serzenis.net

basortusu-logo.JPG (5632 bytes)

 

Prof.Dr.Bedreddin Çetiner

MÜSLÜMAN KADININ ÖRTÜNMESİ VE BAŞÖRTÜSÜ

Günümüzde Kur'an-ı Kerim'in kadınla ilgili bazı hükümleri tartışılmakta ve bu konuda farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bunlardan biri de kadının kılık-kıyafeti, özellikle de başörtüsüdür.

Kuran-ı Kerim, erkeğin aksine, kadının kılık-kıyafeti ve başörtüsü ile alakalı belirleyici kıstaslar koymuştur. Biz burada özellikle üç âyet-i kerîmeyi ele alarak konuyu anahatlarıyla ortaya koymak istiyoruz.

1. Ayet: "Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini (bakılması yasak olandan) çevirsinler; ırzlarını korusunlar. Görünmesinde sakınca olmayan yerleri dışında zînetlerini açığa vurmasınlar ve bunun için başörtülerini (humur) yakalarının üzerine salsınlar..." (en-Nûr 24/31).

Bu âyet-i kerîmede kadınlardan:
1- Gözlerini bakılması haram olan şeylerden çevirmeleri,
2- Irzlarını ve iffetlerini korumaları,
3- Görünmesinde sakınca olmayan yerleri dışında zînetlerini (câzibe ve güzelliklerini) açığa vurmamaları
4- Başörtülerini boyun, gerdanlık vs. kapatacak şekilde yakaları üzerine salıvermeleri istenmekte, âyet-i kerîmenin devamında da kadınların zînet yerlerini kimlere karşı açabilecekleri sayılmaktadır.

Burada öncelikle "zînet" ve "humur" kelimelerinden kastedilen manayı ortaya koymak gerekmektedir:

"Zînet", ister doğuştan (halkî) olsun ister yapma (kesbî) olsun insanı başkalarının gözünde süsleyen ve güzelleştiren şeylerdir. Buna göre daha çok kadınların taktıkları altın, gümüş gibi süs eşyasına zînet denmekle beraber, özellikle kadının câzip yerlerine de zînet denebilir. Tefsirlere göre âyet-i kerîmede zînet ile, takılan süs eşyasından çok, bu eşyanın takıldığı zînet yerleri kastedilmiştir. Çünkü zînetin gösterilmesi haram olmakla zînetin takıldığı yerin gösterilmesi de haram olur. (Bkz. Kurtubî, el-Câmi' li ahkâmi'l-Kur'an, Beyrut, 1988, XII, 153; İbn Kesîr, Tefsîr, İstanbul, 1986, III, 284).

İstisnâ edilen "kendiliğinden açılan" veya "görünmesinde sakınca olmayan" kısmını ashaptan Hz. Ali, İbn Abbas, İbn Ömer, Enes, tabiîlerden Said b. Cübeyr, Atâ, Mücâhid, Dehhak, müctehid imamlardan Ebû Hanîfe, Mâlik ve Evzâî'nin de dahil olduğu İslâm alimlerinin çoğunluğu "yüz ve bileklere kadar eller" olarak anlamışlardır. (bkz. Taberî, Câmi'u'l-beyân, Beyrut, 1978, XIII, 92-93). Diğer bir kısım sahabî, tabiîn, İmam Şâfi ve İmam Ahmed b. Hanbel'e göre kadının yüz ve ellerinin açılması da haramdır. Dolayısıyla açılmasına müsaade edilen dış zînet, âyet-i kerîmede kullanılan 'zahara' fiilinin özelliği gereği kendiliğinden açılan zînettir ki, bunun 'eller ve yüz' olması mümkün değildir. Çünkü bunları kapatma imkanı vardır ve kendiliğinden açılması söz konusu değildir. Bu, kadının iradesi dışında rüzgar vs. ile açılan zîneti olmalıdır. Sözkonusu âyetle zînetin ikinci zikredilişinde bu istisnânın olmaması da bunu gösterir. Yahut da bu, zâten kapatma imkânı olmayan dış elbiseden (siyâb) ibarettir. (Bkz. Taberi, Tefsir, XIII, 92-93; Cessâs, Ahkâmü'l-Kur'an, Beyrut, ts., V, 172; Zemahşeri, Keşşâf, Beyrut, ts, III, 186; Alûsî, Rûhu'l-me'ânî, Beyrut, ts, XIII, 141-142)

İbnü'l-Cevzî (ö.597/1200), Ebû Hayyan (ö.745/1345), Ebussuud (ö. 982/1574), Mevdûdî, Muhammed Hamîdullah gibi alimler özellikle 'cilbâb' ayetinden de (el-Ahzâb 33/59) hareketle kadının yüzünün örtülmesinin farz olduğunu söylerler (Bkz. İbnü'l-Cevzî, Zâdü'l-mesîr, Beyrut, 1987; Ebu Hayyan, Bahru'l-muhît, Beyrut, 1990, VII, 250; Mevdûdî, Tefhîm, (Terc), İstanbul, 1996, IV, 457; Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, İstanbul, 1980, II, 1330-1337).

