serzenis.net

basortusu-logo.JPG (5632 bytes)
 
 

Ali Rıza Saklı

BAŞÖRTÜSÜ ÜZERİNE HUKUKİ MÜLAHAZALAR

Üniversitelerdeki başörtülü öğrencilerin okullara alınmamaları, derslere ve sınavlara sokulmamaları üzerine ortaya çıkan durum çeşitli açılardan değerlendirilmelidir. En önemli yaklaşım ise elbette hukuki yaklaşım olacaktır.

Başörtülüleri üniversitelere sokmayan, başta İ.Ü. Rektörü Kemal Alemdaroğlu olmak üzere bütün yetkililer kanunları uyguladıklarını iddia etmektedirler. böyle olunca olayın hukuki açıdan ele alınması zarureti kendini bir kat daha fazla hissettirir olmuştur.

Yasakçı zevatın öne sürdüğü hukuki durum, Anayasa Mahkemesi’nin “dini inancından ötürü başını örtmeyi” serbest bırakan kanun maddesini iptal etmesi ve gerekçeli kararında başörtüsünün “laik devlet” kavramına aykırı olduğunu beyan etmesidir.

Anayasa Mahkemesinin iptal işleminden sonra, 2547 sayılı YÖK Kanunu’nun Ek 16.maddesine konulan “Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla Yüksek öğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir” hükmünü ise görmezden gelmektedirler. Hatta, Rektör K. Alemdaroğlu’nun bu maddeyi mevzuat kitaplarından ilgili sayfaları yırttırarak çıkarttırdığı basında yer almıştır.

Bu konudaki önemli bir mahkeme kararı, Edirne İdare Mahkemesi tarafından verilen Trakya Üniversitesinin uygulamalarına yönelik yürütmeyi durdurma kararıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 30.12.1980 tarih ve 77 sayılı ve başörtüsünü “dinin emri” olarak niteleyen kararına dayanarak, Edirne İdare Mahkemesi, “İslam inancına göre uyulması zorunlu olan başörtüsü kullanımının başka hiçbir amaçla özdeşleştirilmeksizin doğrudan doğruya kişinin inancının bir gereği ve sonucu olduğu gerçeği dikkate alınmaksızın değişik gerekçelerle yasaklanması, inanç özgürlüğünun özünü zedelediği gibi, söz konusu inancın ve uygulamanın hor görülmesi ve çağdışı olarak nitelendirilmesi, dini inanç ve kanaatlerinden ötürü kişinin kınanması anlamını taşır. Dolayısıyla dinsel inancı nedeniyle üniversitede öğrenim gören bir kız öğrencinin boynunu ve saclarını bir örtü yada turbanla kapatması çağdaş bir toplumda demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir şekilde hoşgörü ile karşılanmalıdır. Kaldı ki, inancı gereği başörtüsü kullanan bir öğrencinin bu inancının ve inancının gereğini yaptığı uygulamanın devlet tarafından korunması laik devletin en başta gelen görevlerinden biridir.” şeklinde tarihi bir karar vermiştir.

Edirne İdare mahkemesi ayrıca; “2547 Sayılı Yasa uyarınca çıkartılan, Yüksek Öğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin öğrencilerle ilgili disiplin suç ve cezalarında tek bağlayıcı norm olduğuna kuşku duyulmamaktadır. 2547 YOK Kanunu’nun Ek 16.maddesinde “Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla Yüksek öğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir.”şeklindeki hükümlere de dikkati çekti.

Yazar Emin Çölaşan, Edirne İdare Mahkemesi hakimlerinin Diyanet Fetvasına dayanarak hüküm verdikleri gerekçesiyle haklarında soruşturma açılmasını talep eden bir yazi yazmıştır. Bu yazıda; “Fetvaya dayalı yargı kararı veriliyor. Böylesi bugüne kadar hiç olmamıştı, görülmemişti, duyulmamıştı. Türkiye Cumhuriyeti bir din devleti midir? Iran, Afganistan veya Suudi Arabistan mı olmuştur ki, din esasına dayalı yargı kararı üretilmektedir? seklinde realiteye uymayan ifadeler mevcuttur.

Edirne İdare Mahkemesi, anladığım kadarıyla, öncelikle başörtüsünun dini bir vecibe olup olmadığını anlamak istemiştir. Siyasi bir simge olup-olmadığı konusundaki iddialar karşısında en doğru yol elbette budur. Din İşleri Yüksek Kurulu kararında, başörtüsünün dinin bir emri olduğunun açıkça yer aldığını tesbit ettikten sonra, dini inanç ve ibadetlerin serbest olduğu ilkesini korumak bakımından, dinin emri olduğu açıkça belli olan bir uygulamayı başka türlü suçlamanın onun mahiyetini değiştiremeyeceği tespitini yaparak olayı “din ve ibadet hürriyeti” çerçevesinde değerlendirmiştir.

Bir konunun dini olup olmadığını nasıl anlayabiliriz? En güzeli Ülkemizde Devletin bir kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu konudaki görüsüne başvurmaktır. Mahkeme bunu yapmış ve başörtüsünün dinin bir emri olduğunu tesbit etmiştir. Yoksa Mahkeme, kendi kararını, Diyanetin kararına dayandırmış değildir. Karar, Anayasa ve kanunlar çerçevesinde, laikliğin “dini inanç ve ibadet hürriyetini” teminat altına alması sebebiyle Anayasaya, kanunlara ve laikliğe de uygundur.

***

KARAR IPTAL EDILDI

Edirne İdare Mahkemesinin Trakya Üniversitesindeki başörtüsü yasağını iptal eden kararı bir üst mahkeme olan Bölge İdare Mahkemesinden dondu. Esasen ben bunu bekliyordum, çünkü hakimlere Genel Kurmay’ca brifing verildiği bir ülkede bağımsız yargıdan bahsedilemez.

nasıl ki, yeni Genel Kurmay Başkanımız belli ölçülere uymayan insanların TSK’da Albay rütbesinin üzerine çıkamayacağını söylüyorsa, Yargıda da Yüksek bürokrasi aynı hassasiyetle oluşturulmaktadır. Turgut Özal, başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere devletin üst kurumlarında zihniyet değişikliği yapmak istemişti ama ömrü vefa etmedi.

Şimdi Bölge İdare Mahkemesi’nin gerekçelerini ele alalım ve değerlendirelim:

''Yükseköğrenimi laik bir okulda yaptığını bilmesi gereken ve bu okulda öğrenim yapmayı seçen, davacı kurumun düzenlemelerini kabul etmiş sayılır.”

Türkiye'de laik olmayan bir okul var mıdır ki, laik olan okulu seçmekten bahsedebiliyorlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini yanıltarak, sanki Türkiye'de Avrupa’daki gibi dini okullar varmış gibi ve isteyen istediğini seçebilirmiş gibi gösterdiler ve olumsuz karar çıkardılar. Şimdi de bunu öne sürüyorlar. Türkiye'de tek tip okul vardır ve bu okullarda okumayanın okuma hakki elinden alınmış olmaktadır.

“Dinsel inançları simgeleyen başörtüsü ya da türbanın (dinsel nitelikli kapalı kıyafet) yükseköğretim kurumlarında giyilmesi, takılması ve kullanılması; dinin, bireyin manevi yaşamını aşarak, toplumsal yaşamı ve okulda öğrencilik sıfatının gerektirdiği itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte çalışma düzenini bozan davranıştır. Bunda ısrar edilmesi halinde üniversitenin huzur ve düzenini bozucu yönde etkiler ve siyasal alana çekilmesi sonucunu doğurur. Bu tür eylem ve davranışlar, anayasal ilkelere ve yükseköğretim mevzuatına aykırıdır ve korunan vicdan, dini inanç ve kanaat özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesine olanak yoktur.”

Diyanet Fetvasına göre, bir Müslüman kadına başını örtmesi farzdır ve bu yüzden de başörtüsü bir ibadettir. Simdi dininin kendine emrettiği bir şeyi yapan ve bunu yaparken de gidip başkasının başını değil kendi başını örten bir insan hangi düzeni bozmaktadır. Bir insanin inandığı gibi yasama hakki yoksa, din, vicdan ve ibadet hürriyetinden bahsedilebilir mi? ABD’de İngiltere’de başörtülü bir kimse üniversiteye girdiğinde kamu düzeni bozulmuyor, laiklik yara almıyor da bizde mi bunlar oluyor?

