Elmalılı Hamdi Yazır
Tesettür
"Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini
(harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları
müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının
üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi
oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları,
kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında
bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten
düşmüş) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin
farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte
oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep
birden Allah'a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz." (Nur Suresi 31)
Müslümanlar, şimdi de kadınlar hakkındaki şu emre dikkat etsinler.
Müminelere de, yani mümin kadınlara da söyle: Gözlerini indirsinler, helal olmayan
erkeklere bakmaktan sakınsınlar, zira bakmak, zinanın postacısıdır, derler. Ve avret
yerlerini korusunlar, tamamiyle örtüp, zinadan korunsunlar. Ve zinetlerini teşhir
etmesinler.
Kadının zineti denince örfte, taç küpe, gerdanlık, bilezik ve benzeri takılar,
sürme, kına ve benzerleri ve elbise süsleri gibi şeyler akla geliverir.
A'râf Sûresi'nde :
"Ey Adem oğulları! Her mescide gidişinizde zinetli elbiseler giyin"
(A'râf, 7/31) âyetinde zinetin elbise demek olduğu da geçmişti.
O halde bu zinetleri açmak bile yasaklanmış olunca, bunların mahalli olan vücudu
açmak öncelikle yasaklanmış olur. Yani vücudlarını açmak şöyle dursun,
üzerlerindeki zinetleri bile açmasınlar.
Bununla birlikte bir kısım âlimler, burada zinetten maksadın, zinetin takıldığı,
kullanıldığı yer olduğu fikrini kabul etmişlerdir ki, yüz, sürme ve allık yeri;
baş, taç yeri; saç, örgü ve büklüm yeri; kulaklar, küpe yeri; boyun ve göğüs,
gerdanlık yeri; el, yüzük ve kına yeri; bilekler, bilezik yeri; pazular, pazubent
yeri; baldırlar; halhal yeri; ayaklar da, eller gibi kına yeridir. Bunlardan başka
vücudun kısımları da aslında açılmaz. Bu âlimlerden bazıları muzaafın hazfi
veya zikr-i hâl, irade-i mahal ile "ziynet yeri" takdirinde bir mecaz
gözetmiştir. Buna delil olarak da, kadının vücudundan ayrı olduğu zaman o zinetlere
normal olarak bakmak ve alıp satmak ittifakla caiz ve mübah olduğunu ifade ve kabul
etmişlerdir.
Bazıları da yine bu delil ile, kadının asıl zineti, vücudunun güzel yaratılışı,
zinet yapmaktan gaye de vücudun süslenmesi olduğunu kabul ederek bu zinetten maksadın,
yalnız vücut olduğunu kabul etmişler ve kadınların birçoğu yapmacık zinetten uzak
bulunmakla zaten zinetli oldukları halde yaratılış zinetinin zaten hepsinde bulunması
ve her kadın bedeninin özünde bir zinet olması hükmün genelliği hakkını yerine
getirme noktasından bu tahsisin bir destekleyicisi olduğunu söylemişler ve buna göre
şu mânâyı vermişlerdir: Kadınlar yaratılıştan zinetleri demek olan
vücudlarının hiçbir tarafını açmasınlar.
Doğrusu, doğal olan güzelliklere, zinet denilmekten çok "cemal" denilmesi
daha yaygın ve zinet tabiri yapma şeylerle süslenen takılarda meşhur ise de
"Kadınlardan, oğullardan, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşten...
aşırı sevgi ile bağlanılan bu gibi şeyler insanlar için bezenip süslendi"
(Âl-i İmrân, 3/14) âyetinin delaletiyle zinet kavramının yaratılıştan olana da
sonradan yapmaya da şâmil olduğunda şüpheye yer yoktur. Zinet ve güzelliğin hakkı
da meydana çıkarılmasını kendi sahiplerine tahsis edip başkalarından gizlenmektir.
