Tuncer Çetinkaya
Yüksek öğretimin amacı ve Kemal Gürüz
Yüksek öğretimin amaçlarından birisi 2547 sayılı YÖK Kanunu'nda şöyle
belirtiliyor: "Yüksek düzeyde bilimsel çalışma ve araştırma yapmak, bilgi ve
teknoloji üretmek, bilim verilerini yaymak, ulusal alanda gelişme ve kalkınmaya destek
olmak, yurtiçi ve yurtdışı kurumlarla işbirliği yapmak suretiyle bilim dünyasının
seçkin bir üyesi haline gelmek, evrensel ve çağdaş gelişmeye katkıda bulunmaktır."
Uluslararası Bilimsel Atıf İndeksi'ne(Science Citation Index) giren makaleler, dünyada
ülkelerin bilim ve teknolojide gelişmişliğinin göstergesi olarak kabul ediliyor. Türkiye
bu indekse göre 1999'da 82 ülke arasında 25'inci. 71 üniversitemizden 10 tanesinin 1
tane bile yayını yok. Türkiye; Meksika, Finlandiya, Tayvan, Brezilya, İsrail, Güney
Kore, Hindistan, Rusya, Polonya gibi ülkelerin gerisinde kalıyor.
Veriler ortada. YÖK kanunda belirtilen amaçlarını gerçekleştiremiyor. Bunun yerine YÖK
ne yapıyor? 5 sene gibi yüksek öğretim için kısa sayılabilecek bir süre içinde
bilimsel yayın sıralamasında bütün devlet üniversitelerini geride bırakarak ilk 5 içine
girmeyi başaran Fatih Üniversitesi'ni kapatmaya çalışıyor. 'Böyle bir olaya ancak Türkiye'de
rastlanabilir' dedirtecek bir uygulama.
***
YÖK ve onun başkanı Kemal Gürüz, her icraatı ile olay olmayı başarıyor. Ne yazık
ki bu olaylar hep milletin aleyhine icraatlar. Bir meslektaşımız tarafından ortalığı
karıştırmakta maharetli olduğu için 'Mikser' lakabı takılan Gürüz'ün icraatlarından
bazılarını hafızalardaki bilgileri tazelemek adına bir kez daha hatırlatmak
istiyorum. İşte onlardan bazıları:"Üniversiteye giriş sınav sistemini değiştirerek,
milyonlarca öğrencinin ve ailenin hayatını kararttı. Meslek lisesi öğrencilerini mağdur
etti. Fen edebiyat fakültesi mezunlarının öğretmenlik hakkını gasp etti. ÖSS soru
kitapçığının çalınması olayında gerekli tedbiri almayarak devleti milyarlarca
lira zarara soktu. Rektörlere hakaret etti, Tv'de ağlattı. Bazı rektörlere baskı
yaptı istifa etmelerini sağladı. Disiplin Yönetmeliği'nde değişiklik yaparak, öğretim
üyelerine meslekten men ve kamu görevinden çıkarma cezasına kadar varan ağır
cezalar verdi. Yeni 1402'likler oluşturdu. Dekan atamalarında kayırılmalar oldu. Üniversitede
başörtüsü diye bir problem yokken bunu problem yapmayı başardı. İlahiyatlara bile
başörtülü öğrenci girişini yasakladı. Yurtdışındaki bazı üniversitelerin
denkliğini iptal ederek 15—20 yıldır öğretmenlik yapanların bile işine son
verdirdi. Orta Asya ve bazı İslam ülkelerinin üniversitelerini–bazı ABD üniversiteleri
de dahil– tanımadı, öğrencileri mağdur etti. Öğretim elemanı yetiştirmek amacıyla
yurtdışına gönderilen 2 bin civarında master ve doktora öğrencisini asılsız
iddialara dayanarak geri çağırarak insana yapılan yatırımı engelledi. Bazı öğretim
üyelerini hoşuna gitmediği için başka üniversitelere sürgün etti."
Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, Gürüz'ün ikinci kez atanması sırasında 'O
zat yadırgattı.' diyerek atamaya tepkisini dile getirmişti. Yüksek öğretim camiasında
YÖK ve başkanı Gürüz'ü samimi olarak seven bir kişiye bile rastlamadım. Protokolde
alt sıralarda yer alan Gürüz, kendisini görevden alma yetkisi bulunan Cumhurbaşkanı
Sezer'e bile kafa tutuyor.
Bu icraatlara bakınca, insan, 'Milletin aleyhine bu kadar çalışan birisi nasıl oluyor
da bu kurumun başında kalıyor? Gücünü nereden alıyor? Bir Allah'ın kulu hesap
soramayacak mı?' diye sormadan edemiyor.
20/03/2001 Zaman