“Ayrıca çağdaş görünüme aykırı kılık ve kıyafetin yükseköğretim kurumunda kullanılmasının özgürlük ve özerklikle de ilgisi yoktur. Disiplin hukuku hükümlerine göre davacının eylem ve davranışları disiplin yönetmeliğinin 7., 8. ve 12. madde kapsamında değerlendirildiğinde, davacı hakkında oluşturulan dava konusu işlemde hukuk kurallarına aykırılık yoktur.''

Bir insanin dininin emri olan bir kıyafeti giymesi özgürlük kapsamına girmiyorsa hangi kapsama giriyor? Herkes çağdaş görünüme uygun giyinme mecburiyetinde mi? Bu çağdışılar, okula gelmekle onları üniversiteden kovan profların karsısına oturmuş oluyorlar ve her gün bu profların anlattıklarını dinliyorlar. Madem ki bu memlekette zararlı fikir taşıyan, çağdışı insanlar var siz bunları karsınıza alıp konuşmaktan neden imtina ediyorsunuz?

Ayrıca Bölge İdare Mahkemesi kararında; “..Yüksek öğretimin amacının Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı yurttaşlar yetiştirmek olduğu..” iddia edilmiştir. Bu da çoğulcu demokrasi ile bağdaşmayan ve ideolojik devletlerde dahi lise seviyesinde sağlanmaya çalışılan bir husustur.

Bu arada İstanbul 6. İdare Mahkemesi de Edirne'deki mahkemenin kararına benzer bir karar verdi. Az da olsa ve alt kademede de olsa “Türkiye'de hakimler var” sözü söylense yalan değildir artık. 6. İdare Mahkemesi Kararını bozarak başörtüsü yasağına onay veren Bölge İdare Mahkemesi Kararından nakledelim:

''Anayasa laiklik ilkesine aykırı olan e yükseköğrenimin amaç ve düzeniyle bağdaşmayan özgürlük savunulamaz ve korunamaz. Yükseköğrenimin dersliklerinde ve ilgili yerlerde dinsel inançları simgeleyen belirtilerden ve yükseköğrenimde karışıklık ve karmasa yaratan ve huzur bozan durumlardan uzak kalınması zorunluluğu gözetildiğinden laik eğitim kuralına ve yükseköğrenim ilke ve amacına ve yükseköğrenim düzeninin sağlanmasına aykırılık teşkil eden eylemlerin demokratik bir hak olduğu da savunulamaz. Belirtilen bu durumlar karsısında kamu kuruluşlarından sayılan yükseköğretim kurumunda aklin ve bilimin öncülük ettiği, tek tür eğitim düzeni içinde duygu ve görüş birliğini sağlama amaçlı, özgür düşünceli, özgür vicdanlı, ulusal değerlere saygılı, çağdaş görüşlü ve çağdaş görünümlü insan yetiştirme amacına aykırılık teşkil etmeyen dava konusu işlemde hukuka ve ilgili mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.''

Burada özgürlükler laiklikle sınırlanmakla kalmamakta, Yüksek öğrenimin amacı ile de sınırlanmaktadırlar. Burada bahsedilen amacın bilimsellikle, bilim üretmekle bir alakasının olmadığı sizce de açıktır değil mi? İdeolojik amaçtan bahsediliyor burada... İşte üniversitelerimizin bilim üretmemelerinin en önemli sebebi budur. Zaten YÖK Başkanı “Türkçe ile bilim yapılamaz” dememiş miydi?

Üniversitenin amacı ise; “çağdaş görüşlü, çağdaş görünümlü insan yetiştirme” olarak belirlenmektedir ki, dünyanın herhalde hiçbir yerinde hiçbir üniversitenin böyle bir amacı yoktur. Bu kararlar ve ifadeler hukuk ayıbı olarak tarihe geçmiştir. Esasen bu kararların en güzel yorumunu İ.Ü. Rektörü Kemal Alemdaroğlu yaptı: Dedi ki; “Çağdaş hukukçular buna dur diyecektir.” Evet daha karar çıkmadan önce Alemdaroğlu yorumunu yapmıştır. Türkiye'de her şeyin çağdaş ve çağdışısı vardır ve hukukun da çağdaş ve çağdışı olanı arenada yerini almıştır. Önemli olan adaletli olmak, evrensel hukuk ilkelerine sahip olmak vb değil “çağdaş olmak”tir.

     

geri dön

 

başörtüsü © serzeniş.net