Hayreddin Karaman
Kadının Örtünmesi
Çağımızın Batılı kadını kendisine
yabancı olan, mahrem akrabası olmayan erkeklerin yanında en azından başını,
boynunu, kısmen gerdanını, kollarını ve diz kapağı hizasından aşağıya kadar
bacaklarını açmakta, ayrıca sayılan yerlerini güzel göstermek üzere tedbirler
almakta, makyaj yapmaktadır. Modern, çağdaş, ileri olmanın ölçüsünü Batı
olunca, bu tarz giyinme ve açma da çağdaş medeniyetin gereği olarak görülmektedir.
Buna karşı İslam dininin ana kaynakları (Kur'an ve Sünnet) kadınların evlenmeleri
caiz bulunan erkeklere karşı örtünmelerini, el, yüz ve ayaklar hariç bütün vücutlarını
uygun elbise ile kapatmalarını ve açıkta kalan yerlerini de güzel göstermek,
buralara dikkatleri çekmek için tedbir almamalarını emretmektedir. (Nur: 30-31) . Batıyı
örnek alan, Batılı değerleri ve uygulamaları evrensel sayan bazı modernistler, İslam
kadının da Batılıı kadın gibi açılmasını gerekli görmekte, bunu çağı
yakalmanın bir gereği bilmekte, bu sebeple ilgili nasları te'vile çalışmaktadırlar.
Te'vil iki noktadan yapılmaktadır.
a) Örtünmeyi emreden nasların üslubundan hareket ederek bunların bağlayıcı emir
olmadığını, tavsiye mahiyetinde bulunduğunu ileri sürmek.
b) Örtünme emrini o devrin örf ve adetine, sosyo-kültürel şartlerına bağlamak,
Kur'an'ın ahlaki gayesinin iffti korumak ve zinayı önlemekten ibaret olduğunu, iffetin
korunması halinde açılmanın -amaca aykırı olmadığı için- İslama göre caiz
olacağını ileri sürmek. Bu iddiaya karşı biz, gelenekçi İslam yorumcularıyla
beraber kadının örtünmesinin gerekli bulunduğu inancında olduğumuz için karşı
delilleri vermek ve konuyu tartışmakta fayda görüyoruz.
Bilindiği üzere bir metnin yorumunda üç usul vardır: Tarihi yorum, lafzi yorum ve gai
yorum. Önce ayetlere lafzi ve tarihi yorum açısından bakalım:
Örtünme ile ilgili ayetler iki surede yer almıştır. Ahzab suresindeki ayet, iffeti
korumaya yönelik örtünme ile değil, hür müslüman kadınları böyle olmayanlardan
ayırmaya yönelik özel kıyafetle ilgilidir. (Ahzab: 33/59) "Eşlerine , kızlarına
ve mü'minlerin kadınlarına (dışarı çıkarken) üstlerine örtü almalarını
(cilbab adı verilen dış giysiyi bürünmelerini) söyle: bu onların tanınmalarını
ve bundan dolayı incitilmemelerini daha iyi sağlar...". Ayette, cilbab denilen ve vücudu
baştan aayağa örten dış giysinin kullanılmasının sebebi açık olarak
zikredilmektedir, "tanınmaları, diğerlerinden ayırt edilmeleri ve bu sebeple
incitilmekten kurtulmaları" . O devirde henüz köle ve cariyeler bulunduğu için
çarşıda, pazarda bunların saaşılır, el ve dil ile rahatsız edildikleri olurdu. İslam
bir yandan bu gibi davranışları önlemeye çalışırken, diğer yandan, cariye sanılarak
hür kadınların da rahatsız edilmelerini önlemek için, cilbab adı verilen dış
giysinin bütün devirlerde müslüman kadınlar için gerekli bulunmadığını anlamada
önemli bir yorum delili olmaktadır. Ayetin sonunda yer alan ve gerekçeyi açıklayan kısım
da bu konudaki şüpheleri ortadan kaldırmaktadır. Şu halde tarihi şartlar değişip,
ya toplumda cariye kalmadığında -ki bugün böyledir- yahut da ayrımı sağlayacak başka
bir alamet bulunduğunda -bir başka toplumda hür kadınlar, başka bir alametle diğerlerinden
ayrıldığında- cilbab emri bağlayıcı olmaktan çıkacaktır.
