serzenis.net

basortusu-logo.JPG (5632 bytes)
 

 

KARANLIĞA SÜRÜKLENİYORUZ

Üniversitelerde yaşanan başörtüsü yasağı Türk eğitim sisteminin de büyük bir yara almasına neden oluyor. Hemen hemen Türkiye’nin her yerinde hukuka aykırı olmasına karşın uygulanan başörtüsü yasağı nedeniyle binlerce öğrenci mağdur edildi.

Av. Gülden Sönmez
(Mazlumder İstanbul Şubesi Hak İhlallerini İzleme Komitesi Başkanı)


Bu zihniyet maalesef insan hakları, özgürlük, adalet veya hukukun üstünlüğü gibi kavramları anlamaktan uzak, dar bir kafa yapısıyla bakan bu nedenle aydın beyinlere sahip bu öğrencilerin anlattıklarını anlayabilmekten uzaktır. Zira yıllardır çok değişik yol ve yöntemlerle anlatılmaya çalışılan başörtüsü yasağının haksızlığının, hukuksuzluğunun hâlâ anlatılamamış olması bu beyinlerin ne kadar koyu bir karanlık içerisinde olduğunu da göstermektedir. Bu sorunu ülkemiz insanlarına yaşatan bu zihniyet yaptığı hukuksuzluğun karşısında yasaları bulmalı ve artık hukuk bu keyfiliğe bir son vermelidir. Ülkemiz insanlarına uygulanan bu yanlıştan hemen dönülmelidir. Siyasetçiler, aydınlar , duyarlı her kişi, kurum ve kuruluş bu karanlığın ülkemiz üzerinden kalkması için görevini yerine getirmelidir. Boyutu oldukça büyük bir ayrımcılık uygulaması olan bu yasak ile toplumsal barış bozulmakta ve Türkiye’de mevcut olan potansiyel gücü kilitlenmektedir. Seçilmiş beyinlerin ülkeye ve insanlığa hizmetine engel olunmakta ve bilimin önü kapatılmaktadır. Bu durum kıyasıya bir mücadelenin devam ettiği ülkelerarası arenada ülkemizi geri bırakmakta ve itibarımızı zedelemektedir.

Sorumlulukta eşit olan bireyler haklar bakımından da eşit muamele görmelidirler. Devlet kamusal hizmetin sağlandığı ortamları, bu ortamların varlık sebebi olan bireye hiçbir surette kapatamaz. Temel haklar konusunda hiç bir birey, hakları arasında tercih yapmak durumunda bırakılamaz. Öğrenim görme hakkı ayrım yapılmaksızın her bireye Devlet tarafından ulaştırılması gereken en temel haklardandır. İnanç hakkı da bu şekildedir. Devlet bireyine ‘ya inancın ya eğitimin’ sorusunu soramayacağı gibi her ikisinden de mahrum kalmaması için çalışmalıdır. Üniversite öğrencileri ‘eğitim hakkının müşterisi’, ‘kamu hizmetinden yararlanan’ konumundadır. Devletin birimleri bu konuda ayrım gözetemez.

Mazlumder olarak sürekli İlahiyat Fakültesi’nde gözlem yapmaktayız. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin bugüne kadar yapmış oldukları hak arama yolundaki çalışmaları göz önüne alındığında oldukça başarılı görmekteyim. Öğrenciler tüm temel hak ve özgürlüklerinin vazgeçilmez olduğunun bilincinde görünmektedir. Bu ülkemiz için sevindirici ve umut vericidir. Zira yapılan mücadeleler her halukarda bir kazanım getirecektir. Bu ısrarlı öğrenim hakkı ve din ve ifade özgürlüğü talebi sanırım Türkiye’de ‘başörtüsü yasağı’ sorununu bize yaşatan zihniyetin değişmesinde önemli ve anlamlı bir katkıda bulunacaktır.”

Bir Zulüm de Selçuk Üniversitesi’nde

Üniversitelerde yaşanan başörtüsü yasağı Türk eğitim sisteminin de yara almasına neden oluyor. Hemen hemen Türkiye’nin her yerinde hukuka aykırı olmasına karşın uygulanan başörtüsü yasağı nedeniyle binlerce öğrenci mağdur edildi.

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’yle birlikte gündeme gelen başörtüsü mağdurlarının mücadelesi tarihin kara sayfalarına utanç vesilesi olarak geçecek. Ancak haklarını aramak için sonuna kadar mücadele edeceklerini ifade eden öğrenciler yasaların fakülte yöneticileri tarafından çiğnenmesine bir anlam da veremiyor. Hemen hemen Türkiye’nin her tarafında yaşanan başörtüsü zulümlerinden biri de Konya Selçuk Üniversitesi’nde yaşanıyor. Üniversiteye bağlı birçok fakültede derslere başörtülü şekilde girmek isteyen öğrencilere çeşitli disiplin cezaları veriliyor. 1969 yılından beri üniversitelerde kılık-kıyafet ve başörtüsü sorunu sürekli yaşandı ancak bu yasak halktan ya da öğrencilerden kaynaklanmıyordu. Sorunun genelde halkı dikkate almak yerine halka yön vermeye kalkarak dayatmalarda bulunan yöneticilerden kaynaklandığını söyleyen öğrenciler, öğrenci sayısı itibariyle Türkiye’nin en büyük üniversitelerinden olan Selçuk Üniversitesi’nde 1997-1998 öğretim yılının ikinci yarısında kılık-kıyafet konusunda birkaç soruşturmanın dışında önemli bir sorun yaşanmadığına dikkat çekiyorlar.

