzde 88'i türbanı simge görmüyor.

• Eğitimliler, çoğunlukla "inançları gereği örtündüklerini" söylüyor.

Bilindiği gibi birçok kişi başörtüsünden daha çok, türbandan rahatsızdır. Bunlara göre türban, laikliğe karşıt siyasal eğilimde olduğunu göstermek için kullanılmaktadır. Amaç başın örtülmesi değildir, türban takılarak, Cumhuriyet'e karşı çıkılmakta, devrimler törpülenmeye çalışılmaktadır. Türbanlıların hepsini, İslamcılık akımının militanları olarak görenler bile vardır. Onlara göre türban takanların tamamı, rejime karşıdırlar, bayrak ve işaretleri de türbandır. Türbanlıların siyasal gösteri amacında olduklarından şüpheye yer verilmemekte, neredeyse "istisna" olasılığı bile tanınmamaktadır.

Oysa araştırmadan öğrendiğimize göre, halkımızın önemli bir çoğunluğu (cevap vermeyenler dikkate alınmazsa yüzde 78'i), türbanı "laiklik karşıtlığının simgesi" olarak görmemektedir. Bu yüzde 78'in içinde, "türban"ı "başörtüsü" olarak algılayanlar az değildir. Soruyu "türban" yerine "Başörtüsü simge midir?" diye anlayanların "Değildir" demesi doğaldır. Bu yanlış anlamaları çıkarsak bile, halkımızın çoğunluğunun, türbanı siyasal bir simge olarak görmediği, bayrak saymadığı açıktır. Ancak, deneklerin yüzde 22'sinin "Türban laiklik karşıtlığının simgesidir" kanısında olmaları önemlidir. Yüksekokul mezunlarında bu oranın yüzde 38 olduğu göz önüne alınırsa, türban karşıtlarının etki alanlarının genişliği anlaşılır.

AKP'LİLER 'HAYIR' DEDİ

Bir yanda yüzde 78, diğer yanda yüzde 22 olmak üzere türban konusu, belirgin mücadele alanıdır. Bana göre oranlar "yenilgiyi" de, "kazanımı" da göstermediği gibi, "tarafların gücünü" de belirtmemektedir. Bütün bunlar toplumumuzda "türban sorunu" olduğunu göstermektedir. Verilere daha yakından bakarak bir sonuca varmak istiyorum: Başını örten kadınlarda, türbanı simge olarak görmeme oranı yükselmektedir. Türbanı simge olarak görenlerin yarısından çoğu (yüzde 58'i), üniversitelerde türban yasağının devamından yanadır.

Bugün seçim olsa AKP'ye oy vereceğini söyleyenlerin hemen tamamı (yüzde 88'i), CHP'ye oy vereceğini söyleyenlerin ancak yarıya yakını (yüzde 47.5'i), türbanı laiklik karşıtlığının simgesi olarak görmemektedir.

Kadınlar ve erkekler aynı oranda (yüzde 78) türbanı simge olarak görmemektedirler. Eğitim düzeyi, ailenin geliri yükseldikçe, türbanı simge olarak görenlerin oranı yükselmektedir. Türbanın simge olduğunu söyleyenler; ilkokul mezunlarında yüzde 14.4 iken, yükseköğrenim görmüşler arasında yüzde 38.2'dir. Bu ülkede, türbanı laiklik karşıtlığı olarak gören insanlarla, türbanı bir siyasal akımın eyleminde baskı olarak iletişim aracı olarak kullanan insanlar bir arada yaşamaya devam edeceklerdir. Bunların "inanç" haline dönüşmüş görüşlerini terk etmeleri kısa zamanda olası değildir. Bu nedenle de toplumumuzun, "türban konusuyla yaşamaya" bir süre daha devam edeceğini söyleyebiliriz.

'10-15 YIL DAHA SÜRER'

Eğitim ve gelir düzeyi arttıkça, türbanı "sorun" yapanların sayısı ve etkileri artacak, ancak çekişmenin sıcaklığı da düşecektir. Bu araştırmanın en önemli sonuçlarından biri de budur: Türban, bağımsız bir sorun, ya da konu değildir; türban toplumun niteliklerine bağımlı, onlardan beslenip yaşayan bir sorundur. Etkileri azalarak sürecek türban sorunuyla daha 10-15 yıl birlikte yaşayacağız. Sadece türbanla mı?

tablo2-1.gif (87361 bytes)

'Bir yanda okul, bir yanda inanç'

İsteyerek kapandıklarını söyleyen üniversiteli kızlar, "Okul ve inançlarımız arasında tercih yapmak zorundayız" diyor.

Habibe, Sibel, Gülay, Sunay, Meryem, Hatice... İstanbul, Marmara, Boğaziçi üniversitelerine başörtüsüyle girdilerse de onlar düzen bozmak, işlediği suçtan nedamet duymamak gibi maddelerden okullarından ya uzaklaştırıldı, kayıtları silindi ya da devamsızlık gerekçesiyle atıldılar... Onlar da başörtüsü yasağının keyfi ve yoruma dayalı bir uygulamadan kaynaklandığı gerekçesiyle 'Başörtüsüne Özgürlük Girişimi' adı altında toplanarak haklarının peşine düştü. Türban değil, başörtüsü taktıklarını, bu kararı aile baskısıyla değil, kendi özgür iradeleriyle vermiş olduklarını söyleyen türbanlı öğrenciler, sorunlarını ve isteklerini Milliyet'e anlattı... İşte 'başörtülü' öğrencilerin görüşleri:

• Başörtüsü yasağı nedeniyle din ve vicdan özgürlüğü ile eğitim hakkı arasında tercih yapmak zorunda bırakılıyoruz.

