Ali Rıza Saklı
BAŞÖRTÜSÜ ÜZERİNE HUKUKİ MÜLAHAZALAR
Üniversitelerdeki başörtülü öğrencilerin okullara alınmamaları, derslere ve sınavlara
sokulmamaları üzerine ortaya çıkan durum çeşitli açılardan değerlendirilmelidir.
En önemli yaklaşım ise elbette hukuki yaklaşım olacaktır.
Başörtülüleri üniversitelere sokmayan, başta İ.Ü. Rektörü Kemal Alemdaroğlu
olmak üzere bütün yetkililer kanunları uyguladıklarını iddia etmektedirler. böyle
olunca olayın hukuki açıdan ele alınması zarureti kendini bir kat daha fazla
hissettirir olmuştur.
Yasakçı zevatın öne sürdüğü hukuki durum, Anayasa Mahkemesi’nin “dini inancından
ötürü başını örtmeyi” serbest bırakan kanun maddesini iptal etmesi ve gerekçeli
kararında başörtüsünün “laik devlet” kavramına aykırı olduğunu beyan
etmesidir.
Anayasa Mahkemesinin iptal işleminden sonra, 2547 sayılı YÖK Kanunu’nun Ek
16.maddesine konulan “Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla Yüksek öğretim
kurumlarında kılık kıyafet serbesttir” hükmünü ise görmezden gelmektedirler.
Hatta, Rektör K. Alemdaroğlu’nun bu maddeyi mevzuat kitaplarından ilgili sayfaları yırttırarak
çıkarttırdığı basında yer almıştır.
Bu konudaki önemli bir mahkeme kararı, Edirne İdare Mahkemesi tarafından verilen
Trakya Üniversitesinin uygulamalarına yönelik yürütmeyi durdurma kararıdır. Diyanet
İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 30.12.1980 tarih ve 77 sayılı
ve başörtüsünü “dinin emri” olarak niteleyen kararına dayanarak, Edirne İdare
Mahkemesi, “İslam inancına göre uyulması zorunlu olan başörtüsü kullanımının
başka hiçbir amaçla özdeşleştirilmeksizin doğrudan doğruya kişinin inancının
bir gereği ve sonucu olduğu gerçeği dikkate alınmaksızın değişik gerekçelerle
yasaklanması, inanç özgürlüğünun özünü zedelediği gibi, söz konusu inancın ve
uygulamanın hor görülmesi ve çağdışı olarak nitelendirilmesi, dini inanç ve
kanaatlerinden ötürü kişinin kınanması anlamını taşır. Dolayısıyla dinsel
inancı nedeniyle üniversitede öğrenim gören bir kız öğrencinin boynunu ve saclarını
bir örtü yada turbanla kapatması çağdaş bir toplumda demokratik toplum düzeninin
gereklerine uygun bir şekilde hoşgörü ile karşılanmalıdır. Kaldı ki, inancı gereği
başörtüsü kullanan bir öğrencinin bu inancının ve inancının gereğini yaptığı
uygulamanın devlet tarafından korunması laik devletin en başta gelen görevlerinden
biridir.” şeklinde tarihi bir karar vermiştir.
Edirne İdare mahkemesi ayrıca; “2547 Sayılı Yasa uyarınca çıkartılan, Yüksek
Öğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin öğrencilerle ilgili disiplin
suç ve cezalarında tek bağlayıcı norm olduğuna kuşku duyulmamaktadır. 2547 YOK
Kanunu’nun Ek 16.maddesinde “Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla Yüksek
öğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir.”şeklindeki hükümlere de dikkati
çekti.
Yazar Emin Çölaşan, Edirne İdare Mahkemesi hakimlerinin Diyanet Fetvasına dayanarak hüküm
verdikleri gerekçesiyle haklarında soruşturma açılmasını talep eden bir yazi yazmıştır.
Bu yazıda; “Fetvaya dayalı yargı kararı veriliyor. Böylesi bugüne kadar hiç olmamıştı,
görülmemişti, duyulmamıştı. Türkiye Cumhuriyeti bir din devleti midir? Iran,
Afganistan veya Suudi Arabistan mı olmuştur ki, din esasına dayalı yargı kararı üretilmektedir?
seklinde realiteye uymayan ifadeler mevcuttur.
