Nagihan Aksu
İnancımıza Üniversiteyi Feda Edemeyiz
Ya inancımız ya üniversite dayatmasına cevap veren öğrenciler:
"İNANCIMIZI ÜNİVERSİTEYE FEDA ETMEYİZ"
Biz gazeteciyiz. Mesleğimin en çok takdir ettiğim yönlerinden biri de zamana şahitlik
etmemiz. Yayınlanan haberlerin bir anlamda geleceğe bırakılan belge mahiyetinde
olması, gün gün tarih yazmanın sorumluluğunu da yüklüyor bizlere. Bu inançla
başlattığım mesleğimde ilk ropörtajımın üzerinden dört yılı aşkın bir süre
geçti. Geçen bu dört yılın özellikle Yeni Şafak Gazetesi'nde istihbarat muhabiri
olarak çalıştığım 2.5 yılında, yaptığımız haber takipleriyle birbirindenn
farklı yüzlerce olaya tanıklık ettik.
İlk ropörtajımı Kadın ve Aile dergisi için hazırlarken konuğum, başörtülü
olduğu gerekçesiyle teorik ve uygulamalı derslere alınmayan bu yüzden okuldan atılma
durumuyla karşı karşıya kalan İstanbul Üniversitesi Sağlık Meslek Yüksek Oklu
Hemşirelik Bölümü öğrencisi Sevgi Öztürk'tü. Yaşanan bu acı gerçeğe şahit
olmak, benim için haber değerinin üstünde farklı manalar ifade ettiğinden hayli
etkilenmiştim.
İstihbarat muhabiri olmam hasebiyle bugüne kadar cinayet de dahil olmak üzere birçok
konuda haber hazırlarken, zaman zaman yine başörtüsü mağduriyetlerine şahitlik
ederek birçok haber yaptım. Geçmiş 30 yılın en yüksek ortalamasına sahip olan ve
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni birincilikle bitiren Arzu Akalın'a mezuniyet
töreninde, Baro Başkanı Turgut Kazan'ın başörtüsüyle avukatlık yapmasına müsade
etmeyeceklerini söylediğini duyarak, Türkiye'de hakkın bizzat hukukçular tarafından
katledildiğine şahit olmak büyük bir güvensizliğe itmişti beni.
Geçen yıl Dr. Şükran Erdem'in cerrahi alanında uzmanlık eğitimi almaya hak
kazanmışken, İ. Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof.
Dr. Kemal Alemdaroğlu tarafından 4 ay atıl durumda olan Cerrahi Müzesi'ne
kilitlendiğini öğrenmek, bir deney iskeleti ve birkaç cerrahi müdahale aletiyle
birlikte onu tecrit edildiği bu yerde görüntülemek, tüm Türkiye halkı gibi beni de
şok etmişti. Yüreğinde zerre kadar insanlık olan hiç kimsenin hazmedemeyeceğni,
bardağı taşıran son damla olan bu olayın ardından bile yetkililerin kılını
kıpırdatmaması, her zaman olduğu gibi zulmün zalimin yanına kar kalmasını
sağlamıştı. Artık kesinlikle farkediyordum ki; Türkiye'de rahibe olduğu için
tepeden tırnağa kadar örtünen Hristiyanlara tanınan eğitim ve çalışma hakkı, bu
ülkenin başını örten Müslüman vatandaşlarına tanınmıyordu. Başörtülü genç
kızlar okulu birincilikle de bitirse avukat olamıyor, Türkiye genelinde ilk 5'e de
girse uzman doktor olmasına müsade edilmiyor, üniversitelerde öğrenim görevlisi
olarak kalmasına ancak hayallerinde izin veriliyordu. Öğretmenlik yapmaya kalksa derhal
hakkında seri soruşturmalar açılıyor, başörtülü bayanların devlet dairelirinde
sadece temizlik veya yemekhane görevlisi olarak çalışmasına müsade ediliyordu.
