Hayrettin Karaman
Temel Meselelerimiz Üzerine - II
- Endonezya ve Malezya çok eski
birer İslâm ülkesidir. Bu ülkeler müslümanları tesettür emrini Hicaz veya Anadolu
Müslümanları ile aynı şekilde mi algılamış ve tatbik etmiştir? Uygulamanın farklı
olduğu, Endonezyalı Müslümanın, değil sadece başını açmak, göğsü açık dolaştığı
tarihen bilindiğine göre, tesettür emrini tatbik etmekte örf ve âdete bağlı
mashalat-ı dünya mülahazasının rolü olmak icab etmez mi?
Daha dün, 60'h yıllara kadar şehirlerimizde erkeklerin bile başlan açık gezmeleri,
dinî tepki ile karşılanmaktaydı. Hâlâ bugün bile dünyanın pek çok yerinde hattâ
Anadolu'nun bazı yörelerinde tepki ile karşılanmaktadır, bu tepkiyi, dinî kaynaklı
değil de örfî kaynaklı kabul etmek mecburiyetinde olduğumuza göre, kadınların başlarını
örtmelerindeki uygulamayı da bu açıdan değerlendirmek icab etmez mi?
-Endonezya veya Malezya Müslüman kadınlarının baş ve göğüslerinin açık bulunmasını,
bunun caiz olduğuna delil sayabilmek için, Allah Resûlü'nün (s.a.v) bunları görmesi
ve sesini çıkarmaması,yahut oralarda yaşayan âlimlerin, baş ve göğüsleri açmanın
caiz olduğuna dair, delile dayalı fetva vermiş olmaları gerekir. Bunlar bulunmadığına
göre, şurada veya burada İslâmın yasaklarını çiğneyen erkek ve kadınların bu
davranışlarını delil kılmaya, bunları kitap ve sünnete göre değerlendirmek
gerekirken, kitap ve sünneti bunlara göre yoruma tâbi tutmaya kimsenin hakkı ve
salahiyeti yoktur.
Fıkıh kitaplarının "Şehadet" bahsinde malum bir hüküm var: Hicazda bir
erkek başı açık dolaşıyorsa onun bu hareketi mürüvvete münâfî olarak kabul
edilir ve mahkemede şahitliği dinlenmez ama, Mağripte bir adam başı açık dolaşırsa
onun bu hareketi mürüvvete münâfî sayılmaz ve dolayısıyla şahadetin kabulüne
engel teşkil etmez.
Fıkıhta yer alan bu telakki, başta Peygamber Efendimiz olmak üzere, asr-ı saadetten
beri hemen bütün müslüman-ların tesettürle ilgili emirlere riayette gösterdikleri
hassasiyeti, örf ve âdet şartlanna bağlı bir maslahat-ı dünya sebebi ile izah etmek
daha doğru olmaz mı?
Erkeklerin başlarını örtmeleri gerektiğine dair hiçbir dinî talimat yoktur. Bu
sebeple İslâm ulemâsı, baştan beri bunun caiz olduğunu söyleyegelmişlerdir. Mubah
olan bir sahada örf ve âdete, benimsenen âdaba uyulması tabiîdir. Bu sebepledir ki
fukahâ, erkeklerin başlarını açmalarının saygısızlık olarak kabul edildiği bölgelerde,
namaz kılarken başın örtülmesi gerektiğini, böyle bir telakkinin bulunmadığı bölgelerde,
namazın açık baş ile kılınabileceğini ifade etmişlerdir. Kadınlara gelince, yukarıda
sıralanan delillere dayanılarak baştan beri kadının başını örtmesinin bağlayıcı
bir dinî emir olduğuna hükmedilmiş ve bu hüküm uygulanmıştır. Bu bir inkılâb hükmüdür,
örfü, âdeti devam ettirmeye değil, değiştirmeye yöneliktir, değişebileceğine
dair hiçbir delil ve görüş mevcut değildir.
Erkekler başını örtmelimidir?
Bu sorunun cevabı bir önceki cevabın içinde vardır. Başın açılıp açılmaması
konusunda erkek ile kadını bir kefeye koymak mümkün değildir. Kadının örtünmesinde
örf ve âdetin rolü, örtünmeyi sağlayan elbisede, bunun rengi, şekli, modasında sözkonusu
olabilir. Değişik bölgelerde değişik biçimde giyinilerek tesettür emri yerine
getirilir. Ancak açılacak ve açılmayacak yerlerin tesbiti Allah ve Rasûlü tarafından
yapılmış, bu yapılırken âdetten, örften hareket edilmemiş, örtünme, iffeti
korumanın en iyi yolu olarak görülmüş ve emredilmiştir. Örf ve âdetin bu sınırları
değiştirme salahiyeti yoktur ve İslâmın uygulandığı yerlerde onun ebedî talimatına
aykın örf ve âdetin teşekkül edip yaşaması da mümkün değildir. Aksine davranışlar
dinin sınırlarını aşmak ve sapmaktır; aşma ve sapma, değişmez hükümleri değiştirmeye
delil ve dayanak kılınmaz. Bu hükümlerin değişebilir olduklarını isbat ise, ancak
sağlam deliller ile yapılabilir.
Kaynak : Gerçek Hayat Dergisi