Rauf Pehlivan
İslamda Tesettürün Temelleri
İslam'da kadının konumuyla ilgili olarak
çağımızda en çok tartışılan konu, kadının örtünme meselesidir. Kur'an'da :
"Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç
için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle.
Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır,
esirgeyendir."
(Ahzab: 59),
"Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini korusunlar; namus ve iffetlerini
esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir
etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları,
babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek
kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları
(mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına
şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüzkadınların gizli kadınlık
hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler.
Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar
(Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a
tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz."
(Nur: 31)
Gerek bu ve gerek benzeri ayetler ifade tarz ve üslubu gerekse Hz.Peygamber zamanında
uygulamalar, kadınların örtünmesinin, tavsiye kabilinden veya örf-adete veya sosyalkültürel
şartlara bağlı ahlaki çerçevede bir hüküm olmaktan öte dini ve bağlayıcı bir hüküm
olduğunu göstermektedir. Çağımıza kadar bütün İslam bilginlerinin anlayışı ve
asırlar boyu İslam ümmetinin uygulaması da bu yönde olmuştur.
Örtünme konusunda kadınlara ağır bir sorumluluk yüklendiği ortadadır. Bu kadını
koruma, yüceltme ve ona toplumda saygın bir yer kazandırma çabasının bir parçası
olarak değerlendirilmelidir. Utanma ve örtünme, canlılar içinde sadece insana has bir
özelliktir.
İslam bilginlerinde ortak görüş, kadınların el, yüz ve ayak hariç örtünmeleri
gerektiği üzerinde ağırlık kazanmıştır. Ancak örtünmenin renk, üslup ve şeklinin
toplumların gelenek, zevk ve imkanları ile bağlantılı olacağı, bu sebeple de bölge
ve devirlere göre farklılık gösterebileceği açıktır.
Cahiliyet devrinde Arap kadınlarının iki adeti vardı :
Başörtülerini başlarına örtüp iki omuzları arasında arkaya doğru sarkıtarak
boyunlarını tamamen, göğüslerininde bir kısmını açık bırakırlardı.
Süslendikten sonra evlerinden çıkıp yabancı erkeklerle karışık gezip otururlardı.
İslam'dan sonra, Medine'de hicab ayeti gelene kadar bu iki adet devam etti. Hz.Aişe
hicab ayet-i geldikten sonra müslüman hanımların durumunu şöyle anlatır:
"Vallahi ben Allah'ın kitabını tasdik, Onun indirdiğine iman açısından ensar
kadınlarından daha faziletlisini görmedim. Nur suresinin örtünme ayeti gelince
erkekleri kendilerine varıp Allah'ın indirdiği ayetleri okumaya başladılar. Hanımların
hepisi Allah'ın emrine uyarak yünden ve pamuktan yapılmış örtülerine büründüler,
Resulullah'ın arkasında sabah namazı kılmaya geldiler."
Hicab ve tesettür ayetleri geldikten sonra iki çeşit tesettür farz kılındı.
Erginlik çağına girdiği andan itibaren her kadının bütün vücudunu örtmesi,
mahremlerin dışında hiç kimseye göstermemesi
Meşru bir ihtiyaç olmadıkça evlerinden dışarı çıkıp namahrem erkeklerle karışık
dolaşıp oturmak
Bu konuda haremlik-selamlık müessesini İslam getirmiştir.
Faydalanılan Eserler:
1) İlmihal, Türkiye Diyanet Vakfı İslami Araştırmalar Merkezi
2) Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN