KARANLIĞA SÜRÜKLENİYORUZ
Üniversitelerde yaşanan başörtüsü yasağı Türk eğitim sisteminin de büyük bir
yara almasına neden oluyor. Hemen hemen Türkiye’nin her yerinde hukuka aykırı olmasına
karşın uygulanan başörtüsü yasağı nedeniyle binlerce öğrenci mağdur edildi.
Av. Gülden Sönmez
(Mazlumder İstanbul Şubesi Hak İhlallerini İzleme Komitesi Başkanı)
Bu zihniyet maalesef insan hakları, özgürlük, adalet veya hukukun üstünlüğü gibi
kavramları anlamaktan uzak, dar bir kafa yapısıyla bakan bu nedenle aydın beyinlere
sahip bu öğrencilerin anlattıklarını anlayabilmekten uzaktır. Zira yıllardır çok
değişik yol ve yöntemlerle anlatılmaya çalışılan başörtüsü yasağının haksızlığının,
hukuksuzluğunun hâlâ anlatılamamış olması bu beyinlerin ne kadar koyu bir karanlık
içerisinde olduğunu da göstermektedir. Bu sorunu ülkemiz insanlarına yaşatan bu
zihniyet yaptığı hukuksuzluğun karşısında yasaları bulmalı ve artık hukuk bu
keyfiliğe bir son vermelidir. Ülkemiz insanlarına uygulanan bu yanlıştan hemen dönülmelidir.
Siyasetçiler, aydınlar , duyarlı her kişi, kurum ve kuruluş bu karanlığın ülkemiz
üzerinden kalkması için görevini yerine getirmelidir. Boyutu oldukça büyük bir ayrımcılık
uygulaması olan bu yasak ile toplumsal barış bozulmakta ve Türkiye’de mevcut olan
potansiyel gücü kilitlenmektedir. Seçilmiş beyinlerin ülkeye ve insanlığa hizmetine
engel olunmakta ve bilimin önü kapatılmaktadır. Bu durum kıyasıya bir mücadelenin
devam ettiği ülkelerarası arenada ülkemizi geri bırakmakta ve itibarımızı
zedelemektedir.
Sorumlulukta eşit olan bireyler haklar bakımından da eşit muamele görmelidirler.
Devlet kamusal hizmetin sağlandığı ortamları, bu ortamların varlık sebebi olan
bireye hiçbir surette kapatamaz. Temel haklar konusunda hiç bir birey, hakları arasında
tercih yapmak durumunda bırakılamaz. Öğrenim görme hakkı ayrım yapılmaksızın her
bireye Devlet tarafından ulaştırılması gereken en temel haklardandır. İnanç hakkı
da bu şekildedir. Devlet bireyine ‘ya inancın ya eğitimin’ sorusunu soramayacağı
gibi her ikisinden de mahrum kalmaması için çalışmalıdır. Üniversite öğrencileri
‘eğitim hakkının müşterisi’, ‘kamu hizmetinden yararlanan’ konumundadır.
Devletin birimleri bu konuda ayrım gözetemez.
Mazlumder olarak sürekli İlahiyat Fakültesi’nde gözlem yapmaktayız. Marmara Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin bugüne kadar yapmış oldukları hak arama
yolundaki çalışmaları göz önüne alındığında oldukça başarılı görmekteyim.
Öğrenciler tüm temel hak ve özgürlüklerinin vazgeçilmez olduğunun bilincinde görünmektedir.
Bu ülkemiz için sevindirici ve umut vericidir. Zira yapılan mücadeleler her halukarda
bir kazanım getirecektir. Bu ısrarlı öğrenim hakkı ve din ve ifade özgürlüğü
talebi sanırım Türkiye’de ‘başörtüsü yasağı’ sorununu bize yaşatan
zihniyetin değişmesinde önemli ve anlamlı bir katkıda bulunacaktır.”
Bir Zulüm de Selçuk Üniversitesi’nde
Üniversitelerde yaşanan başörtüsü yasağı Türk eğitim sisteminin de yara almasına
neden oluyor. Hemen hemen Türkiye’nin her yerinde hukuka aykırı olmasına karşın
uygulanan başörtüsü yasağı nedeniyle binlerce öğrenci mağdur edildi.
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’yle birlikte gündeme gelen başörtüsü mağdurlarının
mücadelesi tarihin kara sayfalarına utanç vesilesi olarak geçecek. Ancak haklarını
aramak için sonuna kadar mücadele edeceklerini ifade eden öğrenciler yasaların fakülte
yöneticileri tarafından çiğnenmesine bir anlam da veremiyor. Hemen hemen Türkiye’nin
her tarafında yaşanan başörtüsü zulümlerinden biri de Konya Selçuk Üniversitesi’nde
yaşanıyor. Üniversiteye bağlı birçok fakültede derslere başörtülü şekilde
girmek isteyen öğrencilere çeşitli disiplin cezaları veriliyor. 1969 yılından beri
üniversitelerde kılık-kıyafet ve başörtüsü sorunu sürekli yaşandı ancak bu
yasak halktan ya da öğrencilerden kaynaklanmıyordu. Sorunun genelde halkı dikkate
almak yerine halka yön vermeye kalkarak dayatmalarda bulunan yöneticilerden kaynaklandığını
söyleyen öğrenciler, öğrenci sayısı itibariyle Türkiye’nin en büyük üniversitelerinden
olan Selçuk Üniversitesi’nde 1997-1998 öğretim yılının ikinci yarısında kılık-kıyafet
konusunda birkaç soruşturmanın dışında önemli bir sorun yaşanmadığına dikkat çekiyorlar.
