1. Bölüm : Sokakta ferman padişahın, evde kadının
2. Bölüm : İğneleyici hüküm çıkardılar
3. Bölüm : Tesettür defilelerinde 'öteki' üzerinden şov
4. Bölüm : Modernite durumdan vazife çıkardı
5. Bölüm : ŞEKİL-İDEOLOJİ arasında başörtüsü
6. Bölüm : Başörtüsü korkularına estetik biçim kattılar!

 

Modernite durumdan vazife çıkardı

Kimliğini "modern" değerler üzerine kurduklarına inananlar, başörtülüleri denetleme ve hizaya sokma konusunda mesul gördü, birbirinden farklı "hüküm"lerin dolaşmasına neden oldu.


Tesettürlü kadınların giyim kuşamlarıyla ilgili olarak birbirinden farklı hükümlerin dolaşımda olmasını birden fazla etkene bağlamak mümkün. Ama temel dayanak noktası, kimliğini modern değerler üzerine kurmuş olduklarına inananların, "ötekileri" yani başörtülüleri, denetleme ve hizaya sokma konusunda kendilerini mahir ve mesul olarak görmesi. Durumdan vazife çıkaran bu mesuliyet duygusu, hak, hürriyet, özgürlük, eşitlik gibi temel insani prensipleri geçersizleştiren baskıcı tavırdan besleniyor.

Bu baskıcı tavrın görülmesini engelleyen yöntemlerin başında ise genelde İslami kesim özelde ise başörtülüler üzerine yapılmış alan araştırmaları, dizi yazılar geliyor. Çünkü yapılan alan araştırmaları ile dindarlar, "islami kesim" olarak belli sınırların içine hapsedilerek, kontrol edilmeleri gerektiği mesajının içselleştirilmesini sağlıyor. Alan araştırmalarının ortaya koyduğu dil ile, dindarlar bir tehdidin gizli öznelerine dönüştürülüyor. Böylece yabancılaştırılarak uzaydan gelmiş istilacı güç kimliğine haps edilerek yıllardır birlikte yaşadıkları komşuları için bile "dikkat tehlike" ibaresi ile paketleniyor. Paketin açılmaması için düzenli olarak "ne yerler / ne içerler / kim bunlar konulu" tanıtım programları devreye sokuluyor. Esasında eskiden beri "burada" olanlar, bu "tanıtım programları" ile henüz gelmiş, bilinmeyen yabancı tekinsizliğine büründürülüyor. Yabancı tekinsizliğini arttırmak için, dindarları şekil üzerinden kategorize etmek en sık rastlanan yöntem.

Başörtüsünün yasaklı olmasını meşrulaştırmak için, tesettürlü kadınların "tekinsiz kimlik" içinde inşa edilmesi gerekiyor. Bu inşa için gerekli malzemeler: İğneler, başörtüsünün büyüklüğü, başörtüsünü bağlayış şekli, bonenin gösterilmesi / gösterilmemesi, başörtüsünün uçlarını saklama ya da salma biçimi. Şekil üzerinden yapılan sınıflandırmaların ortak bir noktası yok.Çünkü eleştirileri dile getirenlerin içinde bulundukları "modernlik kalıpları" ve kendilerini tanımladıkları üst kimlikler /laik / liberal / sosyalist / feminist olarak farklı. Dolayısıyla her tanımlama kendi bakış açısının sınırlarını ve sorunlarını beraberinde getiriyor. Böylece modernlik paydasında eşitlenmiş gözükenlerin aynı kişi ve aynı konu hakkında birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan tavırları, hem kendilerine dair kimlik karasızlığını, hem de dindarları tanımlaya çalıştıkları kriterlerin kararsızlığını pekiştirmiş oluyor. Bir vesile ile medya gündemine düşmüş tesettürlü bir kadının giyim şeklini -ki bu genellikle siyasetçi eşleri oluyor- liberaller modern bulup onaylarken, laikçiler hiç de dindar bir kıyafet olmadığı konusunda eleştirilerini dile getirerek baş örtmek ile dindarlık arasında bir bağlantı olmadığını ispat etme noktasından hareket ediyor. Sosyalistlerin eleştirileri ise daha ziyade statü mekanları ve tüketim kalıpları noktasında toplanıyor.


