milliyet.JPG (12830 bytes)

TÜRBAN DOSYASI - 12

Osmanlı'dan beri kıyafeti tartışıyoruz

sukru.jpg (5836 bytes)Osmanlı tarihi uzmanı Prof. Şükrü Hanioğlu, Cumhuriyet ideolojisi üzerinde etkili olan bazı Osmanlı aydınlarının da, kıyafeti bir "çağdaşlık projesi" olarak gördüğünü hatırlatıyor.

ABD'nin Princeton Üniversitesi'nde Türkiye Araştırmaları Bölümü'nde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Şükrü M. Hanioğlu'nun Osmanlı düşünce tarihi üzerine birçok çalışması bulunuyor. "Dr. Abdullah Cevdet ve Dönemi", "İttihat Terakki Cemiyeti ve Jön Türklük", "Genç Türkler Muhalefette" adlı kitapları bunlardan birkaçı. Hanioğlu'nun, Osmanlı ve günümüzün tartışmaları arasındaki tarihsel bağı, "Geçmişten günümüze örtünme ve medenileşme projesi"yle birlikte ele alan yazısını biraz kısaltarak sunuyoruz.

17 Haziran 1875 tarihli Hayal mecmuasında basılan bir karikatürde biri alafranga diğeri alaturka kıyafetli iki hanıma aşağıdaki konuşma yaptırılmaktadır:

- Kız bu nasıl kıyafet utanmaz mısın?
- Bu asr - ı terakkide (ilerleme çağında) asıl sen utan kıyafetinden.

Bu konuşma kıyafet ile çağdaşlık ve medenilik arasında varsayılan özdeşliği ve positivist anlamda terakkiye (ilerlemeye) duyulan inancı belki de uzun bir bilimsel makaleden daha açık biçimde ortaya koymaktadır. Burada mizah yoluyla verilmeye çalışılan mesaj Sadullah Paşa'nın Ondokuzuncu Asır şiirinde "zeman zeman - ı terakki cihan cihan - ı ulum / Olur mu cehl ile kabil beka -yı cem'iyyat" (zaman terakki zamanı, dünya bilimler dünyası / olur mu bilgisizlikle toplumun devamı) dizeleriyle dile getirdiği "terakki" fikrine ve "bilimin tartışılmaz üstünlüğü" varsayımına dayanan bir asra uyum gösterilmesi, bunun tersinin mümkün olamayacağıdır. Bu uyum sağlama faaliyeti ise Osmanlı entelektüellerinin bir bölümü tarafından bir "medeniyet projesi" olarak görülmüştür. Böylesi bir proje çerçevesinde ise yukarıdaki kıyafetlerden birisi "utanılacak" bir nitelik haline gelebiliyordu.

'Yeni asır ve ilerleme'

Pozitivist "terakki" fikri 19. yüzyıl Osmanlı entelektüel çevrelerinde gün geçtikçe daha fazla kabul görmeye başlamış; "terakkiyat - ı cedide," "asr - ı cedid" (yeni asır) ve "ulum" (bilimler) bu çevrelerin en sık kullandığı kavramlar haline gelmişti.

Ahmet Midhat Efendi'nin herkesin ağzında "otuz kırk senedir lafının" olduğunu belirttiği "alla franca" Osmanlı seçkinleri için "asrileşerek" terakki kervanına katılmanın bir aracı haline geliyordu. Bunun sonucunda ise giyim kuşamdan adab - ı muaşerete (görgü kuralları) ulaşan bir alan ile "terakki," "çağdaşlaşma" ve "bilimin gereğini yerine getirme" arasında bağlantı kurulmuş oluyor ve böylece klasik Osmanlı düşüncesinin önem verdiği ve övdüğü "temeddün"ün (bu kavram bugünkünden farklı bir medenileşmeyi ifade ediyor) yerini değişik bir "medenileşme" alarak yukarıdaki kavramlarla bağdaştırılan giyim biçimi, medenileşmenin ve yeni medeniyet projesi içinde seçkinliğin şartı haline geliyordu.

Söz konusu bağlantıyı en açık biçimde gündeme getiren İkinci Meşrutiyet Garbcılarının bir yandan adab - ı muaşeret kitabı hazırlayıp, "misafirperverlik" gibi "çağdışı, bedevî" gelenekleri yerden yere vururken öte yandan, "Yirminci Asırda Zeka" ismini seçen bir derginin bu işlev için kullanılması kuşkusuz bir tesadüf değildir. Böylece "terakki" ve büyük medenileşme projesi arasında varsayılan ilişki ortaya konuyordu.