1998-1999 öğretim yılı başında ise önce kayıt yenilemelerinde hiçbir yasal dayanağı olmadığı halde başörtülü öğrencilerden başı açık fotoğraf isteyen okul yönetimi başı açık fotoğraf vermeyen öğrencilerin kayıtlarının yapılmayacağı, kimlik verilmeyeceği ve sınavlara alınmayacağını duyurmuştu.

Okullar açıldıktan, öğrencilerin derslere devam etmesinden sonra özellikle başörtülü ve sakallı öğrencilere öğrenim gördükleri okulların idarecileri ve öğretim görevlileri tarafından sürekli “şu günden itibaren okullara alınmayacaksınız” şeklinde tehditler savurularak öğrenciler rahatsız edildi. 16 Ekim 1998’de toplanan Üniversite Senatosu ise kılık-kıyafet ile ilgili kararlara uymayan öğrencilerin tespit edilip 21.10.1998 tarihinden itibaren haklarında disiplin soruşturması açılmasına karar verdi.

Bu karar da üniversiteye bağlı tüm birimlere gönderildi. Ancak senato kararında belirtilen ‘kılık-kıyafet’ ile ilgili kararlar’ın hangi kararlar olduğu ya da neye göre belirlendiği şeklindeki soruların hepsi cevapsız kaldı.

Senato kararında belirtilen 21.10.1998 tarihinden itibaren Selçuk Üniversitesi’ne bağlı tüm yüksek okullarda sakallı ve başörtülü öğrenciler hakkında tutanak tutulmaya ve soruşturmalar açılmaya başlanırken açılan soruşturma sonucunda verilen cezaların da usulsüzlüklerle dolu olduğu ifade ediliyor.

Soruşturmadaki Usülsüzlükler

Selçuk Üniversitesi’nde öğrenciler hakkında açılan soruşturmalarda Yüksek Öğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin soruşturma usulüne uyulmadığı bildirildi. Disiplin cezası alan öğrenciler şunları söylüyor:

“Yönetmelikte her türlü yazışmasının iadeli taahhütlü yapılacağı belirtilmektedir. Bu kurala hiç uyulmuyor. Öğrenciler hakkında soruşturma açıldığına dair yazılar kimi zaman elden bile verilmemekte, sadece soruşturmacı hocalar tarafından sözle söylenmektedir. Savunma istek yazılarını elden veren bazı soruşturmacılar öğrencinin tebliğ aldığı tarihi atmasına izin vermekte, kendisine teslim ettiği tarihten daha önceki tarihi atarak savunma hakkına ilişkin süreyi usule uygun hale getirmeye çalışmaktadır. Aynı anda aynı tarihlerdeki tespitlere ilişkin olarak aynı iddia ile ilgili mükerrer soruşturmalar açılmaktadır. Soruşturma istek yazılarında, hangi tarihlerde tespit yapıldığı bile açıkça belirtilmemekte, ‘Muhtelif tarihlerde...’ şeklinde ifadelere yer verilmektedir.”

Çölaşan’ın Yazısı Danıştay’dan Önce Geliyor!

Mağdur öğrencilerin en çok itiraz ettiği konuların başında kendi lehlerine olan Danıştay kararını soruşturmayı yürüten görevlilere verdiklerinde, görevlilerin Emin Çölaşan’ın yazısını göstererek bu kararın uydurma olduğunu söyleyerek Danıştay kararının hiçe sayıldığını ifade ediyorlar.

Üniversitelerin bilimin ve özgür düşüncenin beşiği olması gereğini savunan öğrenciler özgür düşünceyi temsil eden öğretim üyelerinin en önce hukuka aykırı ve dayatmalara karşı çıkmaları gerektiğini belirterek şunları söylüyorlar:

“Galile’nin ‘iyi ama dünya yine dönüyor...’ ifadesenini bir haksızlığa ölümü pahasına karşı çıkışının unutulmaması gerekir. Yine hiçbir haksızlığın unutulmayacağı ve hukukun bir gün mutlaka haksızlığın hesabını soracağı dikkate alınmalıdır. İnsanların giysilerine değil, bilgi ve becerilerine önem verilmelidir. Giysilerle uğraşmak hiç kimseye bir fayda sağlamayacak, aksine insanların kişisel tercihlerine müdahale eder konumda olduklarından çok şey kaybettirecektir. Ama mutlaka giysilerle uğraşacağım diyen varsa, bu uğraşmalarında yasa ve yönetmelik dışına çıkmaması gerektiği açıktır. Ülkemizin giysilerle kaybedecek zamanı yoktur. Ülkenin ve anne-babaların aydın bir evlat yetiştirmek için harcadığı onca emek anlamsız bir dayatma yüzünden heba edilmemelidir. Herkes hukukun gereğini yerine getirmeli, barış içinde bir eğitim öğretim dönemi başlamalıdır.”


07.02.2001 Tarihli Milli Gazete'den alınmıştır.

     

geri dön

 

başörtüsü © serzeniş.net