Üniversitelerde yasak keyfi
Üniversitelerdeki başörtüsü yasağı ise, içinde bulunulan siyasi dönemin
şartlarına göre belli aralıklarla tırmandırılan, kimi zaman geniş çaplı kimi
zaman da münferit olarak uygulanan, inanç özgürlüğünü ayaklar altına alan bir
uygulama. Yüksek Öğrenim Kanunu'nun 17. maddesi açık: "Üniversitelerde kılık
kıyafet serbesttir" Anayasa'nın bir çok maddesinde de eğitim ve inanç
özgürlüğü güvence altına alınmışken, üniversitelerde görev yapan rektör,
dekan veya öğretim görevlilelirin keyfi tercihlerine göre tesettürlü öğrenciler,
okuldan atılabiliyor, sene kayına uğratılıyor ya da en hafifinden staj yenilemek
zorunda bırakılabiliyorlar. Son üç aydır kanserli bir ur gibi ülke gündemine
yerleşen ve kamuoyunu meşgul eden çeşitli üniversitelerdeki başörtüsü yasağı,
olayın tekrar tırmadırılmak istendiğini gösteriyor. MGK'nın 28 Şubat
kararlarının ardından Müslümanlar üzerinde oluşturulan baskının
üniversitelerdeki uzantısı şeklinde de yorumlanabilecek olan bu yasaklar neticesinde
Ankara'da Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 4 öğrenci başörtülü
oldukları için atlıdı. Birçok öğrenci de kimi teorik derslere ve stajlara
alınmadıkları çin atılma tehlikesiyle karşı karşıyalar.
İstanbul Üniversitesi'ndeki sorun ise; Rektör Berkarda'nın tek dayanak olarak sunduğu
"Öyle taktir ettik" açıklamasıyla savunulan keyfi bir başörtüsü
yasağı. Okula yeni kayıt yaptıran ve ara sınıflarda kayıt yenileyen öğrencilerden
kimliklerine yapıştırılmak üzere başörtüsüz fotoğraf isteniyor. Bu şekilde
fotoğraf vermeyenlere ise kesinlikle kimlik verilmeyeceği ifade edilirken, kimliksiz
okula dolayısıyla sınavlara ve derslere girilemeyeceği için öğrencilerin eğitim
hakkı gaspedilmiş oluyor. Berkarda'nın aynı görevde olmasına rağmen daha önceki
yıllarda böyle bir uygulama yapmaması ve Türkiye'nin birkaç üniversitesi hariç
hiçbirinde kimliklere açık fotoğraf yapıştırma şartının bulunmaması olayın
Berkarda'nın şahsi isteğinden kaynaklandığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Günlük hayatlarında tesettürlü olan, derslere başörtülü girip çıkan
öğrencilerden sözde kimlik tesbitini kolaylaştırmak amacıyla başaçık fotoğraf
istenmesi akıl ve mantıkla bağdaşmayan kasıtlı bir tavır. Çoğu aile baskısından
dolayı başaçık fotoğraf yapıştırma şartının bulunmaması olayın Berkarda'nın
şahsi isteğinden kaynaklandığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Günlük
hayatlarında tesettürlü olan, derslere başörtülü girip çıkan öğrencilerden
sözde kimlik tesbitini kolaylaştırmak amacıyla başaçık istenmesi akıl ve mantıkla
bağdaşmayan kasıtlı bir tavır. Çoğu aile baskısından dolayı başaçık fotoğraf
veren öğrencileri yıl içinde zor durumda bırakmayı amaçlayan bu uygulama ile dekan
ve öğretim görevlileri öğrencilerden sınavlarda veya labratuar çalışmalarında
kimliklerindeki fotoğrafa uygun olarak başlarını açmalarını isteyebilecekler. Fen
Fakültesi Dekanlığı'nca yapılan cüretkâr açıklamada ise, başörtüsü
yasağının rektörün de üstünde YÖK'ten hatta MGK'dan geldiği belirtilerek,
öğrencilerin okula alınıp alınmamasının onlardan gelecek talimata bağlı olduğu
belirtiliyordu. Şu an başörtüsüz olan bayan öğrenciler ve erkek öğrenciler
kimliklerini aldıkları halde başörtülü öğrencilere kimlikleri verilmiyor.
