Av. Şeyma Döğücü
Başörtüsü yasağı keyfi bir uygulama
Kadın ve Aile- Üniversitelerdeki başörtüsü meselesini nasıl görüyorsunuz?
Böyle uygulamalar Batıda örneğin Amerika'da neden olmuyor?
Ş. Düğücü- Amerika her
sahada olduğu gibi hak ve özgürlükler sahasında da başı çekmek istiyor. Uzay çalışmaları,
savaş aletleri, silahlar bitti. Şimdi de dünyada özgürlüklerin kısıtlanamayacağı
bir ülke olmak istiyor. Biliyorsunuz teknolojiydi, bilimdi... her şeyi aşıp hukuk alanında
da dünya liderliğine soyunmak istiyor. Clinton'un tüm inanç ve kıyafetlere örgürlük
sağlayan genelgesini bu açıdan da değerlendirmek gerekir.
Ayrıca, Amerika yönetimi o kadar çok farklı kültürden insanın tek bir kalıba
sokulamayacağını kavradı. Hak ve özgürlüklere geniş serbestlik sağlayarak hem
halkını toparlamak, hem de dünyada bu konuda odak noktası olmak istiyor.
Ama bizim gibi 3. Dünya Ülkesi olarak anılan ülkelerde bunun tam tersi uygulamalar sözkonusu.
Birtakım çatışmaların sürekli canlı tutulmaya çalışılması söz konusu. Komünizm
tehdidi, sağcılık-solculuk çatışması gibi durumlar bitti. Şimdi yeni bir tehdit
bulunmaya çalışıyor... Din bir çatışma noktası haline getiriliyor. Yani, Müslümanlık
mı Hıristiyanlık mı; laiklik mi dindarlık mı; inanmak mı ateizm mi?.. Bunlar tartışılıyor
artık. Sınıflandırmalar yapılıyor. Sadece Türkiye'de değil diğer müslüman
topluluklarda da benzer durumlar canlandırılıyor. Müslümanların gelişmesinden
korktuklarından Ñki müslümanlar hakikaten büyük bir yayılma göstermektedirÑ bunu
engellemek için birtakım çalışmalar yapılmakta. İşte Türkiye'de son dönemde gözlenen
uygulamalar bence buna dayanıyor.
Kadın ve Aile- Başörtülü öğrencilerin ve stajyerlerin diğer öğrencilerden
herhangi bir farklılığı var mı? Bir yetersizliği mevcut mu da bu uygulama yaşanıyor
üniversitelerde?
Ş. Düğücü- Bu insanların
bilgisi, yeterliliği, diploması olduğu gibi kanunî hakları da var. Çünkü yüksek
öğretim kurumlarında 1987 yılında yapılan düzenlemeyle kılık kıyafet tamamen
serbest hale getirilmiştir.
Buna rağmen dönem dönem üniversitelerde engelleme yönünde uygulamalar görülüyor.
Geçen sene staja alınmıyordu hemşireler. Staja alınmama sebepleri de hemşirelik
konusunda yer alan "başı açık olma" ibaresi. Bu duruma istenilse çok güzel
bir çözümler getirilebilir. Bone gibi bir çözüm bulunabilir, kıyafet bütünlüğünü
bozmayacak şekilde. Ama buna yanaşılmıyor. Sırf o öğrencilere zorluk olsun diye
kanunî olmayan bir işlem yapılıyor. Öğrenciler sırf kılık kıyafetlerinden dolayı
staja alınmıyor. Normalde öğrencinin staja alınması gerekiyor. Öğrenci staja alınır;
eğer bu yönetmeliğe aykırı bir durumsa daha sonra kılığı ve kıyafetinden dolayı
soruşturma başlatılır. Normal uygulama budur. Ama bu yapılmıyor. Öğrenci staja hiç
alınmıyor ve böylece o öğrencinin devamsızlıktan kalmasına sebep olunuyor. Yani
olay bir suçsa Ñ ki değilÑ öğrencinin suç işlemesine de izin verilmiyor. Tamamen
öğrencinin önü kesiliyor. Staj dışında da bu sene yeni bir uygulama başladı. Kayıtlarda
başörtülü fotoğraf kabul edilmiyor. Başı açık fotoğraf getirmeyen öğrencilerin
kaydı yenilenmiyor. Şimdiye kadar başörtülü olarak okula almışlar bu öğrencileri,
sınavlara sokmuşlar, yıllarca okumuş bu insanlar hiç bir şey olmamış. Bu sene gökten
zembille inercesine bir uygulama başlatılıyor. Hiç bir kanunî değişiklik yok. Yani
tamamen "keyfi" bir uygulama. Tamamen rektörlüğün talimatı. Hiç bir hukukî
gerekçe yok.
Kadın ve Aile- Peki rektörlüğün gerekçesi nedir?
Ş. Düğücü- Rektörlük
şu gerekçeye dayanıyor. "Kamu kurum ve kuruluşlarında, devlet dairelerinde dine
dayalı bir devlet esasını benimsemek yasaktır" diyen Anayasa hükmü. Başörtlü
olarak okula devam etmenin devleti dine dayandırmakla ne ilgisi var? Bu çocuklar
T.C.'nin kanunlarına göre okuyorlar. YÖK kanunlarına göre fakültelere girmişler. Hiç
biri dine dayalı bir uygulamaya göre okumuyor. Hepsi bu ülkenin çocukları; bu ülke
kanunlarına göre okuyor. Kimse de devlet yapısını değiştirmeye falan tevessül
etmiyor.