1998-1999 öğretim yılı başında ise önce kayıt yenilemelerinde hiçbir yasal dayanağı
olmadığı halde başörtülü öğrencilerden başı açık fotoğraf isteyen okul yönetimi
başı açık fotoğraf vermeyen öğrencilerin kayıtlarının yapılmayacağı, kimlik
verilmeyeceği ve sınavlara alınmayacağını duyurmuştu.
Okullar açıldıktan, öğrencilerin derslere devam etmesinden sonra özellikle başörtülü
ve sakallı öğrencilere öğrenim gördükleri okulların idarecileri ve öğretim görevlileri
tarafından sürekli “şu günden itibaren okullara alınmayacaksınız” şeklinde
tehditler savurularak öğrenciler rahatsız edildi. 16 Ekim 1998’de toplanan Üniversite
Senatosu ise kılık-kıyafet ile ilgili kararlara uymayan öğrencilerin tespit edilip
21.10.1998 tarihinden itibaren haklarında disiplin soruşturması açılmasına karar
verdi.
Bu karar da üniversiteye bağlı tüm birimlere gönderildi. Ancak senato kararında
belirtilen ‘kılık-kıyafet’ ile ilgili kararlar’ın hangi kararlar olduğu ya da
neye göre belirlendiği şeklindeki soruların hepsi cevapsız kaldı.
Senato kararında belirtilen 21.10.1998 tarihinden itibaren Selçuk Üniversitesi’ne bağlı
tüm yüksek okullarda sakallı ve başörtülü öğrenciler hakkında tutanak tutulmaya
ve soruşturmalar açılmaya başlanırken açılan soruşturma sonucunda verilen cezaların
da usulsüzlüklerle dolu olduğu ifade ediliyor.
Soruşturmadaki Usülsüzlükler
Selçuk Üniversitesi’nde öğrenciler hakkında açılan soruşturmalarda Yüksek Öğretim
Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin soruşturma usulüne uyulmadığı
bildirildi. Disiplin cezası alan öğrenciler şunları söylüyor:
“Yönetmelikte her türlü yazışmasının iadeli taahhütlü yapılacağı
belirtilmektedir. Bu kurala hiç uyulmuyor. Öğrenciler hakkında soruşturma açıldığına
dair yazılar kimi zaman elden bile verilmemekte, sadece soruşturmacı hocalar tarafından
sözle söylenmektedir. Savunma istek yazılarını elden veren bazı soruşturmacılar
öğrencinin tebliğ aldığı tarihi atmasına izin vermekte, kendisine teslim ettiği
tarihten daha önceki tarihi atarak savunma hakkına ilişkin süreyi usule uygun hale
getirmeye çalışmaktadır. Aynı anda aynı tarihlerdeki tespitlere ilişkin olarak aynı
iddia ile ilgili mükerrer soruşturmalar açılmaktadır. Soruşturma istek yazılarında,
hangi tarihlerde tespit yapıldığı bile açıkça belirtilmemekte, ‘Muhtelif
tarihlerde...’ şeklinde ifadelere yer verilmektedir.”
Çölaşan’ın Yazısı Danıştay’dan
Önce Geliyor!
Mağdur öğrencilerin en çok itiraz ettiği konuların başında kendi lehlerine olan
Danıştay kararını soruşturmayı yürüten görevlilere verdiklerinde, görevlilerin
Emin Çölaşan’ın yazısını göstererek bu kararın uydurma olduğunu söyleyerek
Danıştay kararının hiçe sayıldığını ifade ediyorlar.
Üniversitelerin bilimin ve özgür düşüncenin beşiği olması gereğini savunan öğrenciler
özgür düşünceyi temsil eden öğretim üyelerinin en önce hukuka aykırı ve
dayatmalara karşı çıkmaları gerektiğini belirterek şunları söylüyorlar:
“Galile’nin ‘iyi ama dünya yine dönüyor...’ ifadesenini bir haksızlığa ölümü
pahasına karşı çıkışının unutulmaması gerekir. Yine hiçbir haksızlığın
unutulmayacağı ve hukukun bir gün mutlaka haksızlığın hesabını soracağı dikkate
alınmalıdır. İnsanların giysilerine değil, bilgi ve becerilerine önem verilmelidir.
Giysilerle uğraşmak hiç kimseye bir fayda sağlamayacak, aksine insanların kişisel
tercihlerine müdahale eder konumda olduklarından çok şey kaybettirecektir. Ama mutlaka
giysilerle uğraşacağım diyen varsa, bu uğraşmalarında yasa ve yönetmelik dışına
çıkmaması gerektiği açıktır. Ülkemizin giysilerle kaybedecek zamanı yoktur. Ülkenin
ve anne-babaların aydın bir evlat yetiştirmek için harcadığı onca emek anlamsız
bir dayatma yüzünden heba edilmemelidir. Herkes hukukun gereğini yerine getirmeli, barış
içinde bir eğitim öğretim dönemi başlamalıdır.”
07.02.2001 Tarihli Milli Gazete'den alınmıştır.