Hayrettin Karaman
Temel Meselelerimiz Üzerine - IV
İman değil amel meselesi
1. Ehl-i sünnete göre devlet yönetimi de, düzen de, başörtüsü de
îman değil, amel meselesidir; bunların bir amel meselesi olarak (farz, vacib, haram
olarak) İslâm'da varolduğunu inkâr etmeksizin yerine getirmemek, hilâfet düzenini
kurmamak, başı örtmemek, namazı kılmamak, faizi alıp vermek insanı dinden çıkarmaz,
Müslüman'ı kâfir kılmaz. Ancak bu böyledir diye Müslümanlar'ın amelsizliği önemsiz
saymaları, îman ettikten sonra amelsizlik (İslâm'ın amelî talimatına uymamak) zarar
vermez demeleri de caiz ve meşru değildir. Düzen, helâl ve haram gibi amelî konularda
Müslümanlar'ın umursamaz, gevşek ve ihmalkâr davranmaları iki menfî sonuç
getirmektedir:
a) Adım adım, parça parça İslâm'ın toplum hayatından çıkması,
bunun ferdî Müslümanlığı da -yaşama ve eğitim açısından- imkânsızlık
derecesinde güçleştirmesi.
b) Devleti yıkmak, Müslümanlar'ı bölmek ve birbirine düşürmek
isteyenlerin eline kozlar ve bahaneler vermesi. Bu sebeple Müslümanlar'ın, îman ve
amel bütünlüğü içinde dinlerine sahip çıkmaları, manevî değerlerini korumayı
birinci plânda tutmaları zaruret halini almaktadır.
Anti-demokratik yaklaşımlar
2. İslâm ülkelerinde lâik modenist kesim Müslüman-lar'ın kılık kıyafet,
ibâdet, eğitim ve öğretim ile ilgili bazı tutum ve davranışlarını siyâsî olarak
nitelemekte, bunun da dini siyasete âlet etmek olacağından menedümesi, önlenmesi
gerektiğini savunmaktadırlar. Başörtüsü, sakal, bazı elbiseler, İmam-Hatip Okulları.,
bunlara örnektir. Buna karşı Müslümanlar da mezkûr tutum ve davranışta
direndikleri için millî birlik ve beraberlik bozulmakta, yönetenler ile yönetilenler
ve halk grupları arasında ikilik ve ayrılık çıkmaktadır. Batı'daki uygulama ve
anlayış çerçevesindeki lâiklik ve demokrasi Müslümanlar'ın tutum ve davranışlarından
yanadır, kendilerini lâik ve demokrat sananlar ve bu ilkeler adına Müslümanlar'a baskı
yapanlar ise antidemokrat, baskıcı, benbilirimci, güdücü kişilerdir. Bu tutum
gerginlik, kopma ve yabancılaşmadan başka bir sonuç getirmemiştir. Bir ülkede Batılılaşma'yı
ideoloji olarak benimsemek hak ise İslâmlaşma'yı ideoloji olarak benimsemek de haktır,
hak olmalıdır. Batılılaşma'yı devlet ve sermaye gücü ile dayatmak meşru ise buna
karşı insan haklarını kullanarak direnmek de meşru olmalıdır. Batılılaşma -ki
buna bazıları çağdaşlaşma da derler ve aslında çağdaşlaşma başka bir şeydir-
siyaseti için din dahil bütün yollan kullanmak dini siyasete âlet etmek değil ise İslâmlaşmak
için İslâm'ı kullanmak -daha doğrusu onu yaşamak- elbette caiz olacaktır ve dini
istismar değildir.
Müslamanca yaşamak
3. Gerek Bati toplumları arasında yaşayan Müslümanlar'ın ve gerekse
adı İslâm ülkesi olduğu halde düzen olarak İslâm'ın yaşanmadığı ülkelerde yaşayan
Müslümanlar'ın dînî hayatlarını yaşama, dinleriyle amel etme konusunda karşılaştıkları
güçlükler, dinin çağa uymayan, çağdışı buyruklarından değil, çağın dine karşı
tutumundan, Batı örnekli çağdaş insanların -ki çoğu yerde toplumun hâkim kesimi
bunlardır- Allah'ı bırakıp "cinsellik, menfaat, haz, servet, iktidar, akılcılık,
bilimcilik" gibi sahte tanrılara tapınmayı din edinmelerinden kaynaklanmaktadır.
Bir tek ve gerçek Allah'a kul olan mü'minlerin bu sahte tanrılara ve dinlere karşı
direnmesi tabiîdir. Mü'minler fert veya topluluk olarak böyle bir tıkanma ile karşılaştıklarında
dinin ruhsat kapılan -geçici olarak- açılır, dinde güçlük yoktur, din insanlan
bunaltmak için değil, iki cihanda mutluluk vermek için gelmiştir.
Dünyayı ahiretten ayırmak...
4. Allah Teâlâ, kullarının dünya hayatını dînî-ilâhî amaçlara
uygun yaşamalarını ve böylece imtihanı vererek ebedî mutluluğu kazanmalarım sağlamak
üzere -îman, ibâdet ve ahlâk hükümleri dışında- birtakım hükümler koymuştur.
Bunlara muamelât veya nizam denilmektedir. Bunların hemen tamamı dünyada başlayıp dünyada
bittiği ve kaldığı halde Allah Teâlâ tarafından müeyyidelere bağlanmış, riâyet
etmeyenlere âhirette cezalar tertip edilmiştir. Bu sebeple maslahat-ı dünyayı sevap
ve günahtan, âhiret maslahatından ayırmak, birinin diğeri ile alâkasını koparmak mümkün
ve doğru değildir.
5. Bize göre örtünme konusunda çözüm, asırlardan beri incelenip
tartışılmış, doğruluğu, dine uygunluğu konusunda birleşilmiş kaide ve hükümleri
değiştirmekle, bunun için naslan usûlüne aykın yorumlamakla elde edilemez. Bu cümleden
olarak "avret olma vasfını" insan vücudunun yalnızca apış arasına tahsis
etmek, vücudun diğer kısımlarının -ya avret olmadığı, yahut da hafif avret olduğu
için-açılabileceğini iddia etmek de çözüm değildir; çünkü bu iddianın dînî
ve ilmî dayanağı yoktur.
Kaynak : Gerçek Hayat Dergisi