Nur suresindeki ayet, iffeti korumaya yönelik örtünme ile ilgilidir, : Mü'min
erkeklere söyle, gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu, onların
arınmasını daha iyi sağlar; Allah yaptıklarından şüphesiz haberdardır. Mü'min
kadınlara da söyle gözlerini sakınsınlar, iffetlerini korusunlar, görünen dışında
zinetlerini (çekici ve güzel yerlerini, süslerini) açıp göstermesinler. Başörtülerini
yakalarının üzerine kavuştursunlar. Zinetlerini kocaları veya babaları veya kayınpederleri
veya oğulları veya kocalarının oğulları veya kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları
veya kızkardeşlerinin oğulları veya kadınları veya cariyeleri veya kadına ihtiyacı
kesilmiş olup hanedan geçinen erkekler veya kadınların mahrem yerlerini henüz
anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerin bilinmesi için
ayaklarını yere vurmasınlar. Ey Müminler! Kurtuluşa ermeniz için hepiniz tevbe
ederek günahtan dönün." Tarihi, siyer ve hadis kaynakları İslam'dan önce kadınların
nasıl giyindikleri ve nerelerini açıkta bıraktıkları hakkında sağlam ve açık
bilgi vermiştir. Buan göre kadınlar takılarını, süslerini göstermek için bunları
taktıkları yerleri açıkta bırakır, gerdanlıklarının görünmesi için de baş örtülerini
yakalarının üzerinde bağlamak yerine arkalarına doğru uzatırlardı. bir örtünme
inkilabı yapan ayet, mezkur adetleri hedef almakta, onları ortadan kaldıran emirler
vermektedir: "Süsleri göstermeyin, ayaklarınızı yere vurmayın, başörtünüzü
önden yakalarınızın üzerinde bağlayın..." . Yani örtünme konusunda Kur'an-ı
Kerim, o günkü sosyo-kültürel şartlara uymuyor, onları devam ettirmiyor, aksine değiştiriyor,
inkilap yapıyor. Bunun gerekçesini, aşağıda gelecek olan gai yoruma bırakarak lafzi
yorum açısından kelimeler ve üsluba baktığımızda, emrin bağlayıcı (tavsiye değil,
vücub için, kesin olartak örtünmeyi sağlamaya yönelik) olduğunu gösteren sağlam
deliller ve karineler görüyoruz:
1) "Söyle, korusunlar, açmasınlar, göstermesinler..." şeklindeki emirler,
gelenekçi yorumcu ve usulcülerin çoğuna göre kesinlik ifade eder, bağlayıcıdır,
gereğini yerine getirmek farzdır.
2) Gazzali gibi, "Emrin bağlayıcı olup olmadığına hükmedebilmek için yardımcı
delil ve karinelere ihtiyaç vardır." diyen usülcülere göre de bu emrin bağlayıcı
olduğunu gösteren karineler vardır:
a) "Örtünürlerse daha iyi olur, bunda hayır, edebe uygunluk vardır, ecir vardır..."
gibi yumuşak bir uslup kullanılmamış, "söyle, sakınsınlar, iffetlerini
korusunlar, örtünsünler, açıp göstermesinler..." şeklinde kesin ifadeler
kullanılmıştır.
b) Tavsiye uslubunun sınırını çok aşan detaylara girilmiş, nerelerin örtüleceği,
nerelerin nasıl örtüleceğ hangi şartlarda kimlere, nerelerin gösterilebileceği açıklanmıştır.
c) Ayetin sonunda tevbe tavsiye edilmiş, böylece aksine davranışın günah olduğuna işaret
edilmiştir.
d) Örtünme emri gözlerin haramdan sakınması ve iffetlerin korunması emrine bağlanmış
ve aradaki ilişkiye işaret edilmiştir.
Örtünme ayetine gai yorum açısından bakıldığında önemli ve açık ipuçları
bulunduğu görülecektir. Şari, (Allah Teala) örtünme emrinin hemen başında bunun
gerekçesini açıklamıştır: "Söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar,
iffetlerini korusunlar, şuralarını şunlara karşı örtsünler..." Bu gerekçe,
İslam'ın ahlak ilkeleri ve değerleri bakımından erkek ve kadının cinsi cazibe taşıyan
yerlerini açmaları, karşılıklı olarak buralara bakmalrı ile iffetlerini korumaları
arasında sıkı, değişmez bir ilişkinin bulunduğunu varsaymaktadır. İslam'a göre
zina eden iffetsizdir, iffetini koruyamamıştır. Bir erkeğin kadına, bir kadının
erkeğe şehvetle bakması, dokunmasdı da zinadır, cinsi temasta bulunması da zinadır,
iffetsizliktir. Cinsi yönden karşılıklı tatminin tek meşru yolu evliliktir. Erkek ve
kadınların, evli olmadıkalrı karşı cinsten biri ile bakma, dokunma ve birleşme şeklindeki
cinsi alış-verişleri iffetsizlik sayılmış ve yasaklanmıştır. Bütün bu hüküm
ve anlayışalrın temeli, İslama özgü varlık, bilgi ve değer anlayışıdır. Bu açıdfan
bakıldığı zaman Batılı değerler ve değerlendirmelerin çok farklı olduğu görülecektir.
