Mustafa İslamoğlu
KADIN VE TESETTÜR
Ne zaman Fethi Paşa Korusu’na gitsem, başörtülü genç kızlar, yanlarındaki yeni
yetme oğlanlarla laubali biçimde fingirdeşiyorlar.
Bakıyorum, karşımdan bir bayan geliyor. O da ne? Başını örtmüş, gerisi açıkta.
Gülmek geliyor içimden, fakat üzüntü ağır basıyor.
Şu başörtüsü işi böylesine sulandırılmamalıydı. Bir şey maksadından
soyutlanarak algılanırsa olacağı budur. Bunda en büyük suç, tesettürü kadının
kişiliğini öne çıkaran bir onur değil de erkeği kadından koruyan bir emir olarak
algılayan geleneğimizin ve geleneksel kafalarındır.
Önce mütearifeler:
1. Din insan içindir.
2. Dolayısıyla, tüm dini emir ve yasaklar Allah’ın değil, insanın
çıkarı içindir.
3. İşte bu yüzden, tüm dini emir ve yasaklar uygulanırken, onu
uygulayan insanın bundan elde ettiği çıkarı iyi bilmesi gerekir. Bu çıkarı bilerek
emre uymak, insanı “tatmin eder” ve imanı “sorumluluk bilincine” dönüştürür.
4. Bunun için de ilahi mesajı ve buyrukları maksadını gözeterek
okumak şarttır. Çünkü Allah amaçsız düzenleme yapmaz, hikmetsiz iş buyurmaz.
Peki tesettür emrinin maksadı
nedir?
Bu sorunun cevabını verebilmek için tesettürü emreden
ayet olan Ahzab 59. ayetin devamındaki “onların tanınmaları için en uygun olun
budur” ibaresi üzerinde yoğunlaşmak şart. Burada altı çizilen kadın kimliğinin
hicab yönü ilk saldırıya uğrayan noktadır.
Aslında “hicab” sorunun anahtar kavramı. Hicabı “baş örtüsüne” indirgemek
yanlış bir kere. Bizde böyle bir şey var. Hatta hicabı baş değil beden örtüsüne
indirgemek. Kur’an’ın yaklaşımına kıyasla yanlış bir anlamadır. Çünkü Kur’an
takva örtüsünü ön plana çıkarıyor. “Takva elbisesi, işte budur en önemlisi!”
(7.26) Yani, bedenin tesettürü takva örtüsünden, yüreğin ve zihnin tesettüründen
ayrı değerlendirilmemelidir.
Hicab; kimlik ve kişiliği öne çıkarmak için
Öncelikle, Kur’an’ın böyle bir bütüncül bakış açısı olduğunu görmekteyiz.
Bedenin tesettürünü, zihnin ve kalbin tesettüründen ayrı düşündüğümüz zaman
Kur’an’ın bütüncül bakış açısını parçalamış oluruz. Ahzab 59’da geçen
‘li yu’rafne’ (tanınmaları için), bu tek kelime, Arap dilinde, kendi içinde
tamamlanmış bir cümledir. Bu tanınmaları için bir gerekçedir. Yani ‘Bu emri niçin
verdin Ya Rabbi?’ diyene bir cevaptır. Cevapta iki gerekçe var, iffetli olarak
kalmaları ve tanınmaları için. Ama asıl vurgu yapılması gereken kavram, bu ‘tanınmak’
kavramıdır, “li yu’rafne.”
Bu kavramın kök kelimesi ‘arafe’dir. ‘Arafe’ anlam alanı ile düşündüğümüzde
“maruf, arif, tarif, marifet” kavramları karşımıza çıkar.
Bu hem bir bilince tekabül eder, hem de bir kimliğe tekabül eder. Dolayısıyla
buradaki tanınmak sıradan bir “görünce ayrımsamak, fark etmek” değildir.
Buradaki tanınmak, çok daha derin ve kendi bağlamı içerisinde sıradan basit bir ayrımsama,
ayırdetmeden öte bir kimlik, bir kişilik, bir bilinç, bir şahsiyet vurgusudur.
Dolayısıyla bu ayet ve tesettürle ilgili diğer ayetlerdeki örtünme emrinin temelini
kadının kişiliğini şeffaflaştırmak için bedenini örtmek teşkil eder. Kadının
kişiliğini şeffaflaştırmak için tanınmak anlamı sıkıştırılmış (zipli) bir
ifadedir ki, zaten Kur’an’ın dili sıkıştırılmış bir dildir. İcaz buna denir,
Kur’an’ın icazını çözdüğümüzde doğal ve zorunlu biçimde o sıkıştırılmış
ifadenin bize daha farklı bir kelime grubu ile yansıması şarttır. Yani aradaki boşlukları
doldurmamız gerekir. Onun için “li yu’rafne” ibaresini açarak anlamaya çalışırsak,
bu tamamen “kişiliğini şeffaflaştırmak için bedenini örtmek” anlamına gelir.
“Kişilik”le “dişilik” arasında kadın
Bu, tarihte kadına yapılmış en büyük ikramdır. İnsanların önüne çıkaracak bir
erdemi, bir kimliği, bir kişiliği bulunmayan bir kadın ille de farkedilmek istiyorsa,
insanlara “dişiliğini” gösterecektir; kişiliği yerine dişiliğini. Yani tesettürü
emreden Kur’an’ın kadına verdiği açık mesaj şudur: Dişiliğinizle kendinizi görünür
kılmak yerine kişiliğinizle/şahsiyetinizle erkek egemen dünyada hak ettiğiniz saygın
yeri alın. Onun için tesettür, kadının insan kimliğini teninin önüne koymak
demektir.
Tesettür emri, ancak bu yaklaşımla doğru anlaşılabilir. Tesettüre karşı çıkanlar,
bilerek veya bilmeyerek kadını kimliksiz ve kişiliksiz yapmak isteyenler, onun teninden
haksız kazanç sağlamak isteyen, onu metalaştıran, onu hep edilgen ve zevkine hitap
eden bir nesne olarak görmek isteyenlerdir.
Neden böyle isterler? Dikkat ederseniz, kadını kimliksiz ve kişiliksiz görmek
isteyenlerin hemen hemen tamamına yakını nefsine kul olmuş erkeklerdir. Neden? Çünkü
kimliksiz bir kadının bedenini, estetiğini daha çabuk istismar edebilirler, örseleyebilirler,
ondan yararlanabilirler. O sebeple kadının örtüsüne yönelik her düşmanlık, farkında
olunsun ya da olunmasın, aslında kadının bedenini istismara açmak isteğinden başka
bir şey değildir.
Sonuç: Modern kadın, dişiliği erkekler tarafından tepe tepe sömürülmek
amacıyla kişiliği yok edilen kadındır. Eğer Müslüman kadın, tesettürü kişiliğin
öne çıkarılması için dişiliğin örtülmesi olarak görmeyip, onu dişiliğini öne
çıkarmanın bir aracı kılıyorsa, o tesettür tesettür değildir.
Ona “örtülü çıplak” derler.
Siz kendi değerlerinizi dalgaya alıyorsanız, sizi kim
ciddiye alır?
11 Eylül 2000-Akit Gazetesi