Prof.Dr.Bedreddin Çetiner
MÜSLÜMAN KADININ ÖRTÜNMESİ VE BAŞÖRTÜSÜ
Günümüzde Kur'an-ı Kerim'in kadınla ilgili bazı hükümleri tartışılmakta ve bu
konuda farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bunlardan biri de kadının kılık-kıyafeti,
özellikle de başörtüsüdür.
Kuran-ı Kerim, erkeğin aksine, kadının kılık-kıyafeti ve başörtüsü ile alakalı
belirleyici kıstaslar koymuştur. Biz burada özellikle üç âyet-i kerîmeyi ele alarak
konuyu anahatlarıyla ortaya koymak istiyoruz.
1. Ayet: "Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini (bakılması
yasak olandan) çevirsinler; ırzlarını korusunlar. Görünmesinde sakınca olmayan
yerleri dışında zînetlerini açığa vurmasınlar ve bunun için başörtülerini
(humur) yakalarının üzerine salsınlar..." (en-Nûr 24/31).
Bu âyet-i kerîmede kadınlardan:
1- Gözlerini bakılması haram olan şeylerden çevirmeleri,
2- Irzlarını ve iffetlerini korumaları,
3- Görünmesinde sakınca olmayan yerleri dışında zînetlerini (câzibe
ve güzelliklerini) açığa vurmamaları
4- Başörtülerini boyun, gerdanlık vs. kapatacak şekilde yakaları üzerine
salıvermeleri istenmekte, âyet-i kerîmenin devamında da kadınların zînet yerlerini
kimlere karşı açabilecekleri sayılmaktadır.
Burada öncelikle "zînet" ve "humur" kelimelerinden kastedilen manayı
ortaya koymak gerekmektedir:
"Zînet", ister doğuştan (halkî) olsun ister yapma (kesbî) olsun insanı başkalarının
gözünde süsleyen ve güzelleştiren şeylerdir. Buna göre daha çok kadınların taktıkları
altın, gümüş gibi süs eşyasına zînet denmekle beraber, özellikle kadının câzip
yerlerine de zînet denebilir. Tefsirlere göre âyet-i kerîmede zînet ile, takılan süs
eşyasından çok, bu eşyanın takıldığı zînet yerleri kastedilmiştir. Çünkü zînetin
gösterilmesi haram olmakla zînetin takıldığı yerin gösterilmesi de haram olur.
(Bkz. Kurtubî, el-Câmi' li ahkâmi'l-Kur'an, Beyrut, 1988, XII, 153; İbn Kesîr, Tefsîr,
İstanbul, 1986, III, 284).
İstisnâ edilen "kendiliğinden açılan" veya "görünmesinde sakınca
olmayan" kısmını ashaptan Hz. Ali, İbn Abbas, İbn Ömer, Enes, tabiîlerden Said
b. Cübeyr, Atâ, Mücâhid, Dehhak, müctehid imamlardan Ebû Hanîfe, Mâlik ve Evzâî'nin
de dahil olduğu İslâm alimlerinin çoğunluğu "yüz ve bileklere kadar
eller" olarak anlamışlardır. (bkz. Taberî, Câmi'u'l-beyân, Beyrut, 1978, XIII,
92-93). Diğer bir kısım sahabî, tabiîn, İmam Şâfi ve İmam Ahmed b. Hanbel'e göre
kadının yüz ve ellerinin açılması da haramdır. Dolayısıyla açılmasına müsaade
edilen dış zînet, âyet-i kerîmede kullanılan 'zahara' fiilinin özelliği gereği
kendiliğinden açılan zînettir ki, bunun 'eller ve yüz' olması mümkün değildir.
Çünkü bunları kapatma imkanı vardır ve kendiliğinden açılması söz konusu değildir.
Bu, kadının iradesi dışında rüzgar vs. ile açılan zîneti olmalıdır. Sözkonusu
âyetle zînetin ikinci zikredilişinde bu istisnânın olmaması da bunu gösterir. Yahut
da bu, zâten kapatma imkânı olmayan dış elbiseden (siyâb) ibarettir. (Bkz. Taberi,
Tefsir, XIII, 92-93; Cessâs, Ahkâmü'l-Kur'an, Beyrut, ts., V, 172; Zemahşeri, Keşşâf,
Beyrut, ts, III, 186; Alûsî, Rûhu'l-me'ânî, Beyrut, ts, XIII, 141-142)
İbnü'l-Cevzî (ö.597/1200), Ebû Hayyan (ö.745/1345), Ebussuud (ö. 982/1574), Mevdûdî,
Muhammed Hamîdullah gibi alimler özellikle 'cilbâb' ayetinden de (el-Ahzâb 33/59)
hareketle kadının yüzünün örtülmesinin farz olduğunu söylerler (Bkz. İbnü'l-Cevzî,
Zâdü'l-mesîr, Beyrut, 1987; Ebu Hayyan, Bahru'l-muhît, Beyrut, 1990, VII, 250; Mevdûdî,
Tefhîm, (Terc), İstanbul, 1996, IV, 457; Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, İstanbul,
1980, II, 1330-1337).
Ayetteki "kendiliğinden görünen" mücmel ifadeyi az da olsa farklı tefsir
eden alimler, kadınların istisnâ dışında kalan zînetlerini, zînet yerleri olan saç,
baş, boyun, kulak, gerdan, göğüs, kol ve bacakların örtülmesi olarak anlamışlar
ve bunlardan herhangi birini açmalarının caiz olmadığı hükmünde ittifak etmişlerdir.
