TÜRBAN DOSYASI - 1
Sadece yüzde 5 'türban'
diyor...
Milliyet, Türkiye'nin yıllardır tartıştığı türban sorununu Tarhan Erdem'le masaya
yatırdı...
En geniş türban araştırması
• MİLLİYET'in, kamuoyu araştırmalarının en güvenilir ismi Tarhan Erdem ve onun
başında bulunduğu A & G Araştırma Şirketi'ne yaptırdığı türban
araştırması, Türkiye'de bugüne kadar yapılan en kapsamlı ve güvenilir araştırma
olma özelliğini taşıyor.
• ARAŞTIRMA 3 - 5 Mayıs 2003 günleri arasında Türkiye'nin 7 coğrafi bölgesinde,
38 il ve 128 ilçe ile bunlara bağlı 157 mahalle ve köyde gerçekleştirildi. 18 yaş
ve üzeri seçmen nüfusunu temsil eden 927'si kadın toplam 1881 denekle, "hanede
yüz yüze görüşme" yöntemiyle yapıldı.
• ÖRNEKLEMİN seçilmesinde çok aşamalı - tabakalı - tesadüfi yöntem,
görüşülecek deneklerin belirlenmesinde de cinsiyet ve yaş kotası uygulandı.
• 38 İLDE GERÇEKLEŞTİRİLDİ, ARAŞTIRMA sonuçları gerek sahada, gerekse
bilgisayar ortamında çeşitli kontrollere tabi tutularak bulguların tutarlılığı
gözlemlendi. Araştırmanın hata payı, artı ve eksi yönde yüzde 2 olarak
hesaplandı. Türkiye'nin 7 bölgesinden yapılan araştırmanın yürütüldüğü 38 il
şöyle: Adana, Adıyaman, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Çorum, Denizli,
Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Giresun, Hatay, İçel,
İstanbul, İzmir, Karabük, Kastamonu, Kayseri, Kırklareli, Kocaeli, Konya, Malatya,
Manisa, Kahramanmaraş, Nevşehir, Osmaniye, Rize, Sakarya, Samsun, Sivas, Trabzon, Uşak,
Van.
Araştırmamızda elde ettiğimiz sonuçlara göre, başını kapatan kadınların sadece
yüzde 5.4'ü kullandığı örtüyü 'türban', yüzde 1.9'u da 'çarşaf' diye
tanımlıyor.
Milliyet için, arkadaşım Adil Gür ile birlikte yürüttüğümüz çalışmada,
beklemediğim sonuçlarla karşılaştım. Ben ev dışında başını kapayan
kadınların, bulunan sonuçtan (yüzde 64'ten) biraz daha fazla olduğunu sanıyordum.
Ancak, araştırma öncesinde ne düşünüyorsak düşünelim, sayıların gerçeğe
yakın olup olmadığını tartışmak yerine; onların ne anlama geldiklerini
yorumlamalıyız. Kısaca tekrarlayalım; kadınlarımızın yüzde 64'ü, sokağa
çıkarken, evinin dışında başını kapamaktadır. Her 100 evin 77'sinde, başını
örten bir kadın vardır.
Baş örtme, kadın giyiminin bir parçasıdır. İnsan bedenini, tabii başını da
örten giysi tarih içinde tekstil teknolojisine, coğrafyaya, iklime, insanın ekonomik
gücüne, inançlarına göre çok değişmiştir. Giysiden ilk beklenen, bedeni dış
etkilerden koruması, zaman içinde anlamı değişen çirkinlikleri, mahrem yerleri
kapamasıdır.
BAŞÖRTÜSÜ TERCİH EDİLİYOR
Zaman içinde, başın örtülmesi dinsel kurallar içine girmiş, saçın görülmesi
haram sayılmıştır. Her giyside olduğu gibi, başörtüsünde de moda
"pahalıyı" yaratmıştır. Giysi, giyenin ekonomik durumunu, toplumdaki
yerini, mesleğini de gösterir. Çalıştığı yerin - evinin, ahırın, tarlanın,
büronun - gereği başörtüsünün işlevini de, cinsini de, bağlama biçimini de
belirlemektedir. Araştırma, saydığım değişkenlerin hepsinin bugün de belirleyici
olduğunu göstermiştir. Başını kapatanlardan çok azının (Yüzde 5'inin),
örtüsüne "Türban" adını verdiği görülüyor. Bence, türbanlılar bu
orandan biraz daha fazladır, türban takanların bir kısmı, örtüsünü
"Türban" olarak adlandırmamakta, başörtüsü demeyi tercih etmektedir.