Edirne İdare Mahkemesi, anladığım kadarıyla, öncelikle başörtüsünun dini bir
vecibe olup olmadığını anlamak istemiştir. Siyasi bir simge olup-olmadığı
konusundaki iddialar karşısında en doğru yol elbette budur. Din İşleri Yüksek
Kurulu kararında, başörtüsünün dinin bir emri olduğunun açıkça yer aldığını
tesbit ettikten sonra, dini inanç ve ibadetlerin serbest olduğu ilkesini korumak bakımından,
dinin emri olduğu açıkça belli olan bir uygulamayı başka türlü suçlamanın onun
mahiyetini değiştiremeyeceği tespitini yaparak olayı “din ve ibadet hürriyeti” çerçevesinde
değerlendirmiştir.
Bir konunun dini olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? En güzeli Ülkemizde Devletin
bir kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu konudaki görüsüne başvurmaktır.
Mahkeme bunu yapmış ve başörtüsünün dinin bir emri olduğunu tesbit etmiştir.
Yoksa Mahkeme, kendi kararını, Diyanetin kararına dayandırmış değildir. Karar,
Anayasa ve kanunlar çerçevesinde, laikliğin “dini inanç ve ibadet hürriyetini”
teminat altına alması sebebiyle Anayasaya, kanunlara ve laikliğe de uygundur.
***
KARAR IPTAL EDILDI
Edirne İdare Mahkemesinin Trakya Üniversitesindeki başörtüsü yasağını iptal eden
kararı bir üst mahkeme olan Bölge İdare Mahkemesinden dondu. Esasen ben bunu
bekliyordum, çünkü hakimlere Genel Kurmay’ca brifing verildiği bir ülkede bağımsız
yargıdan bahsedilemez.
nasıl ki, yeni Genel Kurmay Başkanımız belli ölçülere uymayan insanların TSK’da
Albay rütbesinin üzerine çıkamayacağını söylüyorsa, Yargıda da Yüksek bürokrasi
aynı hassasiyetle oluşturulmaktadır. Turgut Özal, başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere
devletin üst kurumlarında zihniyet değişikliği yapmak istemişti ama ömrü vefa
etmedi.
Şimdi Bölge İdare Mahkemesi’nin gerekçelerini ele alalım ve değerlendirelim:
''Yükseköğrenimi laik bir okulda yaptığını bilmesi gereken ve bu okulda öğrenim
yapmayı seçen, davacı kurumun düzenlemelerini kabul etmiş sayılır.”
Türkiye'de laik olmayan bir okul var mıdır ki, laik olan okulu seçmekten
bahsedebiliyorlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini yanıltarak, sanki Türkiye'de
Avrupa’daki gibi dini okullar varmış gibi ve isteyen istediğini seçebilirmiş gibi gösterdiler
ve olumsuz karar çıkardılar. Şimdi de bunu öne sürüyorlar. Türkiye'de tek tip okul
vardır ve bu okullarda okumayanın okuma hakki elinden alınmış olmaktadır.
“Dinsel inançları simgeleyen başörtüsü ya da türbanın (dinsel nitelikli kapalı
kıyafet) yükseköğretim kurumlarında giyilmesi, takılması ve kullanılması; dinin,
bireyin manevi yaşamını aşarak, toplumsal yaşamı ve okulda öğrencilik sıfatının
gerektirdiği itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte çalışma düzenini bozan
davranıştır. Bunda ısrar edilmesi halinde üniversitenin huzur ve düzenini bozucu yönde
etkiler ve siyasal alana çekilmesi sonucunu doğurur. Bu tür eylem ve davranışlar,
anayasal ilkelere ve yükseköğretim mevzuatına aykırıdır ve korunan vicdan, dini
inanç ve kanaat özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesine olanak yoktur.”
Diyanet Fetvasına göre, bir Müslüman kadına başını örtmesi farzdır ve bu yüzden
de başörtüsü bir ibadettir. Simdi dininin kendine emrettiği bir şeyi yapan ve bunu
yaparken de gidip başkasının başını değil kendi başını örten bir insan hangi düzeni
bozmaktadır. Bir insanin inandığı gibi yasama hakki yoksa, din, vicdan ve ibadet hürriyetinden
bahsedilebilir mi? ABD’de İngiltere’de başörtülü bir kimse üniversiteye girdiğinde
kamu düzeni bozulmuyor, laiklik yara almıyor da bizde mi bunlar oluyor?
