serzenis.net

basortusu-logo.JPG (5632 bytes)
 

 

Nagihan Aksu

İnancımıza Üniversiteyi Feda Edemeyiz  


Ya inancımız ya üniversite dayatmasına cevap veren öğrenciler:

"İNANCIMIZI ÜNİVERSİTEYE FEDA ETMEYİZ"


Biz gazeteciyiz. Mesleğimin en çok takdir ettiğim yönlerinden biri de zamana şahitlik etmemiz. Yayınlanan haberlerin bir anlamda geleceğe bırakılan belge mahiyetinde olması, gün gün tarih yazmanın sorumluluğunu da yüklüyor bizlere. Bu inançla başlattığım mesleğimde ilk ropörtajımın üzerinden dört yılı aşkın bir süre geçti. Geçen bu dört yılın özellikle Yeni Şafak Gazetesi'nde istihbarat muhabiri olarak çalıştığım 2.5 yılında, yaptığımız haber takipleriyle birbirindenn farklı yüzlerce olaya tanıklık ettik.

İlk ropörtajımı Kadın ve Aile dergisi için hazırlarken konuğum, başörtülü olduğu gerekçesiyle teorik ve uygulamalı derslere alınmayan bu yüzden okuldan atılma durumuyla karşı karşıya kalan İstanbul Üniversitesi Sağlık Meslek Yüksek Oklu Hemşirelik Bölümü öğrencisi Sevgi Öztürk'tü. Yaşanan bu acı gerçeğe şahit olmak, benim için haber değerinin üstünde farklı manalar ifade ettiğinden hayli etkilenmiştim.

İstihbarat muhabiri olmam hasebiyle bugüne kadar cinayet de dahil olmak üzere birçok konuda haber hazırlarken, zaman zaman yine başörtüsü mağduriyetlerine şahitlik ederek birçok haber yaptım. Geçmiş 30 yılın en yüksek ortalamasına sahip olan ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni birincilikle bitiren Arzu Akalın'a mezuniyet töreninde, Baro Başkanı Turgut Kazan'ın başörtüsüyle avukatlık yapmasına müsade etmeyeceklerini söylediğini duyarak, Türkiye'de hakkın bizzat hukukçular tarafından katledildiğine şahit olmak büyük bir güvensizliğe itmişti beni.

Geçen yıl Dr. Şükran Erdem'in cerrahi alanında uzmanlık eğitimi almaya hak kazanmışken, İ. Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu tarafından 4 ay atıl durumda olan Cerrahi Müzesi'ne kilitlendiğini öğrenmek, bir deney iskeleti ve birkaç cerrahi müdahale aletiyle birlikte onu tecrit edildiği bu yerde görüntülemek, tüm Türkiye halkı gibi beni de şok etmişti. Yüreğinde zerre kadar insanlık olan hiç kimsenin hazmedemeyeceğni, bardağı taşıran son damla olan bu olayın ardından bile yetkililerin kılını kıpırdatmaması, her zaman olduğu gibi zulmün zalimin yanına kar kalmasını sağlamıştı. Artık kesinlikle farkediyordum ki; Türkiye'de rahibe olduğu için tepeden tırnağa kadar örtünen Hristiyanlara tanınan eğitim ve çalışma hakkı, bu ülkenin başını örten Müslüman vatandaşlarına tanınmıyordu. Başörtülü genç kızlar okulu birincilikle de bitirse avukat olamıyor, Türkiye genelinde ilk 5'e de girse uzman doktor olmasına müsade edilmiyor, üniversitelerde öğrenim görevlisi olarak kalmasına ancak hayallerinde izin veriliyordu. Öğretmenlik yapmaya kalksa derhal hakkında seri soruşturmalar açılıyor, başörtülü bayanların devlet dairelirinde sadece temizlik veya yemekhane görevlisi olarak çalışmasına müsade ediliyordu.


