Modernite durumdan
vazife çıkardı
Kimliğini "modern" değerler üzerine kurduklarına inananlar,
başörtülüleri denetleme ve hizaya sokma konusunda mesul gördü,
birbirinden farklı "hüküm"lerin dolaşmasına neden oldu.
Tesettürlü kadınların giyim kuşamlarıyla ilgili olarak birbirinden
farklı hükümlerin dolaşımda olmasını birden fazla etkene bağlamak
mümkün. Ama temel dayanak noktası, kimliğini modern değerler üzerine
kurmuş olduklarına inananların, "ötekileri" yani başörtülüleri,
denetleme ve hizaya sokma konusunda kendilerini mahir ve mesul olarak
görmesi. Durumdan vazife çıkaran bu mesuliyet duygusu, hak, hürriyet,
özgürlük, eşitlik gibi temel insani prensipleri geçersizleştiren baskıcı
tavırdan besleniyor.
Bu baskıcı tavrın görülmesini engelleyen yöntemlerin başında ise genelde
İslami kesim özelde ise başörtülüler üzerine yapılmış alan
araştırmaları, dizi yazılar geliyor. Çünkü yapılan alan araştırmaları
ile dindarlar, "islami kesim" olarak belli sınırların içine
hapsedilerek, kontrol edilmeleri gerektiği mesajının içselleştirilmesini
sağlıyor. Alan araştırmalarının ortaya koyduğu dil ile, dindarlar bir
tehdidin gizli öznelerine dönüştürülüyor. Böylece yabancılaştırılarak
uzaydan gelmiş istilacı güç kimliğine haps edilerek yıllardır birlikte
yaşadıkları komşuları için bile "dikkat tehlike" ibaresi ile
paketleniyor. Paketin açılmaması için düzenli olarak "ne yerler / ne
içerler / kim bunlar konulu" tanıtım programları devreye sokuluyor.
Esasında eskiden beri "burada" olanlar, bu "tanıtım programları" ile
henüz gelmiş, bilinmeyen yabancı tekinsizliğine büründürülüyor. Yabancı
tekinsizliğini arttırmak için, dindarları şekil üzerinden kategorize
etmek en sık rastlanan yöntem.
Başörtüsünün yasaklı olmasını meşrulaştırmak için, tesettürlü kadınların
"tekinsiz kimlik" içinde inşa edilmesi gerekiyor. Bu inşa için gerekli
malzemeler: İğneler, başörtüsünün büyüklüğü, başörtüsünü bağlayış şekli,
bonenin gösterilmesi / gösterilmemesi, başörtüsünün uçlarını saklama ya
da salma biçimi. Şekil üzerinden yapılan sınıflandırmaların ortak bir
noktası yok.Çünkü eleştirileri dile getirenlerin içinde bulundukları
"modernlik kalıpları" ve kendilerini tanımladıkları üst kimlikler /laik
/ liberal / sosyalist / feminist olarak farklı. Dolayısıyla her
tanımlama kendi bakış açısının sınırlarını ve sorunlarını beraberinde
getiriyor. Böylece modernlik paydasında eşitlenmiş gözükenlerin aynı
kişi ve aynı konu hakkında birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan
tavırları, hem kendilerine dair kimlik karasızlığını, hem de dindarları
tanımlaya çalıştıkları kriterlerin kararsızlığını pekiştirmiş oluyor.
Bir vesile ile medya gündemine düşmüş tesettürlü bir kadının giyim
şeklini -ki bu genellikle siyasetçi eşleri oluyor- liberaller modern
bulup onaylarken, laikçiler hiç de dindar bir kıyafet olmadığı konusunda
eleştirilerini dile getirerek baş örtmek ile dindarlık arasında bir
bağlantı olmadığını ispat etme noktasından hareket ediyor.
Sosyalistlerin eleştirileri ise daha ziyade statü mekanları ve tüketim
kalıpları noktasında toplanıyor.
GİYİM TARZIYLA KİŞİLİĞİNİ YANSITIYOR
Baş bağlama modelleri üzerine değerlendirme yapan Mimar Sinan
Üniversitesi Fotoğrafçılık Bölümü öğrencisi Yakup Türkoğlu, örtünme
şekilleriyle ilgili şunları söylüyor: "Benim örtünmekten anladığım
kendini bilinçli olarak çokluk içinde gizlemektir. Bu perspektiften
bakıldığında herkesin başörtü takma ve örtünme şeklinin özgürlüğü
olduğunu düşünüyorum. Örtünme şekillerine gelince, kullanılan modellerde
coğrafi, yöresel, geleneksel ve ya ülkeler arasındaki kültürel
farklılıkların etkili olduğunu görüyoruz. Bana hepsi kendi içinde çok
estetik geliyor.Yani bu çeşitlilik çok güzel ve herbiri kendi içinde iç
dinamiklerini ve estetik kaygılarını taşıyor. Örtünmenin anlamıyla
karşılaştırınca bunun bu çeşitliliği yine de tek boyuta indirmek mümkün
değil. Kadının örtü olarak kullanıp onun kıstaslarını gözettiği her örtü
modeli ne olursa olsun örtüyü ve örtünmeyi simgeliyor.Bence renk seçimi
de kullanılan baş bağlama tarzı o kişinin psikilojisi ve kişiliğini
yansıtıyor, kimi insan koyu renkleri tercih edip onların kendini daha
iyi temsil ettiğini düşünürken bir başkası canlı renkler ve desenlerle
daha estetik olduğunu düşünebiliyor.Yine bağlama şeklleri konusuna
gelince de kişi neyi kendine yakıştırıyorsa onu seçmeli.Şu detayı
aktarmak lazım bazen tesettürlüler örtü kurallarını ayrıntıda ihlal
etsede kendine yakışanı takınca göze batmıyor. Çevremde çok farklı
şekillerde başını bağlayanlar var.Öğrenciler ve gençler özellikle
örtünürken nasıl göründüklerine önem veriyorlar ve bence bu da çok güzel
bir şey. Çünkü örtünün estetik bir boyutu olduğunu düşünüyorum ve bunu
örtüsüne bir tesettürlünün yansıtması hoşuma gidiyor."