“Ayrıca çağdaş görünüme aykırı kılık ve kıyafetin yükseköğretim kurumunda
kullanılmasının özgürlük ve özerklikle de ilgisi yoktur. Disiplin hukuku hükümlerine
göre davacının eylem ve davranışları disiplin yönetmeliğinin 7., 8. ve 12. madde
kapsamında değerlendirildiğinde, davacı hakkında oluşturulan dava konusu işlemde
hukuk kurallarına aykırılık yoktur.''
Bir insanin dininin emri olan bir kıyafeti giymesi özgürlük kapsamına girmiyorsa
hangi kapsama giriyor? Herkes çağdaş görünüme uygun giyinme mecburiyetinde mi? Bu çağdışılar,
okula gelmekle onları üniversiteden kovan profların karsısına oturmuş oluyorlar ve
her gün bu profların anlattıklarını dinliyorlar. Madem ki bu memlekette zararlı
fikir taşıyan, çağdışı insanlar var siz bunları karsınıza alıp konuşmaktan
neden imtina ediyorsunuz?
Ayrıca Bölge İdare Mahkemesi kararında; “..Yüksek öğretimin amacının Atatürk
ilke ve devrimlerine bağlı yurttaşlar yetiştirmek olduğu..” iddia edilmiştir. Bu
da çoğulcu demokrasi ile bağdaşmayan ve ideolojik devletlerde dahi lise seviyesinde sağlanmaya
çalışılan bir husustur.
Bu arada İstanbul 6. İdare Mahkemesi de Edirne'deki mahkemenin kararına benzer bir
karar verdi. Az da olsa ve alt kademede de olsa “Türkiye'de hakimler var” sözü söylense
yalan değildir artık. 6. İdare Mahkemesi Kararını bozarak başörtüsü yasağına
onay veren Bölge İdare Mahkemesi Kararından nakledelim:
''Anayasa laiklik ilkesine aykırı olan e yükseköğrenimin amaç ve düzeniyle bağdaşmayan
özgürlük savunulamaz ve korunamaz. Yükseköğrenimin dersliklerinde ve ilgili yerlerde
dinsel inançları simgeleyen belirtilerden ve yükseköğrenimde karışıklık ve
karmasa yaratan ve huzur bozan durumlardan uzak kalınması zorunluluğu gözetildiğinden
laik eğitim kuralına ve yükseköğrenim ilke ve amacına ve yükseköğrenim düzeninin
sağlanmasına aykırılık teşkil eden eylemlerin demokratik bir hak olduğu da
savunulamaz. Belirtilen bu durumlar karsısında kamu kuruluşlarından sayılan yükseköğretim
kurumunda aklin ve bilimin öncülük ettiği, tek tür eğitim düzeni içinde duygu ve görüş
birliğini sağlama amaçlı, özgür düşünceli, özgür vicdanlı, ulusal değerlere
saygılı, çağdaş görüşlü ve çağdaş görünümlü insan yetiştirme amacına aykırılık
teşkil etmeyen dava konusu işlemde hukuka ve ilgili mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.''
Burada özgürlükler laiklikle sınırlanmakla kalmamakta, Yüksek öğrenimin amacı ile
de sınırlanmaktadırlar. Burada bahsedilen amacın bilimsellikle, bilim üretmekle bir
alakasının olmadığı sizce de açıktır değil mi? İdeolojik amaçtan bahsediliyor
burada... İşte üniversitelerimizin bilim üretmemelerinin en önemli sebebi budur.
Zaten YÖK Başkanı “Türkçe ile bilim yapılamaz” dememiş miydi?
Üniversitenin amacı ise; “çağdaş görüşlü, çağdaş görünümlü insan yetiştirme”
olarak belirlenmektedir ki, dünyanın herhalde hiçbir yerinde hiçbir üniversitenin böyle
bir amacı yoktur. Bu kararlar ve ifadeler hukuk ayıbı olarak tarihe geçmiştir. Esasen
bu kararların en güzel yorumunu İ.Ü. Rektörü Kemal Alemdaroğlu yaptı: Dedi ki;
“Çağdaş hukukçular buna dur diyecektir.” Evet daha karar çıkmadan önce Alemdaroğlu
yorumunu yapmıştır. Türkiye'de her şeyin çağdaş ve çağdışısı vardır ve
hukukun da çağdaş ve çağdışı olanı arenada yerini almıştır. Önemli olan
adaletli olmak, evrensel hukuk ilkelerine sahip olmak vb değil “çağdaş olmak”tir.