EĞİTİMLİLERDE TÜRBAN
Eğitim düzeyi yükseldikçe başını örtenler arasında türbanlıların oranı
artmaktadır. Yalnız eğitim düzeyi değil, ekonomik durum, gelir arttıkça da
başını örtenler arasındaki türbanlıların oranı yükselmektedir. Üst gelir
dilimindeki muhafazakârlar, başörtüsü yerine türbanı tercih etmektedirler.
Kadınların evli - bekar olmaları, başlarını örtmelerini etkilemekte, bekarlarda
başın örtülme oranı düşmektedir. Kadınlarımız ve erkeklerimiz, yakınlarını
başlarını örtmeleri için zorladıklarını itiraf etmeseler de, evllik, başını
örtmek için önemli bir aşamadır. Evlilerde yüzde 73 olan "başını
kapama" davranışı, bekârlarda yüzde 34'e inmektedir. Sonuç olarak, bu
verilerden hareketle, ülkemizde baş örtme eğiliminin gelecek on yıllarda bir hayli
azalacağını söyleyebiliriz.
Sonuçlar arasında, gazete yayımcılarının işine yarayacak veriler de var: Ev
dışında başını örten kadınlar, örtmeyenlerden daha az gazete okumaktadır.
Başını örtenler arasında gazete okuduğunu söyleyenler yüzde 30'un biraz
üstündeyken, örtmeyenlerin yüzde 78'i okuduğunu söylemektedir. Gerçekte bu oranı
şu şekilde de söyleyebiliriz: Hanımları başını örten evlere, diğerlerine göre
daha az gazete girmektedir.
Çok önemli bir veri de DEHAP seçmenleriyle ilgili olanıdır: Bu partiye oy vereceğini
söyleyenler arasında, başını örtenler diğer partilerin seçmenlerinden daha yüksek
orandadır.
• Başını kapatan kadınların hane halkı ortalama aylık geliri 363 milyon lira
• Başını kapatmayan kadınların hane halkı aylık gelir ortalaması 964 milyon lira
• Başörtülülerin yüzde 23.5'i kendini muhafazakâr diye tanımlıyor
• Eğitim yükseldikçe türban diyenlerin oranı yükseliyor
• Metropollerde 'türban', kırda 'yöresel örtü' cevapları genel ortalamanın
üzerinde
• En az başörtülü Marmara'da, en fazla ise Güneydoğu'da
Saç saça değil baş başa
Bu topraklarda bütün zamanların en canlı tartışmasını simgeleyen
"türban", Fransızca kökenli bir sözcük. Büyük Larousse Sözlüğü,
tanımı iki maddede veriyor:
1- Her türden yumuşak kumaştan yapılabilen ve kumaşı büküp saç görünmeyecek
biçimde başa dolayarak oluşturulan başlık.
2- Uzun ve geniş bir eşarbı alın, kulaklar ve saçlar görünmeyecek biçimde başa
dolayıp omuzlara sarkıtarak oluşturulan baş tuvaleti.
Başı, saçı göstermeyecek biçimde örten türbanın sözlüklere girmeyen simgesel
anlamı, Türkiye’yi "saç saça baş başa" bir kavganın içinde tutuyor.
Zihinsel alışkanlar, çözüm arayışlarını engelliyor. Sonuçlarını bugünden
başlayarak okuyacağınız türban araştırması, tarafların görüşleri ve çözüm
önerilerini içeren bu dizi, Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Y. Yılmaz’ın açtığı
bir tartışma üzerine hazırlandı: Türkiye, türban sorununa çatışma yaratmayacak
bir çözüm üretemez mi?
HALK NE DÜŞÜNÜYOR?
Sorular birbirini izledi. Başını örten kadınların oranı ne? Türban sadece bir
"özgürlük" sorunu mu? Örtünmeye zorlanan bir çocuk için türbanı
savunmak, onun özgürlüğünü savunmak anlamına gelir mi? Memurların türban
takması; siyasi, dini, etnik aidiyetlerini belli etmeme ilkesine ters düşer mi? Diğer
yandan, kamu hizmeti alanları türban takıp takmamalarına göre ayırmak objektif bir
kriter sayılabilir mi? Türban, rejim karşıtlığını mı simgeliyor? Türbana karşı
"dayatmacı" tutumdan yakınan İslami kesime mensup başkanların
yönetimindeki belediyelere bağlı halka açık yerlerde alkollü içecek satışına
yasak getirilmesi de "dayatmacı" bir tutum olarak görülebilir mi? Anayasa
Mahkemesi’nin kamuda türbana olanak sağlamayan kararlarına karşı hukuki formüller
üretilebilir mi? En önemlisi; halk ne düşünüyor?