Hüsn olsa da vâcibü't-tecellî
Gizler onu Hak nikâb içinde
Ağyârına gösterir mi hurşîd
Didârını hîç o tâb içinde
"Güzelliğin ortaya çıkması gerekse de,
Gizler onu Hak bir örtü içinde
Başkasına gösterir mi güneş,
Yüzünü hiç o parlaklık içinde"
Ancak görünen kısımları müstesna, O zinetlerden dışa gelen örtülse bile
görünmesi doğal olanı, bu hükümden müstesna ve başka bir hükme tabidir ki, bunlar
örtünün dış tarafıyla el ve yüz zinetleridir. Çünkü örtünün kendisi de
kadının bir zinetidir. Tabiîdir ki, bunun dışı görünecektir. El ve yüzün de,
namazda görünmesi adettir. Ebu Davud'un Müsned'inde rivayet edildiği üzere,
Peygamber (s.a.v) Hz. Esma'ya
"Ya Esma, kadın bülûğa erince ondan görülebilecek olan ancak şudur."
buyurmuş ve kendi mübarek yüzüne ve avuç içlerine işaret etmişlerdir. İş
yaparken, gerekli eşyayı tutarken ve hatta örteceğini örterken bile elin açılması
gerekli olduğu gibi, zarurî olan bakma ve nefes alma sebebiyle yüzün diğerleri gibi
örtülmesinde zorluk vardır. Bir de şahitlikte, mahkemede, bir de nikahta yüzün
açılmasına ihtiyaç vardır. Bundan dolayı zaruretler kendi miktarınca takdir olunmak
üzere bunların açılmasında sakınca yoktur. Fakat bunlardan geriye kalanlarının
açılması, görülmesi, bakılması haramdır ve nâmahremden örtülmesi gerektir.
Buyuruluyor ki ve baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar, başlarını,
saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını, göğüslerini açık
tutmayıp bu şekilde sımsıkı örtünsünler ve o halde bu emri yerine getirebilecek
baş örtüsü kullansınlar.
Tefsircilerin nakline göre cahiliye kadınları da hiç baş örtüsü kullanmaz
değillerdi. Fakat yalnız enselerine bağlar veya arkalarına bırakırlar, yakaları
önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açığa çıkardı, zinetleri
görünürdü. Demek ki, son zamanlarda asrîlik sayılan açık saçıklık böyle eski
bir cahiliye âdeti idi. İslâm böyle açıklığı yasaklayıp baş örtülerinin
yakalar üzerine örtülmesini emir ile tesettürü farz kılmıştır.
Görülüyor ki,
Bu emirde tesettürün yalnız vacib oluşu değil, özel bir şekli de gösterilmiştir
ki, kadın edeb ve temizliğinin en güzel ifadesi budur.
Bu emir ev içinde veya dışında diye kayıtlanmamıştır. Bu bakımdan mutlaktır.
Ancak görünen istisna edildiği gibi, gizlenen zinetlere bakmanın helal olanları da
istisna ile bu tesettürün, yani örtünmenin vacib oluşunun, nâmahreme karşı
olduğunu anlatmak için bu vücubun kuvvetini ve önemini göstermek üzere bir daha
tekid ile buyurulmuştur ki, öyle örtsünler ve zinetlerini açmasınlar, açık
bırakmasınlar ancak kocalarına veya kendi atalarına, yani babalarına, dedelerine ki
amca ile dayı da nikah düşmeyeceğinden bunlara dahildir veya kocalarının atalarına
veya kendi oğullarına veya kocalarının oğullarına veya kendi erkek kardeşlerine
veya erkek kardeşlerinin oğullarına veya kız kardeşlerinin oğullarına veya kendi
kadınlarına; müminlerin kadınları, yani müslüman kadınlar veya hizmet veya
sohbetlerinde özel yeri bulunan kadınlardır.
Demek ki, özelliğini bilip tanımadıkları yabancı kadınlara da açılmaları caiz
olmayacaktır. Önceki müfessirlerin çoğunluğu demişlerdir ki; müminlerin kendi
kadınları demek, kendi dinlerinde olan müslüman kadınlar demektir. Bundan dolayı
müslüman kadınları müslüman olmayan kadınlara açılmamalıdırlar. Fakat
bazıları da bunu istihsane hamlederek müminlerin kadınları, hizmet veya sohbetlerinde
bulunan gerek müslüman, gerek müslüman olmayan kadın cinsi demek olduğunu
söylemiştir ki, Fahreddin Râzî buna "mezhep budur" demiştir. Önceki daha
ihtiyatlı, bu ise daha uygundur.