(Bkz. Taberi, Tefsir, XVIII, 93-94; Fahreddin Razi, Mefâtîhu'l-gayb, Tahran, ts., XXIII,
201-210; Kurtubî, el-Câmi li ahkâmi'l-Kur'an, XII, 152-153; Cassas, Ahkâmü'l-Kur'an,
V, 172-175; İbnü'l-Arabi, Ahkâmü'l-Kur'an, Lübnan (Dâru'l-Ma'rife),III, 1365-1376).
"Humur", sözlük anlamında 'örtmek ve kaplamak' manaları bulunan 'hamr' kökünden
gelen "kadının başını örttüğü şey, başörtüsü" manasına gelen 'hımâr'
kelimesinin çoğulu ve 'başörtüleri' anlamında bir kelimedir. (bkz. Cevheri, es-Sıhâh,
Beyrut, 1979, II, 649; İbn Manzûr, Lisânu'l-Arab, Beyrut, ts, IV, 256). Dolayısıyla
tefsirlerde de kaydedildiği üzere 'humur' hem İslamdan önce hem İslamdan sonra Arap
kadınlarının kullandıkları geleneksel başörtüsüdür. Klasik müfessirlere göre
bu başörtüsü İslam öncesi dönemde az çok süs giysisi olarak kullanılır ve uçlar,
örtünen kadının sırtına doğru salınırdı. O günün yaygın modasına göre kadınların
giydiği gömleğin ya da bluzun önünde genişçe bir açıklık bulunur ve böylece göğüsler
örtülmezdi (Bkz, Kurtubi, Tefsir, XII, 153; Elmalılı, Hak Dini, V, 3506). Demek ki son
zamanlarda asrîlik sayılan gerdanları açmak böyle eski bir Câhiliyye adeti idi. İslam
böyle açıklığı yasaklayıp başörtüsünün yakalar üzerine vurulmasını
emrederek tesettürü farz kılmıştır. Buna göre kadınların başörtülerini yakalarının
üzerine vurmaları, başlarını, saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını,
göğüslerini açık tutmayıp bu suretle sımsıkı örtmeleri ve bunu sağlayacak başörtüsü
kullanmaları gerekmektedir. Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre bu âyet-i kerîme nâzil
olunca muhâcir ve ensâr kadınları hemen eteklerinden birer parça keserek başlarını
örtmüşlerdir. (Bkz. Buhârî, Tefsîru Sûreti'n-Nûr, 13; Ebû Davud, Libâs, 31-33)
2. Ayet: "Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü'minlerin
kadınlarına (toplum içine çıktıklarında) dış kıyafetlerini üzerlerine almalarını
söyle. Bu, onların (temiz kadınlar olarak) tanınmalarını ve rahatsız edilmemelerini
temin eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, rahmet edicidir" (el-Ahzâb
33/59).
Bu âyet-i kerîmede müslüman hanımların evlerinden çıkarken üstlerine vücut
hatlarını belli etmeyecek bir dış elbise almaları, ev kıyafetleri ile sokağa çıkmamaları
emredilmektedir. Bütün müfessirler, tabirleri değişik olsa da, mefhumda birleşerek
âyetteki 'cilbâb'dan maksadın, kadının elbiseleri üzerine giyilen ve bütün vücûdu
örten bir örtü, elbise olduğunda ittifak etmişlerdir. Bu sebeple zamanımızda kadınların
ev kıyafetleri üzerine pardesü, manto vb. bir dışarı elbisesi giymeleri
gerekmektedir. Ayet, setr-i avreti değil, onun üzerine fazlasını emretmektedir.
(Taberi, Tefsir, XXII, 33; Razi, Tefsir, XXV, 230; Ebu Hayyan, Bahru'l-muhît, VII, 250)
3. Ayet: Nûr sûresinin 60. âyetinde ise yaşlanmış, evliliğe
umudu kalmamış kadınların, 31. âyette örtülmesi emredilen zînet ve zînet
yerlerini örtmek kaydı ile Ahzâb 59. Ayette emredilen (manto, pardesü, çarşaf gibi)
dış elbiselerini çıkarabilecekleri belirtilerek şöyle buyurulmaktadır: "Bir
nikah ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların zînetlerini (yabancı
erkeklere) göstermeksizin, dış elbiselerini (cilbâb) çıkarmalarında kendilerine bir
vebâl yoktur. Yine de dış ebliseli olmaları, kendileri için hayırlıdır. Allah işitendir,
bilendir".
Bu açıklamalardan anlaşıldığı üzere biz de T.C. Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı
Din İşleri Yüksek kurulu Başkanlığı'nın B.02.1.DİB.0.10./212/ sayılı Tesettür
karar no: 6 konulu 03. 02. 1993 tarihli kararda belirtilen şu neticeye katılmaktayız:
1- Gerek erkeklerin gerekse
kadınların gözlerini haramdan korumaları
2- Kadınların vücûdun el ve yüzleri dışında kalan kısımları,
aralarında dînen evlilik caiz olan erkekler yanında, vücut hatlarını ve rengini göstermeyecek
nitelikte bir elbise (örtü) ile örtmeleri
3- Başörtülerini; saçlarını, başlarını, kulaklarını, boyun ve
gerdanlarını iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmaları dinimizin Kitap,
Sünnet ve İslam alimlerinin ittifakı ile sabit olan kesin bir emridir. Müslümanların
bu emirlere uymaları dînî bir vecîbedir.