İlginç bir örnek olarak, dönemin önde gelen Garbcı ve İslamcı dergileri olan "İctihad", "Mehtab" ve "Sırat -ı Müstakim" mecmualarında "tesettür" üzerine yapılan tartışma da böylesi bir asrilik ve medenileşme zemininde gerçekleştirilmişti.

Dinsizler familyası

Cumhuriyet erken dönem ideolojisi üzerinde bir hayli etkili olan bazı Osmanlı aydınlarının sorunu bir "çağdaşlık" ve "medenileşme projesi"çerçevesinde ele aldıkları kuşkusuzdur.

Önde gelen bir Garbcı olan Kılıçzade Hakkı Bey'in bir hikâyesinde mahallelinin "Dinsizler Familyası" adını taktığı bir ailenin muhafazakâr bir çevrede yaşadığı sorunlar dile getirilirken, bunların önemli nedenleri olarak ailenin anne ve kızının kıyafetlerinin "pek gâvurca" bulunması ile kapıya gelen misafirlerin "kabul günü olmadığı için reddedilmesi" benzeri muaşeret farklılıkları gösterilir.

Aile fertleri "mescide yağ parası göndermek," "mahalle berberinde tıraş olmak," "Torbalı Dede'ye mum parası göndermek" gibi "asri olmayan" davranışları reddederek bunların bilim, çağın gerekleri ve okulda kendilerine öğretilenler ile uyuşmadıklarını ileri sürüyorlar, bunun sonucunda ise "dinsiz" olarak yaftalanarak dışlanıyorlardı. İlginç bir özellik, bu hikâyede "Dinsizler" ailesi fertlerinin "seçkin" buna karşın muhafazakâr mahallelinin ise "kitle" olarak sunulmasıydı.

Sorun değişti

Toplumumuzdaki geçmişini özetlemeye çalıştığımız kıyafet sorunu günümüzde "bilimsellik," "medeniyet," "seçkinlik" ve "modernlik" kavramlarındaki değişimin sonucunda mahiyet değiştirmiştir. Pozitivizmin düşlediği dini bir kenara bırakan bilimsel toplum gerçekleşmemiş, "herkesin hedeflemesi gereken tek ve üstün medeniyet" fikri yaygınlığını kaybetmiş, kıyafet, seçkinlik ve modernlik sembolü olma vasfını yitirmiştir. Günümüzde pek çok insan nezdinde bilgisayar programı bilmek kıyafete nazaran daha önemli bir "modernlik" sembolü olarak görülebilmektedir. Nihayet, 20. yüzyıl başının "bilimi din olan avam"ı alternatif siyasal ve toplumsal seçkinlik iddiasıyla ortaya çıkmış ve "avam" olmayı reddetmiştir. Günümüzdeki sorun, büyük çapta, bu değişimlerin farkında olunmamasından ve meseleye 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başı kavramları aracılığıyla bakılmasından kaynaklanmaktadır.


Yasakçılık sorunu çözmez

fgul.jpg (8119 bytes)Prof. Dr. Fatmagül Berktay, temel eğitimin 11 yıla çıkarılmasını, imam hatip liselerinin sayısının azaltılmasını ve kızların bu okullara alınmamasını öneriyor

"Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın" kitabının yazarı İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi feminist Prof. Dr. Fatmagül Berktay, temel eğitimi 11 yıla çıkarmak gerektiğini, imam hatip liselerinin, talebe göre sayısının azaltılması ve kadınlar için istihdam yaratmadığından, kız çocuklarının da bu okullara alınmaması gerektiğini söylüyor.

Kadın giyimi neden önemli?

Kadının denetimi, ataerkil toplum açısından önemli. Kadınlar, daima topluluğun ruhunu simgeler, sınırlarını çizer. O yüzden, topluluğun 'saflığı'nı korumak, simgelemek de onlara düşer. Üstelik bu sadece dinsel topluluklar için değil, seküler (dünyevi) bağlamlar için de geçerli. O nedenle Türkiye'de kadının kıyafeti, hem şeriata dayalı Osmanlı toplumu, hem de laik cumhuriyet için can alıcı önemde olmuştur. İlkinde, kadının örtünmesi ve kamusal alana çıkmaması, ikincisinde de kamusal alanda peçesiz dolaşabilmesi simgesel bir nitelik taşır.