Sorular uzuyor. Başörtüsü konusunda Türkiye’nin en büyük kamuoyu
araştırmasını yaptıran Milliyet, her biri kendi alanında dünyada saygı gören
akademisyenler, kamuda türbanı savunanlar ile karşı çıkanlar ve sorunu kendi
hayatlarında yaşayanlara "çözüm önerilerini" sordu. Türkiye’yi,
"yurtta sulh..." içinde "otoriter ve geçici olmayan" bir çözüm
aramaya... Ülkeyi türban sorunu için "kürkçü dükkânı" olmaktan
çıkarmaya... Kendi sorununu "kardeş kardeş" tartışmaya çağırıyoruz.


'Dayak yedim ama
yılmadım'
Baba Edip Doru, bir gün eşi ve kızlarına 'Kapanın' dedi. Hepsi boyun eğdi, 8
yaşındaki Aygül hariç. Okuldan alındı, dayak yedi ama 14'üne geldiğinde istediği
oldu!
Başına iğneyle tutturulan boyundan büyük eşarbı aynada görmeye çalıştığında
henüz sekiz yaşındaydı. İstanbul - Balat'ta birlikte büyüdüğü kızlarla artık
ip atlayıp saklambaç oynayamayacaktı. Annesi Fatma ve ablaları Lütfiye, Aynur, Nurcan
ve Suna gibi o da tesettüre girince okuldan alındı ve Kuran kursuna gönderildi. O
çocukların oyunlarını dışarıdan izleyerek büyürken, bir yandan da babasının
karşısına dikilip türban takmak istemediğini söylediği her gün için dayak yedi,
cezalandırıldı.
18'İNDE EVLENDİRDİLER
Türbanlı ablalarına ve annesine rağmen babasına karşı verdiği mücadeleyi
kazandığında 14 yaşındaydı. Türbanını çıkarmış ve ilk işi dışarıdan
ilkokul ve ortaokul diplomalarını almak olmuştu. Liseye hazırlık yaparken 18
yaşında evlendirildi ve bu kez de eşinin isteğiyle yeniden türban takmak zorunda
kaldı. Ancak eşi, bir süre sonra kararı kendisine bırakınca bir kez daha türbanı
çıkardı. Aygül Hanım şimdi aklını üniversitede okumaya takmış. Üç çocuk
annesi güzel bir kadın olarak kendi çocuklarının geleceğini elinde tutmaya
çalışıyor...
Babanız neden tesettüre girmenizi istedi?
Babam Edip Doru Iğdır'dan gelip İstanbul'a yerleşen, varlıklı bir adamdı. Otoriter,
ama aydındı. Annemin açık mayolu resimlerini bile biliyorum. 1970'lerin ortası. Bu
akımlar yeni yeni başlamış. Bir gün babam eve geldi ve "Hepiniz
kapanacaksınız" dedi.
Küçük yaşta türbanlı olmak nasıldı?
Utanırdım... Diğer çocuklara imrenerek büyüdüm. Çünkü onlar çocuk ve çocuk
giysileri içinde, ben de çocuğum ama kadın giysileri içinde. Ben önceleri babam
gelince kapatıyor, o yokken açıyordum. Babamdan bu yüzden çok dayak yedim. 14
yaşında türbanı çıkarınca gittim ortaokulu dışarıdan bitirdim, liseye gidecekken
bebeğim oldu, ama lise diplomasını da alacağım. 50 yaşına da gelsem üniversiteye
gitmek istiyorum.
Babanızın sonrasındaki tavrı ne oldu?
Babamın tek başını açan, pantolon giyen kızı bendim. Yine de beni çok sevdi.
Ablalarım ise onun gözüne girmek için eteğin altına pijama da giyiyorlardı.
Lütfiye ve Aynur ablam inanarak giydiklerini söylüyordu, biri vefat etti. Diğeri ise
türbanı çıkardı. Ama babam öldü, kocasından boşandı da öyle türbanı
çıkardı. Bunu olgun yaşında, dört çocuk annesi iken yaptı. Mini etekler, şortlar
giydi. Şimdi kendi açık ama kızlarının başını kapattırdı.