• Başörtüsü yasağı, uygulaması güdük, muhafazakâr ve tutucu bir modernleşme politikasının, modernleşmeyi balolarla, frak giymekle, vals yapmakla özdeş gören şekilci bir anlayışın ürünü.

• Başörtüsü bahane gösterilerek kadınların eğitim alma, çalışma ve hatta belli sosyal organizasyonlara katılma hakları ellerinden alınmakta, kadınlar kamusal alanın dışına itilmektedir.

'YASAK KALDIRILMALI'

• Çatışma, bu yasağı uygulayanlar ve savunanlar tarafından çıkarılmaktadır.

• Kadınların sosyal hayatın içerisinde yer alması gerektiğini savunan devlet, kadınların eğitim hakkını engellememelidir.

• Yasağın ortadan kaldırılması ve üniversitelerin yeniden yapılandırılması için çok önemli gördüğümüz YÖK değişikliğinde de bu meselenin birinci plana alınması gerekmektedir.

• Bu çerçevede tasarıya "öğrencilerin her ne surette olursa olsun eğitim haklarından yoksun bırakılamayacağı" şeklinde bir hüküm eklenebilir.

Mezun olamadan uzaklaştırılıyoruz

• GÜLAY TEKELİ: Özel Fatih Üniversitesi Coğrafya Bölümü'nde okurken 'düzen bozmak' gerekçesiyle uzaklaştırıldım. Davam AİHM'de. Babamın üniversiteye verdiği 10 bin doları alıp babama iade etmek istiyorum. Benim ise bölüm kapatıldığı için geri dönebileceğim bir okulum artık yok!...

• HABİBE USTACIK: Üniversite sınavına başörtüsüyle girdim ve Boğaziçi Üniversitesi Fen - Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü'nde okumaya hak kazandım. 3.5 sene örtüm yüzünden ciddi bir sıkıntı çekmeksizin devam edebildiysem de bir senedir okula alınmıyorum. Bu durum bende ruhsal bir çöküntü yarattı.

• SİBEL CANTEMİR: Lise 2'de başımı kapatınca liseyi dışarıdan bitirdim. Üniversite sınavına başörtüsüyle girdim. Nevşehir'de il birincisi olarak Boğaziçi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü kazandım ama son sene uzaklaştırılma cezası aldım.


'Kapatılmak aşağılayıcı bir durum'

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan, kız çocukları ve kadınların, erkekleri tahrik ediyor gerekçesiyle kapatılmasını, son derece aşağılayıcı ve insan haklarına aykırı bulduğunu söyledi. Çağdaşlaşmayı hedef almış ulusların, insan yapısı yasalarla yönetildiğini anlatan Saylan, "Aksi beklentileri olanlar, yani şeriatın hâkim olması için çalışanlar, ne acıdır ki, yine kadın ve kızları türbanlayarak, örterek, kendilerine, etkileyici bir simge yaratmış ve bu masum insanları da militan haline getirmişlerdir. (Devlet büyüklerimiz (!) uygar giysileri ve kıyafetleri kendilerine uygun görüyor, oysa kız ve eşlerini örterek tabanlarına ya da gizli açık, emellerine selam çakıyorlar, dürüstlük bu mu?)" dedi.

FERACEDEN EŞARBA...

"Siyasal İslamın ne denli tehlikeli olduğu çok açık örnekleriyle belirmiştir ve ülkeler kendi rejimlerini, demokrasilerini yasalarla koruma durumundadırlar" diyen Saylan, şöyle devam etti: "Cumhuriyet döneminde yasal haklarını alan, erkekle eşitlenen, okuyabilen kadın, kendi kıyafet devrimini yapmıştır. Feraceden, yaşmaktan, çarşaftan, eşarba geçmiş, onu da atmıştır. Kırsal kadın tülbentle başını örter, güneşten, tozdan korunur. Geleneksel eşarplı, tülbentli ev kadınları, kız çocuklarını okula gönderirken, saçlarını tarar, örerler. Yakın yıllara kadar okuyan, resmi dairelerde çalışan kızlar, kadınlar asla örtünmezlerdi."

YEŞİL KUŞAK TEORİSİ

Aynı şekilde hiçbir yöneticinin de örtülü eşi - kızı olmadığını hatırlatan Saylan, sözlerini noktalarken şunları söyledi: "1980'lerden sonra, yeşil kuşak teorisiyle, imam hatiplere, hiçbir mantığı olmadan kızların alınmasıyla siyasal İslam çok önemli bir kale aldı ve kadınların örtünmesi konusunu dayatarak, hem din hem de kadın sömürüsünü başlattı. Hem de din -siyaset - ticaret üçgeni yer altından yer üstüne çıktı."

 

.: geri dön :.

© serzeniş