Laik yaşam yüzeysel değil

Şeriatın egemen olduğu toplumlarda nasıl?

Bu toplumlarda kadınların kamusal alana çıkışları sınırlandırılır, zorunlu olarak çıktıkları durumda da, gene aslında mahrem alana, eve ait olduklarını hep hatırlatmak üzere örtünmeleri zorunlu kılınır. Bu ataerkil anlayış, aynı zamanda, kadının namus ve onurundan onun kendisini değil, onu çok koruyan erkeği sorumlu tutar ve böylelikle kadının özerk bir insan varlığı olduğunu örtük biçimde reddetmiş olur.

İslamda başı açıklara bakış nasıl?

Dinsel düşünce monist, tekçi düşüncedir, mutlak hakikat iddiasında bulunur; farklı düşünenlere karşı hoşgörüsüzdür. İslami cemaatçi anlayışın ve yaşam tarzının ne kadar hiyerarşik, konformist ve bireyselliğin gelişimine karşı tepkili olduğunu biliyoruz. Yıllar önce röportaj yapmaya gelen iki başörtülü genç kadına o zaman sorduğum soru hâlâ geçerli. O zaman, 'Ben sizin başörtüsüyle öğrenim görme talebinizi destekliyorum, peki siz, kendi görüşleriniz iktidara gelirse, benim başörtüsü takmama hakkımı savunabilecek misiniz?' diye sormuştum. O tarihte bana yanıt vermemişlerdi; umarım bugün verebilirler.

Yasaklamalar bir çare olabilir mi?

Türkiye'de laik düşünce ve hayat tarzı korkulduğu kadar yüzeysel değil, epey derinlerde. Bu süreç, cumhuriyetle de başlamadı; Osmanlı'da kökleri var. Sağlıklı demokrasiye sahip güçlü bir cumhuriyet için başörtüsü sorun olmamalı. Sorunu yasakçı yöntemlerle çözmeye çalışmak, radikal tutumların sertleşmesine, daha liberal unsurların da yabancılaşmasına yol açar. Bunca yıldan sonra cumhuriyet artık, muhalif unsurları sisteme entegre edebilecek daha hoşgörülü bir yaklaşım sergileyebilir. Bu bağlamda, üniversitelerin de, 'evrensel' kurumlar olduklarını hatırlayacak olursak, her çeşit farklılığın ifadesine yer vermeleri gerektiği sonucuna ulaşırız.

Üniversitelerde, davetlerde sorun olmamalı. Ama aynı şeyi devlet daireleri, mahkemeler gibi kamu hizmeti veren yerler için söyleyemem. Kamu hizmetinde tarafsızlık esastır; ve dinsel simgeler bu esasa aykırı düşer. Tarafsızlık, hukukun üstünlüğü gibi konularda hiç de iyi sınav vermemiş olan bir idareye, bir de dinsel simgenin açık ettiği taraflılığı eklememek gerek.


Türban Allah'ın emri ama takılmayabilir!

AKP Diyarbakır Milletvekili, İnsan Hakları Komisyonu Başkan Vekili Cavit Torun, türban konusunu Milliyet'e şöyle değerlendirdi:

"Türban Allah'ın emri ama 'ille de takılmalı' görüşü içinde değilim. Süreç içinde bu problemin taraflarınca çözülmesi gerekir. Dayatma ile 'ben bu işi ille de bu şekilde çözeceğim' demenin hiçbir mantıki anlamı yok. Ülkemizin bu sıkıntıları yaşamaya, sorun üretmeye, ne zamanı, ne mecali var. Allah'ın emri olan konuyu taraflar süreç içinde yasal zemine oturtarak çözmeliler.

Kanunlarda, türban takılmayacak diye açık, net kural yok. İnsanlar, örf âdete, ahlaka aykırı olmayacak şekilde kendi kıyafetlerini seçmekte özgür olmalı. Birilerinin 'başımı örtüp devlet dairesinde çalışacağım' diyerek huzursuzluk yaratması ve bu şekilde gündeme gelmesi doğru değil. Türban siyasi bir simge olarak takılmıyor. Takanların yüzde 95'inin siyasetle alakası yok."


.: geri dön :.

© serzeniş