serzenis.net

basortusu-logo.JPG (5632 bytes)

 

Hayrettin Karaman

Temel Meselelerimiz Üzerine - IV

İman değil amel meselesi

1. Ehl-i sünnete göre devlet yönetimi de, düzen de, başörtüsü de îman değil, amel meselesidir; bunların bir amel meselesi olarak (farz, vacib, haram olarak) İslâm'da varolduğunu inkâr etmeksizin yerine getirmemek, hilâfet düzenini kurmamak, başı örtmemek, namazı kılmamak, faizi alıp vermek insanı dinden çıkarmaz, Müslüman'ı kâfir kılmaz. Ancak bu böyledir diye Müslümanlar'ın amelsizliği önemsiz saymaları, îman ettikten sonra amelsizlik (İslâm'ın amelî talimatına uymamak) zarar vermez demeleri de caiz ve meşru değildir. Düzen, helâl ve haram gibi amelî konularda Müslümanlar'ın umursamaz, gevşek ve ihmalkâr davranmaları iki menfî sonuç getirmektedir:

a) Adım adım, parça parça İslâm'ın toplum hayatından çıkması, bunun ferdî Müslümanlığı da -yaşama ve eğitim açısından- imkânsızlık derecesinde güçleştirmesi.

b) Devleti yıkmak, Müslümanlar'ı bölmek ve birbirine düşürmek isteyenlerin eline kozlar ve bahaneler vermesi. Bu sebeple Müslümanlar'ın, îman ve amel bütünlüğü içinde dinlerine sahip çıkmaları, manevî değerlerini korumayı birinci plânda tutmaları zaruret halini almaktadır.

Anti-demokratik yaklaşımlar

2. İslâm ülkelerinde lâik modenist kesim Müslüman-lar'ın kılık kıyafet, ibâdet, eğitim ve öğretim ile ilgili bazı tutum ve davranışlarını siyâsî olarak nitelemekte, bunun da dini siyasete âlet etmek olacağından menedümesi, önlenmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Başörtüsü, sakal, bazı elbiseler, İmam-Hatip Okulları., bunlara örnektir. Buna karşı Müslümanlar da mezkûr tutum ve davranışta direndikleri için millî birlik ve beraberlik bozulmakta, yönetenler ile yönetilenler ve halk grupları arasında ikilik ve ayrılık çıkmaktadır. Batı'daki uygulama ve anlayış çerçevesindeki lâiklik ve demokrasi Müslümanlar'ın tutum ve davranışlarından yanadır, kendilerini lâik ve demokrat sananlar ve bu ilkeler adına Müslümanlar'a baskı yapanlar ise antidemokrat, baskıcı, benbilirimci, güdücü kişilerdir. Bu tutum gerginlik, kopma ve yabancılaşmadan başka bir sonuç getirmemiştir. Bir ülkede Batılılaşma'yı ideoloji olarak benimsemek hak ise İslâmlaşma'yı ideoloji olarak benimsemek de haktır, hak olmalıdır. Batılılaşma'yı devlet ve sermaye gücü ile dayatmak meşru ise buna karşı insan haklarını kullanarak direnmek de meşru olmalıdır. Batılılaşma -ki buna bazıları çağdaşlaşma da derler ve aslında çağdaşlaşma başka bir şeydir- siyaseti için din dahil bütün yollan kullanmak dini siyasete âlet etmek değil ise İslâmlaşmak için İslâm'ı kullanmak -daha doğrusu onu yaşamak- elbette caiz olacaktır ve dini istismar değildir.


Müslamanca yaşamak

3. Gerek Bati toplumları arasında yaşayan Müslümanlar'ın ve gerekse adı İslâm ülkesi olduğu halde düzen olarak İslâm'ın yaşanmadığı ülkelerde yaşayan Müslümanlar'ın dînî hayatlarını yaşama, dinleriyle amel etme konusunda karşılaştıkları güçlükler, dinin çağa uymayan, çağdışı buyruklarından değil, çağın dine karşı tutumundan, Batı örnekli çağdaş insanların -ki çoğu yerde toplumun hâkim kesimi bunlardır- Allah'ı bırakıp "cinsellik, menfaat, haz, servet, iktidar, akılcılık, bilimcilik" gibi sahte tanrılara tapınmayı din edinmelerinden kaynaklanmaktadır. Bir tek ve gerçek Allah'a kul olan mü'minlerin bu sahte tanrılara ve dinlere karşı direnmesi tabiîdir. Mü'minler fert veya topluluk olarak böyle bir tıkanma ile karşılaştıklarında dinin ruhsat kapılan -geçici olarak- açılır, dinde güçlük yoktur, din insanlan bunaltmak için değil, iki cihanda mutluluk vermek için gelmiştir.

Dünyayı ahiretten ayırmak...

4. Allah Teâlâ, kullarının dünya hayatını dînî-ilâhî amaçlara uygun yaşamalarını ve böylece imtihanı vererek ebedî mutluluğu kazanmalarım sağlamak üzere -îman, ibâdet ve ahlâk hükümleri dışında- birtakım hükümler koymuştur. Bunlara muamelât veya nizam denilmektedir. Bunların hemen tamamı dünyada başlayıp dünyada bittiği ve kaldığı halde Allah Teâlâ tarafından müeyyidelere bağlanmış, riâyet etmeyenlere âhirette cezalar tertip edilmiştir. Bu sebeple maslahat-ı dünyayı sevap ve günahtan, âhiret maslahatından ayırmak, birinin diğeri ile alâkasını koparmak mümkün ve doğru değildir.

5. Bize göre örtünme konusunda çözüm, asırlardan beri incelenip tartışılmış, doğruluğu, dine uygunluğu konusunda birleşilmiş kaide ve hükümleri değiştirmekle, bunun için naslan usûlüne aykın yorumlamakla elde edilemez. Bu cümleden olarak "avret olma vasfını" insan vücudunun yalnızca apış arasına tahsis etmek, vücudun diğer kısımlarının -ya avret olmadığı, yahut da hafif avret olduğu için-açılabileceğini iddia etmek de çözüm değildir; çünkü bu iddianın dînî ve ilmî dayanağı yoktur.

Kaynak : Gerçek Hayat Dergisi

 

geri dön

 

başörtüsü © serzeniş.net