ZEYNEP CEREN
'Çarşaf ve büyük boy başörtüler estetik değil'
Serap Ergün, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Mezunu. Kendini ve
ailesini laik olarak tanımlayan Ergün, başörtüsünü bağlama modellerinin
kimisinin ideolojik olduğu görüşünde ve bu yüzden ideolojik örtü
takanlara kızıyor. Ünivesitede başörtüsü takmanın kişinin hakkı olduğunu
düşünüyor ama ideolojik amaçla takılan örtüyle okula gidilmesine karşı.
Çarşaf ve büyük boy başörtüsü takanları ise estetikten uzak ve zevksiz
buluyor: "Başörtü takıp aşırı makyaj yapanların hayatlarından memnun
olmadıklarını düşünüyorum."
Öncelikle ilköğretim ve lisede okuyan öğrencilerin başörtüsü takmalarını
doğru bulmadığını söyleyen Ergün, üniversite çağındaki gençlerin örtünme
şekilleriyle ilgili de şu yorumu yapıyor: "Başörtüsünü çene altından
iğneyle ve büyük boy bağlayanlar biraz daha orta yaş ve üzeri görüntüsü
uyandırıyor. Eğer pardesü değil de daha spor giyinenlerde mesela
pantolon üzeri uzun gömlek veya bluz gibi giyinip üzerine uzun eşarpları
boyundan dolayarak başlarını kapatmaları diğer bağlama şekillerine göre
daha hoş duruyor ve klasik görüntünün dışında farklı bir görüntü
yaratıyor. Sokakta bu tür giyinmiş bakımlı görünen gençler daha cok
dikkatimi çekiyor. Kişisel tercihleri olabilir ancak çarşaf giymeleri
ise gerçekten çok itici duruyor.Şık bir başörtüsü bağlama şekli nasıl
olur doğrusu bilmiyorum. Ama ben sadece başörtüsü bağlayan birini
gördüğümde kendi göz zevkime göre olmuş yada olmamış derim.Eğer
gercekten inancına göre başörtüsü bağlanıyorsa abartıdan uzak ve sade
olmalı. Bence çok abartılmıs frapan olan örtüler inançtan uzak bir
görüntü sergiliyor.Sanki kendini beğendirmeye çabası varmış gibi
görünüyor. Sade ama bakımlı olmak farklı bir şey abartmak ve en şık ben
olmalıyım çabasına girmek ise farklı bir şey. Dışardan bakıldığında iki
durum birbirinden ayırtedilebiliniyor
Yine, üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağının bağlama şekli nasıl
olursa olsun aşılamayacağını düşünüyorum. Bu ülkede din ve vicdan
hürriyeti var ve bu hürriyet kişiyi ilgilendirir. Ancak üniversitelerde
eğer bir amaca hizmet etmek amacıyla başörtüsü takılıyorsa bunu yanlış
buluyorum. Ayrıca bu sorunu peruk takarak da çözmeye çalışmak çok
anlamsız."
ZEYNEP CEREN
Tesettür zevklerini
tartıştılar
Emine Erdoğan'ın Atina gezisi sırasında giymiş olduğu çizmeleri Yunan
Fist Laydi'sinin giydiği babet türü düz topuk ayakkabılar ile mukayese
ederek beğenisini Emine Erdoğan'dan yana koyan Ertuğrul Özkük'e
eleştirinin, gazetesindeki Ayşe Arman'dan gelmesi, kendini "zevk erbabı"
olarak görenlerin zevklerinin tartışılabilirliğini göstermesi bakımından
dikkat çekici.
Başörtüsü yasakları, tesettür defileleri, İslami tv kanalları ve bu
kanallardaki başörtüsü reklamları, stüdyodaki başörtülü seyirciler,
başörtüsünün lehinde ve aleyhinde yazılan köşe yazıları, gazete
maneşetleri, tesettürlü kadın kıyafetlerinin dış mekan çizgisini
yumuşatıp belirsizleştirdi. Tesüttürlü kadınların giyim tarzı
çeşitlenip, dış mekanlarda giyilen kıyafetlerin genel çizgileri
tesettürlü olmayan kadın kıyafetlerine yaklaştıkça seküler çevrelerin
eleştirileri arttı.