Ayetteki "kendiliğinden görünen" mücmel ifadeyi az da olsa farklı tefsir eden alimler, kadınların istisnâ dışında kalan zînetlerini, zînet yerleri olan saç, baş, boyun, kulak, gerdan, göğüs, kol ve bacakların örtülmesi olarak anlamışlar ve bunlardan herhangi birini açmalarının caiz olmadığı hükmünde ittifak etmişlerdir. (Bkz. Taberi, Tefsir, XVIII, 93-94; Fahreddin Razi, Mefâtîhu'l-gayb, Tahran, ts., XXIII, 201-210; Kurtubî, el-Câmi li ahkâmi'l-Kur'an, XII, 152-153; Cassas, Ahkâmü'l-Kur'an, V, 172-175; İbnü'l-Arabi, Ahkâmü'l-Kur'an, Lübnan (Dâru'l-Ma'rife),III, 1365-1376).

"Humur", sözlük anlamında 'örtmek ve kaplamak' manaları bulunan 'hamr' kökünden gelen "kadının başını örttüğü şey, başörtüsü" manasına gelen 'hımâr' kelimesinin çoğulu ve 'başörtüleri' anlamında bir kelimedir. (bkz. Cevheri, es-Sıhâh, Beyrut, 1979, II, 649; İbn Manzûr, Lisânu'l-Arab, Beyrut, ts, IV, 256). Dolayısıyla tefsirlerde de kaydedildiği üzere 'humur' hem İslamdan önce hem İslamdan sonra Arap kadınlarının kullandıkları geleneksel başörtüsüdür. Klasik müfessirlere göre bu başörtüsü İslam öncesi dönemde az çok süs giysisi olarak kullanılır ve uçlar, örtünen kadının sırtına doğru salınırdı. O günün yaygın modasına göre kadınların giydiği gömleğin ya da bluzun önünde genişçe bir açıklık bulunur ve böylece göğüsler örtülmezdi (Bkz, Kurtubi, Tefsir, XII, 153; Elmalılı, Hak Dini, V, 3506). Demek ki son zamanlarda asrîlik sayılan gerdanları açmak böyle eski bir Câhiliyye adeti idi. İslam böyle açıklığı yasaklayıp başörtüsünün yakalar üzerine vurulmasını emrederek tesettürü farz kılmıştır. Buna göre kadınların başörtülerini yakalarının üzerine vurmaları, başlarını, saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını, göğüslerini açık tutmayıp bu suretle sımsıkı örtmeleri ve bunu sağlayacak başörtüsü kullanmaları gerekmektedir. Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre bu âyet-i kerîme nâzil olunca muhâcir ve ensâr kadınları hemen eteklerinden birer parça keserek başlarını örtmüşlerdir. (Bkz. Buhârî, Tefsîru Sûreti'n-Nûr, 13; Ebû Davud, Libâs, 31-33)

2. Ayet: "Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına (toplum içine çıktıklarında) dış kıyafetlerini üzerlerine almalarını söyle. Bu, onların (temiz kadınlar olarak) tanınmalarını ve rahatsız edilmemelerini temin eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, rahmet edicidir" (el-Ahzâb 33/59).

Bu âyet-i kerîmede müslüman hanımların evlerinden çıkarken üstlerine vücut hatlarını belli etmeyecek bir dış elbise almaları, ev kıyafetleri ile sokağa çıkmamaları emredilmektedir. Bütün müfessirler, tabirleri değişik olsa da, mefhumda birleşerek âyetteki 'cilbâb'dan maksadın, kadının elbiseleri üzerine giyilen ve bütün vücûdu örten bir örtü, elbise olduğunda ittifak etmişlerdir. Bu sebeple zamanımızda kadınların ev kıyafetleri üzerine pardesü, manto vb. bir dışarı elbisesi giymeleri gerekmektedir. Ayet, setr-i avreti değil, onun üzerine fazlasını emretmektedir. (Taberi, Tefsir, XXII, 33; Razi, Tefsir, XXV, 230; Ebu Hayyan, Bahru'l-muhît, VII, 250)

3. Ayet: Nûr sûresinin 60. âyetinde ise yaşlanmış, evliliğe umudu kalmamış kadınların, 31. âyette örtülmesi emredilen zînet ve zînet yerlerini örtmek kaydı ile Ahzâb 59. Ayette emredilen (manto, pardesü, çarşaf gibi) dış elbiselerini çıkarabilecekleri belirtilerek şöyle buyurulmaktadır: "Bir nikah ümidi beslemeyen, çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların zînetlerini (yabancı erkeklere) göstermeksizin, dış elbiselerini (cilbâb) çıkarmalarında kendilerine bir vebâl yoktur. Yine de dış ebliseli olmaları, kendileri için hayırlıdır. Allah işitendir, bilendir".

Bu açıklamalardan anlaşıldığı üzere biz de T.C. Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek kurulu Başkanlığı'nın B.02.1.DİB.0.10./212/ sayılı Tesettür karar no: 6 konulu 03. 02. 1993 tarihli kararda belirtilen şu neticeye katılmaktayız:

1- Gerek erkeklerin gerekse kadınların gözlerini haramdan korumaları
2- Kadınların vücûdun el ve yüzleri dışında kalan kısımları, aralarında dînen evlilik caiz olan erkekler yanında, vücut hatlarını ve rengini göstermeyecek nitelikte bir elbise (örtü) ile örtmeleri
3- Başörtülerini; saçlarını, başlarını, kulaklarını, boyun ve gerdanlarını iyice örtecek şekilde yakalarının üzerine salmaları dinimizin Kitap, Sünnet ve İslam alimlerinin ittifakı ile sabit olan kesin bir emridir. Müslümanların bu emirlere uymaları dînî bir vecîbedir.

 

geri dön

 

başörtüsü © serzeniş.net