Oysa siz neden takmak istemediğinizi biliyordunuz.
Elbette. Evlendiğim zaman da eşim kapanmamı istedi. Eşimi çok seviyorum bu yüzden
bir yıl boyunca türban taktım. Oysa sevdiğim insanlara, eşime, babama dürüst olmak
istiyorum. Bana hoşlanmadığım bir şeyi yaptırmayın. Bu din ile ilgiliyse bırakın
bu konudaki kararı ben kendim vereyim. Kocam iyi bir dini eğitim aldı, bu nedenle
türban kararını benim rızama bıraktı. Ben de türbanı çıkardım. Oysa ben
itikatli bir kadınım. Allah'a yürekten inanırım.
ÇARŞAF KRİZİ YAŞADIK
Anneniz karşı çıkmadı mı?
Annem Fatih'te tarikatlar hikâyesi ortaya çıktığı bir dönemde pardösülü gittiği
yerden çarşafla döndü. Babam onu görünce "Şahtın şahbaz oldun" diye
delirdi. "Üçkağıtçının tekisin" dedi ve çarşafı yırttı attı. Annem
de "cehennem ateşinde sonsuza kadar yanarım" diye korkup gitti bir çarşaf
daha aldı. O türban için bize yıllarca baskı yapan babam, çarşaf yüzünden annemi
yanında gezdirmedi.
Çevrende örtünenler sadece baskı yüzünden mi örtünüyor?
Ben sanmıyorum ki, birçok genç kız kendi bağımsız iradesiyle kapanmış olsun.
Ayrıcalık kazanmak ve tepki için takanlar da, belli ideolojik nedenlerle ya da diniyle
bütünleşerek kapananlar da var. Ama bunlar azınlıkta...
Gönülsüz kapanmak anlamsız
Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Uludağ da
türban dosyası kapsamında Milliyet'in sorularını yanıtladı.
Diğer dinlerde de tesettür var mı?
Daha önceki semavi dinlerde kadınların başörtüsü takmaları zorunlu idi demek için
elde kesin bir bilgi yoktur. Ancak bize ulaşan tasvir ve heykellerde eskiden beri
kadınların başörtüsü taktıklarını görüyoruz. Dindar Hıristiyan hanımlar ve
rahibeler başlarını örter. Örtünmenin miktarı ve şekli dinden dine değişebilir
ama temelde bir örtünme mevcuttur. Örtünmenin şekli ve miktarında bölgelerin,
iklimlerin, gelenek ve alışkanlıkların etkisi vardır.
ZORLA YAPTIRMAK YANLIŞ
Kuran'da tesettür nasıl tarif ediliyor?
Hazreti Peygamber'in eşlerine hitap edilirken 'cahiliye döneminde olduğu gibi
açılmayınız' (Ahzab 33 / 32,33) buyurmuşlardır. Bu hükmün Hz. Peygamber'in
eşleriyle sınırlı olduğu görüşünde olan âlimler vardır. Bu ayette özellikle
başörtüsü bahis konusu değildir. Hz. Peygamber İslamı seçen hanımlardan
bağlılık sözü alırken Allah'a ortak koşmamayı, adam öldürmemeyi, hırsızlık,
zina yapmamayı, iftira atmamayı şart koşardı. (Müslüm, İmaret 88, Hududud 43)
İslamda başörtüsünün şart kılındığına, hatta tavsiye edildiğine dair bir
kayıt yoktur. Yüce Allah buyuruyor ki: "Mümin kadınlara de ki: gözlerini
sakınsınlar, namuslarını korusunlar. Görünen kısmı müstesna olmak üzere
ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarına çeksinler." (Nur 24 /
31) Yapsınlar şeklindeki ifadeler uyulması gereken kesin emirler mi? Yoksa uyulması
lazım gelen ve ihtiyata da uygun düşen bir takım tavsiyeler midir? İki türlü
düşünen de var. Bizim görüşümüz her ikisine de saygı gösterilmesidir.
Başörtüsü gönüllü takıldığı zaman dini anlam ifade eder. Baskı ile kadınları
örtmenin dini anlamı ve manevi değeri yoktur. Kadınları kapanmaya zorlamakla herhangi
bir Müslümanı oruç tutmaya zorlamak aynı. İkisi de yanlış. İnsanları
Müslümanlığa bile zorlamayan din nasıl olur da başörtüsü için baskı yapar?