GİYİM TARZIYLA KİŞİLİĞİNİ YANSITIYOR

Baş bağlama modelleri üzerine değerlendirme yapan Mimar Sinan Üniversitesi Fotoğrafçılık Bölümü öğrencisi Yakup Türkoğlu, örtünme şekilleriyle ilgili şunları söylüyor: "Benim örtünmekten anladığım kendini bilinçli olarak çokluk içinde gizlemektir. Bu perspektiften bakıldığında herkesin başörtü takma ve örtünme şeklinin özgürlüğü olduğunu düşünüyorum. Örtünme şekillerine gelince, kullanılan modellerde coğrafi, yöresel, geleneksel ve ya ülkeler arasındaki kültürel farklılıkların etkili olduğunu görüyoruz. Bana hepsi kendi içinde çok estetik geliyor.Yani bu çeşitlilik çok güzel ve herbiri kendi içinde iç dinamiklerini ve estetik kaygılarını taşıyor. Örtünmenin anlamıyla karşılaştırınca bunun bu çeşitliliği yine de tek boyuta indirmek mümkün değil. Kadının örtü olarak kullanıp onun kıstaslarını gözettiği her örtü modeli ne olursa olsun örtüyü ve örtünmeyi simgeliyor.Bence renk seçimi de kullanılan baş bağlama tarzı o kişinin psikilojisi ve kişiliğini yansıtıyor, kimi insan koyu renkleri tercih edip onların kendini daha iyi temsil ettiğini düşünürken bir başkası canlı renkler ve desenlerle daha estetik olduğunu düşünebiliyor.Yine bağlama şeklleri konusuna gelince de kişi neyi kendine yakıştırıyorsa onu seçmeli.Şu detayı aktarmak lazım bazen tesettürlüler örtü kurallarını ayrıntıda ihlal etsede kendine yakışanı takınca göze batmıyor. Çevremde çok farklı şekillerde başını bağlayanlar var.Öğrenciler ve gençler özellikle örtünürken nasıl göründüklerine önem veriyorlar ve bence bu da çok güzel bir şey. Çünkü örtünün estetik bir boyutu olduğunu düşünüyorum ve bunu örtüsüne bir tesettürlünün yansıtması hoşuma gidiyor."

ZEYNEP CEREN


'Çarşaf ve büyük boy başörtüler estetik değil'

Serap Ergün, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Mezunu. Kendini ve ailesini laik olarak tanımlayan Ergün, başörtüsünü bağlama modellerinin kimisinin ideolojik olduğu görüşünde ve bu yüzden ideolojik örtü takanlara kızıyor. Ünivesitede başörtüsü takmanın kişinin hakkı olduğunu düşünüyor ama ideolojik amaçla takılan örtüyle okula gidilmesine karşı. Çarşaf ve büyük boy başörtüsü takanları ise estetikten uzak ve zevksiz buluyor: "Başörtü takıp aşırı makyaj yapanların hayatlarından memnun olmadıklarını düşünüyorum."

Öncelikle ilköğretim ve lisede okuyan öğrencilerin başörtüsü takmalarını doğru bulmadığını söyleyen Ergün, üniversite çağındaki gençlerin örtünme şekilleriyle ilgili de şu yorumu yapıyor: "Başörtüsünü çene altından iğneyle ve büyük boy bağlayanlar biraz daha orta yaş ve üzeri görüntüsü uyandırıyor. Eğer pardesü değil de daha spor giyinenlerde mesela pantolon üzeri uzun gömlek veya bluz gibi giyinip üzerine uzun eşarpları boyundan dolayarak başlarını kapatmaları diğer bağlama şekillerine göre daha hoş duruyor ve klasik görüntünün dışında farklı bir görüntü yaratıyor. Sokakta bu tür giyinmiş bakımlı görünen gençler daha cok dikkatimi çekiyor. Kişisel tercihleri olabilir ancak çarşaf giymeleri ise gerçekten çok itici duruyor.Şık bir başörtüsü bağlama şekli nasıl olur doğrusu bilmiyorum. Ama ben sadece başörtüsü bağlayan birini gördüğümde kendi göz zevkime göre olmuş yada olmamış derim.Eğer gercekten inancına göre başörtüsü bağlanıyorsa abartıdan uzak ve sade olmalı. Bence çok abartılmıs frapan olan örtüler inançtan uzak bir görüntü sergiliyor.Sanki kendini beğendirmeye çabası varmış gibi görünüyor. Sade ama bakımlı olmak farklı bir şey abartmak ve en şık ben olmalıyım çabasına girmek ise farklı bir şey. Dışardan bakıldığında iki durum birbirinden ayırtedilebiliniyor

Yine, üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağının bağlama şekli nasıl olursa olsun aşılamayacağını düşünüyorum. Bu ülkede din ve vicdan hürriyeti var ve bu hürriyet kişiyi ilgilendirir. Ancak üniversitelerde eğer bir amaca hizmet etmek amacıyla başörtüsü takılıyorsa bunu yanlış buluyorum. Ayrıca bu sorunu peruk takarak da çözmeye çalışmak çok anlamsız."

ZEYNEP CEREN

Tesettür zevklerini tartıştılar

Emine Erdoğan'ın Atina gezisi sırasında giymiş olduğu çizmeleri Yunan Fist Laydi'sinin giydiği babet türü düz topuk ayakkabılar ile mukayese ederek beğenisini Emine Erdoğan'dan yana koyan Ertuğrul Özkük'e eleştirinin, gazetesindeki Ayşe Arman'dan gelmesi, kendini "zevk erbabı" olarak görenlerin zevklerinin tartışılabilirliğini göstermesi bakımından dikkat çekici.
Başörtüsü yasakları, tesettür defileleri, İslami tv kanalları ve bu kanallardaki başörtüsü reklamları, stüdyodaki başörtülü seyirciler, başörtüsünün lehinde ve aleyhinde yazılan köşe yazıları, gazete maneşetleri, tesettürlü kadın kıyafetlerinin dış mekan çizgisini yumuşatıp belirsizleştirdi. Tesüttürlü kadınların giyim tarzı çeşitlenip, dış mekanlarda giyilen kıyafetlerin genel çizgileri tesettürlü olmayan kadın kıyafetlerine yaklaştıkça seküler çevrelerin eleştirileri arttı.