Can Dündar
Seccadede pudra izi
'İnandığımız gibi yaşayacağız' diyorlardı.
Haklarıydı.
Bir süredir bu değişti.
Artık "yaşadıkları şeye inanıyorlar".
Yani mecburen dahil oldukları hayatı, vicdanen meşrulaştırmaya çalışıyorlar.
Öyle olmasa "tesettür defilesi" gibi bir ucubeyi kabullenebilirler mi?
Kadını iştahlı gözlerden sakınmayı amaçlayan "tesettür"ün, bizatihi
bir teşhir seansı olan "defile"ye konu olması, başlı başına bir çelişki
değil mi?
Mankenlerin dolaştığı, markaların yarıştığı, namahremin bakıştığı bir
"gösteri", herkesin her şeyini sergilediği asrımızın gösteriş dünyasının
dışında kalmayı seçmiş mümin kadını bozmaz mı?
İsrafı teşvik eden, hazları yücelten, nefsi kışkırtan, tüketimi kamçılayan bir
seyirlik, kanaatkarlığı, tevazuu, nefsin ve hazların ıslahını tembihleyen İslam
terbiyesiyle bağdaşabilir mi?
***
Ancak "teori"ye
değil, "pratiğe" bakarsak iş farklıdır.
Mümin kadının güzel görünmeyi ibadet sayar hale gelmesi, eşini ve çocuklarını da
dönüştürecek bir modernleşme özleminin göstergesidir.
Tüketim toplumunun örtünen kadına da bulaştırdığı bu "dişilik arayışı",
kuşku yok ki peşinden "kişilik arayışı"nı getirecektir.
Örtünen kadının sosyal hayatta erkekle buluşması, tesettürün podyuma çıkması,
seccadeye pudra bulaşması, bu cenahta radikal yaklaşımları yumuşatacak, kadını
hayata katacak bir gelişmedir.
***
İronik ama gerçek:
Siyasi İslam, çok eleştirdiği Kemalizmin izinden yürüyor.
Kadını, önerdiği yaşam biçiminin bir sembolü olarak sokağa, okula, podyuma,
kamusal alana sürüyor. Onun haklarını kıyafetinde simgeliyor.
Fakat bu süreçte örtünen kadın da modernitenin nimetleriyle tanışıyor. Tüketim kültürünün
pençesine düşüyor. Kendisi sisteme dahil olurken, dolaylı olarak ailesini de modernleştiriyor.
Ancak bu, "Kemalizmin izinden gitme" hali "Gazi'nin balo yaptığı yerde
ben de defile yapacağım" inatlaşmasına dönüşünce, doğal seyrinden çıkıp,
tehlikeli bir şekil alıyor.
Mazluma özgü "Ben de varım" iddiası, yerini muktedire özgü "Seni tanımam"
dayılanmasına bırakıyor.
***
Türban tartışmasıyla
elektriklenen şu ortamda bu türden bir gerginlik, herhalde AKP hükümetinin en son
ihtiyaç duyacağı şeydir.
"Şeytan Ayetleri"nin tercümanının Sivas'a gelişini tahrik olarak görüp
bir katliamın bahanesi sayanlar bilmelidir ki, tesettür defilesi için Ankara Palas'ın
seçilmesinin de rencide (ve tahrik) edici bir sembolik anlamı vardır.
Hepimizin aleyhine olan çatışmalardan kaçınabilmek ve barış içinde bir arada yaşayabilmek
için, birbirimizin simgeleşmiş mekanlarına ve kişiliklerine saygı duymayı,
hassasiyetlerine özen göstermeyi, tribüne yönelik şov amaçlı gösterilerden kaçınmayı
öğrenmeliyiz.
Sevgi Yağmuru Derneği, ismiyle uyumsuz bir sağanağa yol açmak istemiyorsa, 4 Haziran
defilesine başka bir Palas bulmalıdır.
milliyet.com.tr