Rektörlüğün emrine karşı çıkan ve başörtülü öğrencilerinin kimliklerini
veren Edebiyat Fakültesi Dekanlığı hakkında ise Rektörlükçe soruşturma
açılacağının bildirilmesi, yasaklar konusundaki katı tavırda ısrar edileceğinin
göstergesi.
İnançlara pranga vuramazsızın
Tüm bu olumsuzluklara rağmen başörtülerinde taviz vermeyen öğrenciler ise
yaklaşık bir aydır bu zulme son verilmesi için İ. Ü. Beyazıt Kampüsü önünde
başlattıkları oturma eylemini sürdürüyorlar. Hergün saat 11:00 ile 12:00 arasında
üniversite önüne gelerek çevrelerinden gelip geçenleri meraklı bakışları
arasında sessiz oturma eylemi yapan öğrenciler, "Öz yurdunda garip, öz yurdunda
parya' olmanın ıstırabıyla çilelerinin son bulacağı günü bekliyorlar. Yüzler hep
üzgün, bakışlar hep kırgın. Okunan bildiriler ise inadına inançlı ve kararlı.
Yaşanan trajediye duyarsız kalmayıp öğrencilere desteğe koşan vatandaşlar,
gönüllü kuruluşlar ve aydınlar ise Türkiye adına utanç verici olan bu tablonun bir
an önce ortadan kaldırılmasını isteyerek yetkilileri göreve çağırıyorlar. Gözü
yaşlı nine ve dedeler bu ülkenin istiklâl savaşının başörtüsüne uzanan elleri
kırmak amacıyla başlatıldığını, bu uğurda can veren şehitlerin kemiklerini
sızlatan başörtüsü yasağının bu ülkenin kültürüyle yoğrulmuş insanların
eseri olamayacağını haykırıyorlar. Minik elleri ve başındaki başörtüsüyle
ablalarına destek olmaya gelen henüz iki-üç yaşlarındaki bebeler, her ne kadar
olayın farkında olmasalar da hissetkleri manevi havanın ağırlığıyla
gülümsemiyorlar bir türlü. Eyleme tekerlekli sandalyesiyle gelen bir bey ise
"Allahüteala yapılan haksızlığa 'gücünüz yetiyorsa elinizle, bunu
yapamıyorsanız dilinizle engel olun. O da olmuyorsa kalbinizle buğzedin, zira bu
imanın en alt seviyesidir" buyuruyor. Allah'a çok şükür benim gücüm buraya
kadar gelip bacılarımıza destek olmaya yetiyor" diyerek, bu konuda gevşek
davranın Müslümanlara da anlamlı mesajlar veriyor. Önyargılardan sıyrılmış,
güzel ahlakı ve hakkın savunucusu olma isteği "Aman beni burada görürlerse ne
derler" endişesini hayli aşmış olan birçok başıaçık bayan da eyleme gelerek
öğrencilerin arasına katılıyor ve oturma eylemine destek veriyorlar. "Biz
başımız açık olarak, pantolonlarımızla veya mini eteklerimizle üniversitelere
girebiliyorsak, başörtülü olan arkadaşlarımız niçin giremesin. Bu büyük bir
haksızlık!" diyerek eşitlikten yana olduklarını vurgulayan üniversite
öğrencileri ise, yapılan ilkellik karşısındaki şaşkınlıklarını ve öfkelerini
dile getiriyorlar. Hakkın, hukuğun ve adaletin katledildiği, eşitliğin, insan
haklarının ayaklar altında süründüğü ülkemizde hak verilmez, alınır gerçeğin
kendilerine düstur edindiklerini belirten başörtüsü mağduru öğrenciler, asla
inançlarımızdan taviz vermeyeceklerini, eğitim hakları geri verilinceye ve
Türkiye'nin üzerinden bu kara lekesi silinene kadar müdahalelerine devam edeceklerini
ilan ediyorlar. Allah'ın yardımı ve müjdesi onların üzerine olsun!
Kadın ve Aile Ekim 1997