serzenis.net

basortusu-logo.JPG (5632 bytes)
 

 

Selahattin Yusuf

King Kong Aramızda

O'nu güpegündüz sınıfın ortasında gören ögrencilerin, görür görmez dehsete kapılmalarını kimse bekleyemezdi. Çünkü insan bilinci böyle durumlarda ilk şokun dehşetini atlatabilmek için -psikiyatrlara göre- en az 20-25 saniyeye ihtiyaç duyardı ve bu saniyeler boyunca bütün normal insani tepkilerinden arınırdı. Nitekim öyle oldu. Ancak dakikalar geçtikten sonra gözlerin akları büyümeye, yuvarlarından dışarıya uğramaya başladı. Ağızlar, kireçleşmiş maskelerin ortasında ağır ağır seğirerek yuvarlaklaşmaya ve garip birer "o" halini almaya başladı. Sessizlik giderek çınlayan bir elektriğe ve sonra da düpedüz insan etine baskı uygulayan somut bir ağırlığa dönüstü. Sınıfın içindeki tek hayat işareti binlerce böceğin normal sessizliğiydi ve açık pencerelerden içeri doluyordu. Öğrencilerin birbirlerinin yüzlerine o bildik "benim gördüğümü sen de görüyor musun!" ifadesiyle bakmaları, neredeyse dakikalar sürmüştü. Tahtanın ve kürsünün bulunduğu yere doğru yöneldi. Ön ayaklarını masanın üzerine atıp kitapları pençelerinin arasında, sanki kurumuş mısır yapraklarıymış gibi bır çirpıda parçaladı. Kitaplardan arta kalan samanları, burnunun tazyikli fırtlarıyla sınıfın ortasına püskürttü. Büyük bir böğürtüyle masaya saldırdıi.

Zavallı DMO suntaları, dev pençelerin arasında bir varlık gösteremedi ve bir iki dakika içinde ise yaramaz tahta, yonga ve klepalara ayrılıp bir moloz yığınına dönüşüverdi. Kıçının kenarıyla sandalyeye vurup onu da un ufak etti. Korkunç bir böğürtü eşliğinde rastgele savurduğu sağ pençe, tahtayı sağ üstten sol alta kadar bıçak gibi yardı. Tahtayı daha sonra kollarının arasında kağıt gibi öfkeyle katladı ve dişlerinin arasında öğütmeye başladı. Sonra arka ayaklarının üzerinde gerçek bir dev gibi yükselerek, aralarından tahta parçalarının, kağıtların sarktığı kanlar içindeki sivri azı dişlerini ve karanlık, küçük dili olan bir mağarayı andıran ağzını göstere göstere, dakikalarca gürültü işkencesi yaptı. Bu kaba, acımasız ve mantıksız şiddet ve önündeki canlının dev biçiminin içinde boğulup kalan böğürtülerin kulak eşiğini parçalayan gürültüsü, Sfenks'i bile yerinden kımıldatabilirdi. Ancak öğenciler için bu böyle olmadı. Çünkü sinirleri çoktan arapsaçına dönmüş ve kontrolü kaybetmişlerdi. Şimdi kafasına balyozu yemi buzağılar gibi sendeleyip kımıldanmaya çalışıyorlardı. Kimisi omuzlarını kımıldatıyor, kimisi burnunu çekiyor, kimisi piyano çalar gibi parmaklarını masanın üzerinde titrete titrete kımıldatıyordu. En arka sırada, yaratık kapıdan girer girmez ayağa fırlayan ve öylece kalakalan Fatma'nin ise gırtlaği hafif, ürkekçe yutkundu. Fatma'nın ağlamasi bilinçsiz bir doğallıkla, bir arkın kaynağından çıkıp yola girmesi gibi jeolojik bir kendiliğindenlikle oldu. Vücudu, taze bir yaprağa apansız çarpan yağmurla titriyor gibiydi. Fatma, sınıfı başörtüsüyle birlikte, ağlayarak terk ettiğinde Kuzey Yarımküre'deki takvimler 2000'i gösteriyordu. Şimdi antropologların ve zoologların önünde, kendi cevabını bile anlamsızlaştıracak kadar çetrefil bir soru duruyordu: Söz konusu Yaratık evrimini ne zaman tamamlayabilecekti?

Evrimini tamamlayana kadar doğal ortamında yaşaması için ne gibi yöntemlere baş vurulabilirdi?

Şimdiki Zamanın İzinde'den alınmıştır.

     
   

geri dön

 

başörtüsü © serzeniş.net