Batı'da yasak ve ayıp olan tecavüzdür, bir ölçüde de evlilerin zinasıdır. Bunların
dışında da evli olmayan kadın-erkek arasındaki cinsi alış-veriş ne ayıptır, ne
de günahtır (seküler Batı'da günah yoktur, ayıp da değişken bir kavramdır).
Ortada böylesine derin ve uzlaştırılması imkansız farklılıklar varken, iffet ve örtünme
konularını Batı'yı hayat tarzı ve değer ölçüleri ile nasıl yaklaşabilir? Batı'yı
bir yana bırakarak İslam'a, İslam'da örtünme ile iffeti koruma arasındaki ilişkinin
sabit olup olmadığına bakalım denilirse, sağlıklı bir hükme varabilmek için şu
noktaları düşünmek, tartışmak ve araştırmak gerekir.
a) İslam'ın iffet anlayışı,
b) İffeti koruma açısından örtünme ve açılmanın etkisi.
Bunlardan birincisine yukarıda kısaca temas edilmişti. İslama göre iffet, nihai
olarak, gayr-i meşru cinsi hayatttan uzak durmaktan ibaret olsa bile, aynı zamanda bunu
sağlayan tedbirleri ve davranışları da içine almaktadır. Bu sebeple giyiniş (veya
giyinmeyiş) ve davranışları ile başkalrını tahrik eden, günah işlemelerine sebnep
olan erkek ve kadınların- İslami manada- iffetlerine gölge düşmektedir. Gerek erkek
ve gerekse kadının, karşı cins için genellikle cazip, çekici, cinsi duygulanma ve
tahriki etkileyici yerlerini örtmeleri, uygun giysilerle kapatmaları Kur'an ve Sünnet
kaynaklarında gerekli görülmüş, açılma ve gösterme ile iffeti koruyamama arasında
bir bağın, sabit bir ilişkinin bulunduğuna işaret edilmiştir. Günümüzde bilim ve
tecrübe de bunun aksini isbat etmiş değildir. Kapalı bir kadın belki tecessüs ve
merak konusudur, açık bir kadın ise şehvetli bakışların odak noktası olmaktadır.
Normal ölçülerde çağdaş bir açıklığın böyle bir sonuç doğurmayacağı iddiası
veya varsayımı -samimi ise- yalnızca bir iddia ve varsayımdan ibarettir ve daha ziyade
açıklığın şartlandığı ve kısmen iktidarsız kıldığı şahıslar için düşünebilinir.
İlahi bir emanet ve nimet olan cinsi gücünü ve duyarlılığını, fıtrattan
saspmayarak korumuş olanlar için, karşı cinsin bütün vücudu çekici olabilir.
Ayetler ve hadisler, ihtiyacı gözönüne alarak hem bazı şahısları, hem de vücudun
bazı kısımlarını örtünme yükümünden muaf tutmuş, mamafih yine de gözlerin sakınmasını
istemiştir. Muaf tutulan kısım, ayette ve ilgili hadislerde kadınlar için
"eller, topuktan biraz yukarısından aşağıya doğru ayaklar ve saç bitiminden çene
altına kadar yüz olarak" belirlenmiştir. Tarih boyunca hiçbir İslam alimi,
zaruret bulunmadan daha fazlasının açılabileceği kanaatine varılmıştır. (Yakın
zamanların modernist yorumcularını hesaba katmıyoruz.) Erkeler için istisna, göbekten
yukarısı ile dizden aşağısıdır. Bu iki sınır çerçevesinde, farklı rivayetlere
dayalı küçük görüş farkları mevcuttur. İşte İslam kadını ve erkeği bu sınırlar
içinde örtünme emrini yerine getirecek, böylece kendi iffetini koruma tedbiri aldığı
gibi, başkalrının korunma çabalarına da katkıda bulunmuş olacaktır. Önemli ve
gerekli olan örtünmedir; hangi giysilerle, hangi biçimde örtünüleceği hususu ise İslami
değerler içinde oluşacak modaya ve estetik tercihe kalacaktır. Örtünmenin gerekçelerine
dikkat edilirse, örtünme tedbirinin yalnızca örtünmenin iffeti ile ilgili olmadığı,
daha ziyade başkalarının korunmasına yardım ve katkı mahiyetinde bulunduğu anlaşılacaktır.
Bütün bunlar normal şartlar ve durumlarda sözkonusudur. Fevkalade durumlar, şartlar
ve zaruretlerin kendilerine mahsus, uygun ve rahatlatıcı hükümleri vardır.
Kaynak: İslam'da Kadın ve Aile