Üniversitelerde yasak keyfi

Üniversitelerdeki başörtüsü yasağı ise, içinde bulunulan siyasi dönemin şartlarına göre belli aralıklarla tırmandırılan, kimi zaman geniş çaplı kimi zaman da münferit olarak uygulanan, inanç özgürlüğünü ayaklar altına alan bir uygulama. Yüksek Öğrenim Kanunu'nun 17. maddesi açık: "Üniversitelerde kılık kıyafet serbesttir" Anayasa'nın bir çok maddesinde de eğitim ve inanç özgürlüğü güvence altına alınmışken, üniversitelerde görev yapan rektör, dekan veya öğretim görevlilelirin keyfi tercihlerine göre tesettürlü öğrenciler, okuldan atılabiliyor, sene kayına uğratılıyor ya da en hafifinden staj yenilemek zorunda bırakılabiliyorlar. Son üç aydır kanserli bir ur gibi ülke gündemine yerleşen ve kamuoyunu meşgul eden çeşitli üniversitelerdeki başörtüsü yasağı, olayın tekrar tırmadırılmak istendiğini gösteriyor. MGK'nın 28 Şubat kararlarının ardından Müslümanlar üzerinde oluşturulan baskının üniversitelerdeki uzantısı şeklinde de yorumlanabilecek olan bu yasaklar neticesinde Ankara'da Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 4 öğrenci başörtülü oldukları için atlıdı. Birçok öğrenci de kimi teorik derslere ve stajlara alınmadıkları çin atılma tehlikesiyle karşı karşıyalar.

İstanbul Üniversitesi'ndeki sorun ise; Rektör Berkarda'nın tek dayanak olarak sunduğu "Öyle taktir ettik" açıklamasıyla savunulan keyfi bir başörtüsü yasağı. Okula yeni kayıt yaptıran ve ara sınıflarda kayıt yenileyen öğrencilerden kimliklerine yapıştırılmak üzere başörtüsüz fotoğraf isteniyor. Bu şekilde fotoğraf vermeyenlere ise kesinlikle kimlik verilmeyeceği ifade edilirken, kimliksiz okula dolayısıyla sınavlara ve derslere girilemeyeceği için öğrencilerin eğitim hakkı gaspedilmiş oluyor. Berkarda'nın aynı görevde olmasına rağmen daha önceki yıllarda böyle bir uygulama yapmaması ve Türkiye'nin birkaç üniversitesi hariç hiçbirinde kimliklere açık fotoğraf yapıştırma şartının bulunmaması olayın Berkarda'nın şahsi isteğinden kaynaklandığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Günlük hayatlarında tesettürlü olan, derslere başörtülü girip çıkan öğrencilerden sözde kimlik tesbitini kolaylaştırmak amacıyla başaçık fotoğraf istenmesi akıl ve mantıkla bağdaşmayan kasıtlı bir tavır. Çoğu aile baskısından dolayı başaçık fotoğraf yapıştırma şartının bulunmaması olayın Berkarda'nın şahsi isteğinden kaynaklandığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Günlük hayatlarında tesettürlü olan, derslere başörtülü girip çıkan öğrencilerden sözde kimlik tesbitini kolaylaştırmak amacıyla başaçık istenmesi akıl ve mantıkla bağdaşmayan kasıtlı bir tavır. Çoğu aile baskısından dolayı başaçık fotoğraf veren öğrencileri yıl içinde zor durumda bırakmayı amaçlayan bu uygulama ile dekan ve öğretim görevlileri öğrencilerden sınavlarda veya labratuar çalışmalarında kimliklerindeki fotoğrafa uygun olarak başlarını açmalarını isteyebilecekler. Fen Fakültesi Dekanlığı'nca yapılan cüretkâr açıklamada ise, başörtüsü yasağının rektörün de üstünde YÖK'ten hatta MGK'dan geldiği belirtilerek, öğrencilerin okula alınıp alınmamasının onlardan gelecek talimata bağlı olduğu belirtiliyordu. Şu an başörtüsüz olan bayan öğrenciler ve erkek öğrenciler kimliklerini aldıkları halde başörtülü öğrencilere kimlikleri verilmiyor. Rektörlüğün emrine karşı çıkan ve başörtülü öğrencilerinin kimliklerini veren Edebiyat Fakültesi Dekanlığı hakkında ise Rektörlükçe soruşturma açılacağının bildirilmesi, yasaklar konusundaki katı tavırda ısrar edileceğinin göstergesi.