Veya ellerinin altında malik oldukları cariyelerine veya erkeklerden ırbe sahibi
olmayan hizmetçilere, yani kadına ihtiyaç duymaz olmuş, şehveti kalmamış
salihlerden ihtiyarlar veya bunaklar veya kadın işini bilmez, yalnız yemeklerinin
fazlasından yemek için şunun bunun arkasına takılır miskinler güruhu veyahut
erkekliği yok, yaratılıştan iktidarsız uşaklar; bunda hadım edilmiş ve mecbûbün,
yani erkeklik uzvu kesilmiş olanların da dahil olacağını zannedenler olmuş ise de,
Keşşâf Tefsiri'nde ve Ebu Hayyan'da zikredildiği üzere İmam-ı Azam Ebu Hanife
Hazretlerine göre bunları istihdam etmek, tutmak, alıp satmak helal olmaz. Bunları
tutmak selefin hiçbirinden rivayet edilmiş değildir. Çünkü bunda hadım etme gibi
bir kötülüğe düşmeye teşvik vardır. Halbuki hadım etmek haramdır.
Veya henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan
başkasına.
Buraya kadar zikredilen on iki istisnaya da bir dereceye kadar zinetlerini açabilirler.
BİRİNCİSİ: Kocalar için vücutlarının tamamına bakmak helaldir. Çünkü zinetten
kasıt onlardır.
İKİNCİSİ: Zikredilen mahremlerine bilinen zinet yerlerinden yüz, el ve ayaklarla, iş
ve hizmet anında açılan başını, saçını, kulaklarını, boynunu, kollarını ve
inciklerini açabilir. Onların da bunlara bakmaları helaldir. çünkü
yakınlıklarından dolayı birarada bulunmaları gerekir. Ve fitne düşünülemez. Fakat
karnını ve sırtını göstermek caiz değil, arsızlıktır.
ÜÇÜNCÜSÜ: Erkeğin erkeğe karşı olduğu gibi kadının kadına karşı avreti de
göbekten dize kadardır. Geri kalan kısmına bakması caizdir.
DÖRDÜNCÜSÜ: Erkeklerden kadına ihtiyacı kalmamış, cinsi güçten düşmüş
hizmetkârların, etkilenmemek ve fitne düşünülmemek itibariyle bakmaları, mahrem
olanların bakmasına benzer.
BEŞİNCİSİ: Çocuklar mükellef değildir. Ancak anlayış ve idraklerine göre edeb ve
terbiye öğretilmesi gerekir.
ALTINCISI: Bu örtünme emri, esir cariyeler hakkında değil, hür olan müslüman
hanımlar hakkındadır.
İşte böyle hür kadınların, bu istisna edilmiş kimselerden başkasına zinetlerini
göstermemeleri, kendi iffet ve korunmaları ve güzel geçimleri noktasından gayet
önemli olduğu gibi, yabancı erkekleri etkilememek, günaha sokmamak, edeb ve iffet
telkin etmek noktasından da çok önemli olduğundan, özellikle bu noktayı da
düşündürmek ve tesettür emrinin kuvvet ve şumülünü bir daha hatırlatmak üzere,
yürüyüş tavırlarının bile düzeltilmesi için buyuruluyor ki: gizlemekte oldukları
zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını
yere vurmasınlar, yani baştan ayağa örtündükten sonra yürürken de edeb ve vakar
ile yürüsünler. Örtüp gizledikleri sunî veya doğal ziynetler bilinsin diye, bacak
oynatıp ayak çalmasınlar, çapkın yürüyüşle dikkat nazarları çekmesinler;
çünkü erkekleri tahrik eder, şüphe uyandırır. Fakat unutulmaması gerekir ki,
kadının bu konuda başarısı daha önce erkeklerin iffeti ve görevlerine dikkati ve
toplumda olanların gayreti ve özeni ile mütenasip, bunlar da Allah'ın yardımı ile
ayakta durabilir. Onun için bu noktada Resulullah (s.a.v) den bütün müslümanlara
hitap ve erkekleri zikredip kadınları da içine alacak bir şekilde
buyuruluyor ki:
Ve ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz. Demek ki bozuk
bir toplulukta kurtuluş ümid olunmaz, toplumun bozukluğu da kadınlardan önce
erkeklerin kusur ve hatalarındandır. Bundan dolayı başta erkekler olmak üzere erkek
dişi bütün müminler imana yaramayan ve cahiliyyet izleri olan kusur ve hatalarından
tevbe ile Allah'a dönüp Allah'ın yardımına sığınıp emirlerine özen ve dikkat
göstermelidirler ki, topluca kurtuluşa erebilsinler. O halde herkesin kurtuluşu
bakımından iş
sahipleri ve ilgili şahıslar şu emirlere de özen göstermelidir.
Kaynak : Hak dini, Kur'an Dini Tefsiri