İnançlara pranga vuramazsızın

Tüm bu olumsuzluklara rağmen başörtülerinde taviz vermeyen öğrenciler ise yaklaşık bir aydır bu zulme son verilmesi için İ. Ü. Beyazıt Kampüsü önünde başlattıkları oturma eylemini sürdürüyorlar. Hergün saat 11:00 ile 12:00 arasında üniversite önüne gelerek çevrelerinden gelip geçenleri meraklı bakışları arasında sessiz oturma eylemi yapan öğrenciler, "Öz yurdunda garip, öz yurdunda parya' olmanın ıstırabıyla çilelerinin son bulacağı günü bekliyorlar. Yüzler hep üzgün, bakışlar hep kırgın. Okunan bildiriler ise inadına inançlı ve kararlı. Yaşanan trajediye duyarsız kalmayıp öğrencilere desteğe koşan vatandaşlar, gönüllü kuruluşlar ve aydınlar ise Türkiye adına utanç verici olan bu tablonun bir an önce ortadan kaldırılmasını isteyerek yetkilileri göreve çağırıyorlar. Gözü yaşlı nine ve dedeler bu ülkenin istiklâl savaşının başörtüsüne uzanan elleri kırmak amacıyla başlatıldığını, bu uğurda can veren şehitlerin kemiklerini sızlatan başörtüsü yasağının bu ülkenin kültürüyle yoğrulmuş insanların eseri olamayacağını haykırıyorlar. Minik elleri ve başındaki başörtüsüyle ablalarına destek olmaya gelen henüz iki-üç yaşlarındaki bebeler, her ne kadar olayın farkında olmasalar da hissetkleri manevi havanın ağırlığıyla gülümsemiyorlar bir türlü. Eyleme tekerlekli sandalyesiyle gelen bir bey ise "Allahüteala yapılan haksızlığa 'gücünüz yetiyorsa elinizle, bunu yapamıyorsanız dilinizle engel olun. O da olmuyorsa kalbinizle buğzedin, zira bu imanın en alt seviyesidir" buyuruyor. Allah'a çok şükür benim gücüm buraya kadar gelip bacılarımıza destek olmaya yetiyor" diyerek, bu konuda gevşek davranın Müslümanlara da anlamlı mesajlar veriyor. Önyargılardan sıyrılmış, güzel ahlakı ve hakkın savunucusu olma isteği "Aman beni burada görürlerse ne derler" endişesini hayli aşmış olan birçok başıaçık bayan da eyleme gelerek öğrencilerin arasına katılıyor ve oturma eylemine destek veriyorlar. "Biz başımız açık olarak, pantolonlarımızla veya mini eteklerimizle üniversitelere girebiliyorsak, başörtülü olan arkadaşlarımız niçin giremesin. Bu büyük bir haksızlık!" diyerek eşitlikten yana olduklarını vurgulayan üniversite öğrencileri ise, yapılan ilkellik karşısındaki şaşkınlıklarını ve öfkelerini dile getiriyorlar. Hakkın, hukuğun ve adaletin katledildiği, eşitliğin, insan haklarının ayaklar altında süründüğü ülkemizde hak verilmez, alınır gerçeğin kendilerine düstur edindiklerini belirten başörtüsü mağduru öğrenciler, asla inançlarımızdan taviz vermeyeceklerini, eğitim hakları geri verilinceye ve Türkiye'nin üzerinden bu kara lekesi silinene kadar müdahalelerine devam edeceklerini ilan ediyorlar. Allah'ın yardımı ve müjdesi onların üzerine olsun!

Kadın ve Aile Ekim 1997

     
   

geri dön

 

başörtüsü © serzeniş.net